ÇANAK ANTENLER ŞİMDİDEN ÇAMLICA CAMİİNE ÇEVRİLSİN!

 

 

Avrupa şehirlerine çanak kültürü, döner kültürü, yüksek cami minaresi ve Arapça kuran kursu ile giren, iş göçmeni imajı arkasına saklanan milyonlarca ödenek göçmeni, uyumsuzluk alanında insanlık tarihinin en acı bir örneklerinden birini sunuyor. Avrupa metropolleri, Türkiye ve Arap ülkelerine çevrilmiş, oldukları yere değil, bulunmadıkları, onları o anda yaşamadıkları yere yamalayan, televizyon antenlerini boyunlarına geçirmiş devasa kitlenin yarattığı yıkımı yaşıyor. Dindarlık taslayan, kimliğini türban ve Arapça kelimelerle ifade etmeyle şartlandırılmış kitle, Münih’teki hava durumunu değil de, çanaklarla kendilerine sunulan İstanbul veya Kırşehir’deki hava durumunu izliyor, onu konuşuyor ve ertesi gün ise kahvehane veya camiye giderken, yaşadığı yerdeki hava durumunu bilemediğinden tabiata da uyumu kaybediyor.

Yaşadıkları ülkelerin kültürünü kendileri için, anlamadıkları bilmedikleri kimlikleri için tehdit olarak gören kışkırtılmış kitle, çaktırmadan da o ülkelerde ne kadar olumsuz, kötü adet, gelenek, görenek varsa onlara sarılmaktan da vazgeçmiyor. Avrupa’ ya gelip arkasından burada ne kadar iyi kural ve kaide varsa onu tehdit olarak görmek, çanak takarak yönünü Mekke’ ye çevirmek, aşiret- kabile yaşam seviyesini aşamamak, çocuklarına da getto mirası, uyumsuzluk mirası dışında hiçbir şey bırakmamak, geride bırakılan, birlikte yaşanmayan toplumun hastalıklı bir parçası olmayı tercih etmek hipokrit bir olaydır.

 

 

Avrupa sokaklarında işsiz güçsüz, ödeneklerle yaşayan bu ‘muminler’ ordusu , Suudi mafyasına para yetiştirmek söz konusu olunca aslan kesiliyor!

 

Avrupa’ya hızla yayılan, oturum almak için malını mülkünü satan, aşlık grevleri yapan, hatta intiharlara bile başvurmaktan çekinmeyen milyonlarca insan, Hac bahanesi dışında Suudi Arabistan’a ayak basamıyor. ‘Muminlerine’ yasaklar koyanların başında, diktatörlüğün sembolü olan Suudiler var! Bu ülkeye girişin tek yolu Hac ya da Umre vizesidir. Hac veya umreye ise Diyanet İşleri Başkanlığının görevlendirdiği seyahat acenteleri ile gidilir. İşte Mafya örgütlenmesi tam takır çalışıyor… Bu sözde dindar Hacı adaylarının Suudi Arabistan’a havayoluyla gelmeleri de zorunludur. Uçuşların varış noktaları sadece Cidde ve Medine havalimanlarıdır. Hac veya umre vizesi ile Suudi Arabistan’a girenler Mekke, Medine ve Cidde şehirlerinin dışına da çıkamazlar. Diğer şehirlere seyahat edebilmek için, rüşvet vererek özel izin almak gerekiyor. En fazla 2 kadının yatabileceği yere 10 kadının sokulması, 1 kişinin zor yatabileceği küçücük odalara 5 erkeğin sokulması, çalınıp çırpılan paralarla da lüks şeyh vilalarının yapılması da herhalde islamın yeni bir şartı oluyor!. İnsanlar sistemli bir işkence görüyor, soyulup soğana çeviriliyorlar, akabinde ise buraya  kadar geldiklerine bin bir pişmanlık getiriyorlar ama Avrupa’ ya döndükten sonra da yıkanmış beyinleriyle ne kadar olumsuz şey varsa onlara tekrardan sarılıyorlar.

 

 

Dünyanın en büyük hapishanesine ‘kutsal topraklar’ adını veren cahil kitle, zihinlerde, belleklerde artık göçmen değil, akıl ve hatıralarda, kültür dairelerde artık göçmen değil, kendisine yasaklar koyanlara, celladına tapar gibi tapıyor ve onun sürdürdüğü dünya eğemenliği için herşeyini feda ediyor.

 

Arap politik İslam mezheplerin çıkışından günümüze kadar Arap Şii kültür misyonerliği ile Arap Sunni misyonerliğinin leş kartalları gibi Anadolu’ya üşüşmeleri şimdiki Hacı denilen deli gömleğindeki ucube insanın varlığının da temelli olmuştur. Gericilik Hazari, İran Şiiliği tarafından Anadolu’ya bulaştırılırken, Yeniçeri kışla Kültürü ile Anadolu askerileştirildi. Çoğunlukla Bizans dönmelerinden oluşan Osmanlı Sünni Padişah kavmi ile Şii Hazeri misyonerliğinin kan bağı burdan ileri geliyor…Dikkat edilirse, Arap köleci toplumu yaşam gerçeği olan Sünniliği kullanan ve yine Şii İslam yaşamı kullanarak Anadolu’ya hakim olan kabileler, şimdilerde Avrupa’ ya da aynı yöntemlerle yayılıyorlar. Bu aşiretler tamamıyla o dönemin  yabani göçmenlerinin bir devamıdırlar. Bektaşîlik ile kışla inancı hakim kılınırken, Sünni Arap kültürü de sivil topluma  hakim kılınıyor. Kandırılıp Bektaşi Yeniçeri kışla siyasetine yönlendirilen halkın durumu şimdi hala vahimdir.

 

Tarikat ve cemmatlerin sultası altında oluşturulan Hac mafyasının yıllık cirosu Alamanya’ nın yıllık hasılasını geçiyor! Tarikatlar bu insanlara, ” yanınıza en az  15 000 Dolar almanız gereklidir, yoksa Allah’ın yolunda hacınız kabul görmez…” diyerek, kadınlara altın bilezik ne kadar değerli eşyaları varsa sattırtıp günümüzün en büyük soygun ve talanlarını gerçekleştiriyorlar…

Hac mafyası günümüzün en büyük mafyası statüsündedir. İtalyan, Rus mafyaları Arap kavimlerinin yarattıkları din mafyasının yanında çok küçk kalıyorlar…Yılda 100 milyonlarca insanın, şahıs başına en az 15 000 Dolarla gönüllüce katkıda bulunduğu böylesine iyi planlanmış bir Mafya acentası insanlık tarihinde görülmemiştir. Hemde problem rizikosu olmaya bir mafya!! Oraya cennet bahçeleri için gidenler kendilerine isteyerek işkence ettiriyor, binlerce doları adlarına ‘ Allah’ın kutsal milleti ‘ adını verdikleri Arap kabile şehlerine gönüllüce teslim edip, beyinlerini iyice yıkattırıp  dönüyorlar.

İşte İslamın bu tuzağında, sallandırılan insanlar bir eskiye gidiyor, bir bugüne geliyor ve kendisine inşa edilen, tarih-din-ırk anlayışının, gözetleme kuleleri ile kuşatılmış, dışardan birilerinin çizdikleri sınırları belli olan hapishaneleri olan bir kolonist o artık!. Müslümanların yaşamları yürekler acısı. Gırtlağına kadar borç içinde binlerce doları borç alıp Arap şeyhlerine para yetiştiren, şeyhlere yedirirken de hep cenneti düşünen emmimiz, Hacdan dönüp bire aldığını ikiye satmaktan da vazgeçmiyor. Haci emmim artık yalan söylemez oluyor, ama yine ikiye aldığını dörde satıyor. 26 yaşında hacı olan Güllü hanım artık esas adı ile çağrılmıyor, Güllü hanım oldu Haccı emmi! ” Emim kalk, emim otur, emim gel, emim git…” Güllü hanımın adı oldu Haccı emmi! Kutsal hacı emmi karıyerini böylece de yapmış oldu, hemde 26 yaşında! Alman okulu imiş, Fransız okulu imiş, bunlara gerek kalmadı…Haccı emmi 26 yaşında cennetlik statüsünü aldı.

 

Bugün, yani 50 yıl sonra, Avrupa’daki Türklerin durumu, ilk gelen işçilerin durumundan oldukça farklı. Tarikatlarca yönlendirilen geri kalmış kitlenin yaşamını bugün bir zamanların Almanya’sına hiç benzemiyor. Başta Almanya olmak üzere bütün büyük Avrupa şehirlerinde, özellikle Berlin, Köln, Hamburg gibi metropollerde Müslüman gettoları oluşmuş, milyonlarca insan sanki uzaydan inen bir kolonistmiş gibi, varoldukları yerin halklarına karşı kışkırtılarak, soyutlandırılmış, uluslararası islami örgütlerin denetiminde hafıza kaybına uğratılarak örgütlendirilmiş, adeta yeni bir savaşın beşinci kolu haline getirilmiştir.

 

Müslüman tekke ve zaviyeler, tarikat ve cemaatler petrol milyarları ile adeta oynuyorlar. Bu güçler politize olmuş en gerici en güdümlü ve en işbirlikçi tarikatlardır. Ekonomik kriz  diye bir şey tanımıyan, her tarafa  lüks cami ve islam okulları kurmayı tek iş haline getiren bu yeni elit, Avrupa’nın yönetici kadrolarını satın almaktan da geri kalmıyor. Rüşvet ve dolandırıcılığı, soygun ve talanı temel kültür alan tarikatlar, gerektiğinde kendilerini en büyük hümanist, eşitlikçi vs. diye adlandırmaktan da geri kalmıyorlar.  Devlet politikalarından hedeflenen, yağma talancı hükümetlerin siyaset edindikleri “kolonileşmeyi” teşvik eden, “Avrupa İslamı, Türklüğü”ne oynayan, her türlü toplumsal gelişmeyi köstekleyen ve post modern sultanlığa oynayan, hırs şöhret peşindeki yeni din mafyasının güvenlik siyasetine hizmet eden bu imamlar ordusu- Diyanetin 90 000 civarındaki devasa kadrosu ve de gönüllüce cemaat ve tarikatlara katılan yüzbinlerce militan-, esasında Türkiyenin kuyusunu kazan, onun AB  üyeliğini tümden dinamitleyen en büyük faktördür. Müslümanların kanserleşmiş ebedi yayılma ihtiyacını karşılamaktan başka bir şey yapmayan bu imamlar ordusu, entegrasyon değil, yakıp yıkma ve yağmalamanın peşindedir.

 

 

“…* Çamlıca Camii projesinde birçok şey dünyada ilk kez uygulanıyor. Caminin roket rampaları içine yerleştirilmiş 6 seyyar minaresi bulunuyor. Bu, Hamas’a saldıran İsrail’e gözdağı anlamı taşıyor. 1600 kilometre menzile sahip minareler, müezzin içinde ezan okurken hedefe fırlatılabilme özelliğine sahip.

* Çamlıca Camii’nin kubbesi, Başbakan Erdoğan’ın namaz takkesinin 1’e 10.000 ölçekte büyütülmüş bir kopyası. Kubbenin arka tarafındaki basıklık, Başbakan’ın küçükken yan yatırılmamasından kaynaklanıyor.

* Caminin ilk projesinde bulunan ve Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesi’nden esinlenen “cemaatin yer altına alınması” uygulamasından vazgeçildi.

* Minarelerin üçer şerefeli olması, Başbakan’ın “en az üç çocuk” hedefini temsil ediyor. Caminin bahçesinde bulunan İslam tarihinin ilk yatay ve şerefesiz minaresi, CHP’li Müslümanlar için düşünüldü.

* İstanbul’un en yüksek tepesi Çamlıca’ya yapılacak cami, soğuk havalarda vatandaşların donma ihtimaline karşı kışın tekerlekler üzerinde aşağıya, Üsküdar Meydanı’na indirilecek. Cami hareketli olması sayesinde, Başbakan Erdoğan’ın dış gezilerine de götürülebilecek şekilde tasarlandı.

* Cami, aynı anda 75 bin kişinin abdest alabileceği şadırvanıyla da dünyanın en büyüğü olacak. Abdest saatleri dışında, şadırvanın musluklarından fakirler için iki çeşit çorba akacak. Damlayan muslukları kapatmaktan sorumlu görevlilerle, 2 bin kişiye istihdam sağlanacak.

* Camiye, Başbakan Erdoğan’ın 2071 hedefini temsil eden 2071 basamakla çıkılacak. Burada sürekli bekleyen 10 cankurtaranla fenalaşanlara müdahale edilecek.

* İstanbul’un her yerinden görülecek olan cami, Trakya’da Istıranca Dağları’na, güneyde Amanos Dağları’na ve kuzeyde Kaçkar Dağları’na Çamlıca’yı görecek şekilde yerleştirilecek dev aynalar vasıtasıyla, açık havalarda Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya’dan da çıplak gözle görülebilecek.

* İran şahının Sultanahmet Camii yapılırken yardım için gönderdiği bir sandık mücevheratın padişah tarafından caminin harcına karıştırıldığı söylentisi örnek alınarak, Başbakan Erdoğan’ın muhalif politikacı ve yazarlardan kazandığı maddi tazminatları Çamlıca Camii’nin temeline döktürmesi gündemde.

* Projeye son anda yapılan bir ekle, caminin üzerinde yapılacağı Çamlıca Tepesi’nin içinin oydurulmasına, böylelikle dünyanın ilk ve en büyük mağara tipi alışveriş merkezin yapılmasına karar verildi.

* Çamlıca’da bulunan televizyon vericilerine ait büyük antenler de caminin yapımı sırasında bir düzene kavuşturulacak. Antenler, “AKP Medya Tapınağı” adı altında birleştirilecek…..”  [  Şükrü Yavuz   sukru.yavuz@yurtgazetesi.com]

 

 

Sevgi ve Saygılarla

Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey
Esin Duran, N. Gök,
Sezer Aşkın,
Melahat Baykara,
Uğur Demir
Bedri Engin,
Selma Altuntaş,
Filiz Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman Bahar
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız

Musa Tekin
Aslı Birdal

Nazmi Doğan

Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız

http://www.facebook.com/entegrasyon.komitesi

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: