KİMLİK SORUNU

 

Avrupa’ ya entegrasyon açısından mevcut kimlik sorunu sadece Avrupa ülkelerine dağılmışların sorunu değil, aynı zamanda Anadolu’da yaşayan insanların kimlik bunalımıdır. Bu sorun tarihsel miraslar olan yerleşik kültürlerden yalnız birisini doğru kabul edip, ötekini yanlış saymaktan, kültür tarihini tek bir tarih görüşüne indirgemekten kaynaklanmaktadır. Sorun, bütün bir tarih ve medeniyeti Arap ve Asya göçmenlerinin islam ideolojisini benimsyerek ortalığı yağma ve talana başlamalarından itibaren keserek alan kopuk sahte bir tarih ve kimlik anlayışından kaynaklanmaktadır. Bugün resmi tarih, Anadolu’nun eski kavim ve uygarlıkları olan Grekler, Ermeniler, Frigler, Pontuslular, Hititler, Truvalılar, Bitinyalılar, Paflagonyalılar ve Kapadokyalıları ötekiler diye beyinlere sokarak, yapay, ayakları havada olan bir kimlike yola çıkmaktadır. Anadolu’da kendisini yerli görmeyen bir kimlikle nereye gidilirse gidilsin problemli hasta bir kimlik olunmaktan çıkılamaz.

Bu kimlik direkmen devamı olduğu Bizans’ı bile, ”ötekiler, bizden olmayanlardan” diye adlandırmaya devam ediyor. Mekke’den, Kerbela’dan, Hazar’ın kuzeyinden, güneyinden, Orta Asya’dan, ordan burdan, yukarıdan aşağıdan, Pomak’tan Arnavut’tan vs. heryerden gelindiği kabul edilyor da, Anadolu’nun yerlisi olmak, bu topraklarda uygarlıklar kurmuş halkların devamı olmak hala tabu sayılıyor!

Kendisini hiç bir yerin yerlisi sayamayan şimdiki kimlik, insanları bunalıma sokan hastalıklı bir kimliktir. Avrupa’da yeni kuşakların kimlik bunalımı, ruhlarındaki bölünmenin temellerinde yatan nedenlerden biri de işte bu ”her yere yabancı” devlet- aile eğitim politikalarının yarattığı ağır tahribattır. Bu gençler hala ”Ergenekon Kurt soyundan” veya ”Arabistan yarımadasından, ”muhamet – ali -osman soyundan” geldiklerine inandırılıyorlar. Almanya’ya yayılan onbinlerce din görevlisi militan yeni doğan çocukları daha küçük yaştan başlayarak, kurdukaları yurt, cami, kuran kursları gibi yerlere taşıyarak beyinlerini yıkamakta ve yaşadıkları ülkelere birer düşman olarak yetiştirmektedirler. Türk – Müslüman kimliği yaratalım derken, kişiliksiz, dejenere, saldırgan hastalıklı bir kimlik yaratılarak gelinen ülkelere de büyük zararlar verilmektedir. Anadolu’ da sanki hiç bir uygarlık yaşanmamış, paraşütle bilinmeyen bir araziye atlayan meçhul askerler misali, uydurmalarla hafıza kaybına uğratılan, başka yönler gösterilerek beyinleri yıkanan milyonlarca insan bugün birer serseri mayın gibidir. Böylece Avrupa’ya düşman yapılmış, dışardan örgütlenmiş  48 milyon kadar Müslümanın kültürel ve siyasi bir tehdit olmaya başlamıştır. Avrupalı entellektüeler entegrasyon sürecini bütünleşme olarak ele aldılar, aradan 50 yıl geçmesine rağmen sonuç tamamıyla fiyasko oldu. Irkçı Müslümanlar herşeyi zaman kazanma ve İslamı yaymak olarak gördüler ve entegrasyonu her alanda engellediler, bu politikanın devamı olarak doğan şimdiki uyumsuzluğun kaynağında o malum kimlik problemi yatmaktadır. Türk İslam sentezine dayanan bir kimlik hiç bir yere entegre olamaz: tanımından dolayı, kökeninden dolayı, dini imanı ve felsefesinden dolayı herzaman kendisine ve çevresine yabancı olarak yaşamak zorundadır. Avrupa’da ortaya çıkan 3. 4.kuşaklar, Kuzey Afrika, Ortadoğu, Türkiye ve Pakistan coğrafyasından çıkmış, iyi eğitim almamış ve yaşadığı topluma entegre olamayan bir Müslüman kuşağının kıskacında olduğu müddetçe asırlar geçsede normalleşeme olmayacaktır. Bugün Avrupa’daki ikinci ve üçüncü jenerasyon Müslüman nüfus daha kötü haldedir. İlk gelenler en azından işleri ile meşgul olup toplumu bozan kötü şeylere bulaşamayacak pozisyonda idiler. Yeni nesillerin bir kısmı yaşadıkları ülkelerin dillerini iyi konuşmalarına rağmen mental olarak tamamıyla dejenere olmuş durumdadırlar. Gövdeleri Avrupa’da, ama beyinleri başka yerdedir. Ciddi kimlik sorunları, dışardan atılan büyük ağlara takılmalarıyla başlıyor. Tarikat, cemaat, aşiret, kabile yaşamının derin etkileri, imam, hacı hoca takımının acımasız beyin yıkama faaliyetleri sonucu, yeni kuşaklar bağımsızca boyunlarını kaldıramamış, konuldukları kafeslerden çıkamamış ve bunalıma sürüklenerek sakat bırakılmışlardır. Bu şekilde kalarak aşırı şekilde büyüyen bir tümor ile karşı karşıya kalan Avrupa ülkeleri yakın bir gelecekte daha derin ve sürekli  bir etnik problemle boğuşmak zorunda kalacaklardır. AB iç raporlarındaki rakamlar endişe verici, gelecek 20 yıl içerisinde Avrupa, Müslüman ülkelerce yönetilen politize edilmiş bir ”göçmen” kitlesini sırtında taşıyarak ekonomik alanda da zayıflayacaktır.

Halbu ki, Osmanlı Bizans’ın Müslüman versiyonudur. Haçlı seferleri ile yağma talana uğrayan Anadolu Hiristiyanlarının mevcut kimliğe karşı doğan tepkilerinin ürünüdür. Hiristiyanlar kitlesel olarak islama dönmüşlerdir. Roma imparatorluğu nasıl Hristiyanlığı yaydığı yerde kalıcı olabildiyse, Osmanlıda o Hristiyanlara islamı kabul ettirerek Anadoluda, Bosnada,Kırımda uzun yıllar kalıcı olabilmiştir. İlk Osmanlı’lar İslamı, cevrelerindeki rumlara benzer bir sekilde yorumlamaya ve pratik etmeye baslamislardi. Cevredeki Rum Ortodokslar da, ister istemez dinlerini Osmanlı’lar gibi pratik etmeye başladılar. Yerli halklar yeni şartlar alrında zamanla islama zorlanmışlardır ve nitekim çoğu müslüman oldu. Osmanlı’larla evlilikler başladı. Osmanlı Devleti Bizanslar gibi teokrattır, onu devr almış ve daha da ileri götürmüştür. Osmanlıların fiziki yapısı ve görünüşlerinin Orta Asya’dan gelen, Moğol görünüşlü Türklerle bir benzerliği yoktu, aksine Osmanlı padişahları son Bizans imparator ailesi fertlerinin birer kopyası idiler.

Bizans bilindiği gibi, bizim Bizanslı dediğimiz kişilerin bilmedikleri, daha sonraki devrin bir terimidir. Bunlar kendilerini her zaman Romalı olarak adlandırmışlardır. Bizans içinde Anadolu’nun eski kavimleri Grekler, Frigler, Pontuslular, Hititler, Bitinyalılar, Paflagonyalılar, Kapadokyalılar, Hıristiyan Pers ve Türkler de yer alıyordu.

O çağlarda Konstantinopolis – İstanbul – medeniyetlerin en mühim sanat ve edebiyat eserlerini barındıran bir merkezdir. Haçlılar bunları yok sayarak kuşatma sonrası şehri tahrip etmeye başlarlar. Birçok yapının mermerleri sokaklara döküldü.

1204 yılının Nisan ayında şehir tekrar kuşatılır. Haçlıların şehre girmesinden sonra üç gün sürecek bir yağma ve talan başlar. Bir sürü dini yadigar Avrupa’ya götürülür. Kiliseler yağmalanır. Hatta Aya Sofya’da, patriğin tahtında fahişeler oynatılır, kiliseye ineklerle girilir. Bu süreci Konstantinopolis’te bir Latin Krallığı kurulması izleyecektir. Bu vaka, Ortodoks-Katolik çatışmasının 1453’e kadar sürmesine neden olacaktır. Loukas Notaras’ın Katoliklere duyduğu güvensizliğin en büyük etkenlerinden biri olan bu olay, her Bizanslı çocuğun annesinden duyduğu hikâyeye dönüşür. Hiristiyan nüfusun kitlesel olarak din değiştirmeye yönelmesi, Bursa sınır alanlarında konuklandırılan savaşçı boyların da yeni doğan fırsatlardan yararlanarak kendileri için bağımsız bir beyliğe yönelmelerinin yolunu açmıştır. Bu alanlardaki Hiristiyanlar, kendi köylerini kasabalarını yağmalayan Avrupa haçlılarına tepki olarak, din ve isimlerini değiştirerek osmanlı beyliğinin temel direkleri olmuşlardır.

 

II. Mehmet’in Bizans’tan alıntı yaparak,yorumlayarak uyguladığı pek çok sistem ve kanunlar ile kardeş katlinin serbest bırakılması,Osmanlı’nın daha 470 yıl ayakta kalmasında etkili olacaktır. Fakat bütün bu reformlar imparatorluğun artık bir Türk devleti değil , çok uluslu bir imparatorluk haline dönüşmesini tescil etmiştir. Nitekim o tarihten sonra Osmanlı Sultanları kendilerini sadece müslüman ve Türk dünyasının lideri olarak değil aynı zamanda Roma İmparatoru olarak görmüşlerdir. Osmanlı padişahlarının Fatih Sultam Mehmed’den itibaren kullanmaya başladıkları “Sultân-ı Rum” ünvanı “Roma İmparatoru” demektir ve “Roma” sözüyle kastedilen devlet, Bizans’tır. Fermanlarda ve paralarda İstanbul’un cumhuriyete kadar “Konstantiye” şeklinde geçmesinin sebebi de, budur.

 

Fatih’in Bizans tahtındaki oturuşunu gören Venedikliler onun kuşkusuz Roma İmparatoru olduğunu yazdılar. İmparator Jüstinyen’in bundan 1500 yıl kadar önce inşa ettirdiği Ayasofya, özellikle de Ayasofya’nın kubbe stili, Anadolu’daki ve Rumeli’deki hemen bütün camilere modellik etmiştir. Hattâ Ankara’da Cumhuriyet’in ilâlından neredeyse 50 sene sonra yapılan Kocatepe Camii’ne bile!Ve şimdi de Çamlıca Erdoğan camisine modellik ediyor!. Ordudaki “alay” kavramının aslı, Bizans imparatorlarının muhafız birliği olan “allagiyon” ; günümüz Türkçesi’ nde sıkça kullanılan “efendi” sözü de yine Bizans’taki hitap tarzlarından biridir.
Sonuçta Osmanlı devlet düzeni için bir tarif yapmak gerekirse, İngiliz tarih araştırmacısı Jason Goodwin “Ufukların Efendisi Osmanlılar-Lords of the horizons” adlı kitabında şöyle der; “Sistemi Grek ve Roma,dili Acem,yasaları İslam ve Roma,müziği Bizans ”. Özellikle İstanbul’da evliya türbesi olarak hâlâ ziyaret edilen bazı yerler, aslında Bizans zamanından kalmış mekânlardır. Meselâ Dolmabahçe’ deki Baba Sungur Tekkesi, Bizanslı bir kahramanın mezarının üzerine kurulmuştur ve türbeyi İstanbul’un Ortodoks halkı da ziyaret eder

Ancak Osmanlılar, çoğu müslüman olan Türkler’i birarada tutabilmek içinde “ümmet” kavramını öne çıkartmışlar,Yavuz Sultan Selim’in ,Mısır’dan halifeliği almasıyla,müslüman halkı uzun süre kendilerine bağlı tutabilmişlerdi.Türk ve müslüman kitlenin dışında kalan teba, sultanın Bizans ve Roma imparatoru olduğu fikri önde tutulmak üzre , önce devşirmelere sonralarıda alenen gayrı müslimlere devlet idaresinde ve çeşitli kurumlarda görev vererek , ticaret yapmaları teşviklenerek sağlanmıştır.

AKP iktidarı, Çamlıca’ya, Osmanlı’nın devamını sembolleyecek Erdoğan camisini kurmakla Bizans ve Osmanlı geleneğini devam ettiriyor. Yüksek minareli cami kültürü tamamıyla Bizans’lardan devr alınmıştır, ama AKP Bizans’ın devamı olduğunu kabul etmiyor. AKP Arap hayranlığı yapıyor. Araplar, Bizanslarla olan ilk savaşlarından sonra, Bizans’ın bütün Hiristiyan anıt ve sembollerini taklit etmişlerdir. Araplar İslam dinini yayma adına yağma ve talan fetihlerine girişip Suriye ve Filistin ve İskenderiye’yi ele geçirdikten sonra, daha önce Arap çöllerinde olmayan olmayan bu minareli yapıyı taklid ederek onu kiliselere alternatif olarak geliştirdiler. Orta Asya’da yaşayan Türklerin de aynı şekilde çadır dışında bir anıtları yok idi. Bunlar Anadolu’ ya geldiklerinde Bizans’ların güç ve hakimiyeti simgeleyen anıtlarını, kiliselerini cami adı altında revize ederek devam ettirmişlerdir. Aynı şekilde türban olayıda bundan farklı değildir. Türban, başlı başına Katoliklerle Ortodokslar arasında yaşanan kavgalarla tarihe geçmiştir. Türban Farsça’da dulband’dır. Türkçe de tülbent olmuştur. Aslında esas türban modeli başı önden arkaya doğru kapatan ensede toplanan örtü biçimidir. Büyük iskender Pers imparatorluğunu ele geçirdikten sonra, Hindistan doğru ilerleyişinde Sih’ler olan bu modeli batıya taşımıştır. Batının Türbandan anladığı Sih inanışındaki baş kapatma biçimidir. Sonra doğu Roma da bu örtünmeler biçim değiştirerek devam etmiştir.

Yahudilik ve Hıristiyanlıkta tıpkı İslam’da olduğu gibi, örtünme bizzat kutsal metinlerde yer alır. Bu çerçevede geçmişten günümüze bu dini geleneklerde, en azından Ortodoks yorumlarında, örtüye önem verildiğini görüyoruz. Bütün külah ve sarıklar tek tanrılı dinlerde kuvvetli birer semboldürler. Osmanlı sarığı, Bizans türbanlarının, İranlılarca revize biçimidir.
FANATİK ÖRTÜNME BİZANS İLE BAŞLAR VE KÖKENİ DE ANADOLU HİRİSTİYANLIĞIDIR.
 

Hıristiyanlığın temel ilkelerini belirleyen Tarsuslu Aziz Pavlus, “kadının örtüsüz Tanrı’ya dua etmesi doğru değildir. Kadın örtünmüyorsa saçı kesilmelidir” demiştir. A. Pavlus devamla: “Buna karşılık kadının başında örtü olmaksızın ibadet etmesi onun başını kirletir. Çünkü böyle bir kadın saçları kökünden kazınmış bir kadının kendisidir. Bir kadın başını örtmüyorsa saçını kestirsin. Ama saçlarını kısa kestirmek veya kazıtmak bir kadın için aynı şekilde utanç verici bir şeydir. Kadın (saçı uzun olmakla kalmamalı) başını örtmelidir. Erkek tanrının kopyası ve onun yansımış ışığı olduğu için, başını örtmez. Ama kadın (örtünmeli çünkü o) erkeğin yansımış ışığıdır. Çünkü uzun saç, kadına örtünmesi için verilmiştir.”
(Birinci Mektup, 11/ 5-9.) Erkek eli değmemişliğin, erdemliğin sembolü Hz. Meryem hep başı bağlı tasvir edilmiştir.
Bizans’ta Kutsal İncil’i anlatan duvar mozaiklerinde Meryem kara çarşaflı olarak karşımıza çıkar. Halen Avrupa müzelerinde Meryem’in kara çarşaflı yağlı boyaları sergilenmektedir.
Anadolu’da Asur’dan Antik Yunan’a, Roma’dan Bizans’a uzanan kadının eve kapatılma süreci Bizansın devamı olan Osmanlı da en keskin biçimini aldı.

Sevgi ve Saygılarla

Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey
Esin Duran,
Selda Suner,
N. Gök,
Sezer Aşkın,
Melahat Baykara,
Uğur Demir
Ismail B. Cenk
Bedri Engin,
Selma Altuntaş,
Filiz Serin,
Nedim Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman Bahar
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız
Murat Çetindal
Ali OkyarMusa Tekin
Aslı Birdal
Nazmi Doğan
İnci Gür
L. Okar
Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız
Murat Nidar
şemsi Kaya
Ayten Ekşi,
Eda leman
nermin ışıl
D. Polat
Kadir Erdem
Serdar OKTAY
Mehmet Özdemir
Mustafa Erkan
Nuri AKTAS
Emine AKTAS
O. Kadir Ergun
Metin Kurca

Sedat Isiklar
Filiz Bag
Kadir Baskale

Sevim Varlik

Hasan Mesut Akkaya
Necmi Guler
Erhan Isguz

Meral Okur
Bilge Okyaz.
Kemal Koç
L. Mirakoğlu
Oktay Kızılcık
Mehmet Yavuzgil

http://www.facebook.com/entegrasyon.komitesi

 

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: