Değişen nedir? Eski erozyon AKP tarafından sürdürülecektir.

 Zora düşen Erdoğan kliğinin yardımına koşmakla hangi Kürt sorunu çözülüyor? İktidardaki AKP Sünnicilerinin “Yeni Osmanlı” saçmalığına katılmakla hiçbir sorun çözülemez.

Suriye’ye girip Arap’ların, bütün Müslümanların yeni lideri, kahramanı olmak isteyen Erdoğan’ın senaryolarında figüran rollerini üstlenen Caşların ihanetleri devam ediyor. Erdoğan çetesi bir onbaşı yoluyla, İmralı’da kulağa fısıldıyor. ”…Suriye’ de Sunni Arapları desteklettirin, karşı çıkanların temizlenmesine de hemen başlansın, ondan sonra Kürt-Türk kardeşleri olarak sorunu çözeriz…”, diyor, zavallı cemaat te amin diyerek hemen harekete geçiyor.

Osmanlı padişahlarının devamı olmak için herşeyi deneyen dinci çetelerin, Suriye alanındadaki planlarının ilki daha birinci aşamasında  iflas etti. İşgali yönetecek generallerin perde arkasında ültümatom verir gibi tavır takınmaları- ”..önce içerdekileri çıkarın, biz onlarsız savaşamayız, kapasite yok, yenilgi kaçınılmazdır…” deyip Erdoğan’a rest çekmelerinden sonra yürürlüğe sokulan ikinci plan tamamıyla çete kültürünün, onun yarattığı devlet yapılanmasının bir ispatı oldu. Erdoğan çetesi görünüyorki filmlerdeki Osmanlı geleneklerinden fazla etkilenmiş.

AKP genel seçimlerden aldığı çoğunluk iradesini, devlet ve toplum üzerinde tam bir tahakküm kurma gerekçesi olarak kullanmakta, sivil toplumu ve devleti kuşatmakta, başkanlık sistemine yönelen “tek parti” siyaset çizgisi izlemektedir. AKP, geleneksel devlet yapısını “demokratikleştirdiği” demagojisini yaparken, esasen yaptığı şey, YÖK, RTÜK, HSYK ve diğer 12 Eylül kurumları da dahil olmak üzere, bütün antidemokratik yapıları AKP’lileştirmekten ibarettir. Kendi medyasını, polisini, yargısını yaratarak herkesi dinleyen ve izleyen büyük bir gözaltı düzeni, kendisine biat eden bir toplum oluşturmak istemektedir.

Zirve katliamını yöneten şahıs daha önce solcu kimliği ile yakalanmış, MİT emri ile serbest bırakılmış ve Malatya’da Türk İslam geleneğine göre 3 kişinin başlarını kestirtmiş. Güngören’de o zamanın İstanbul valisinin- AKP li olduğundan dokunulmuyor-  bilgisi dahilinde kitle katliamı yapılmış, İbrahim Tatlıses’e rakip mafya süsü verilerek suikast yaptırtılmış, kendi karakolları özel harpçilerin silah ve enformasyonları sayesinde kan göllerine çevrilmiş, binlerce masum insanın yaşamlarına son verilmiştir. Değişen bir şey yok, aynı MİT şimdide ”imralı” senaryoları ile meşgul!

12 Eylül yöneticileri tarafından çıkarılan yasalar ve kurumlar da bugün yürürlüktedir.

Bizzat darbeciler tarafından hazırlanan çalışma yasalarının geçerliliğini koruyor. 12 Eylül’ün siyasi, sosyal ve ideolojik sonuçları da hâlâ geçerlidir.

Bugün insan haklarından, Kürt sorununa, sendikal hakların ayaklar altına alınmasından adalet mekanizmasına, basın yayın araçlarındaki sansürden üniversite özerkliğinin yok edilmesine, şovenizmin yaygınlaşmasından militarizm övgüsüne… ve krizi hızlandıran ekonomik politikalara kadar hayatımızı karartan bütün uygulamaların kökeninde 12 Eylül’de çizilen toplumu yeniden biçimlendirme projesi vardır. Bu projenin sonuçları kendisini bugün her alanda yozlaşma, çürüme, çözümsüzlük olarak göstermektedir.

Bugün Türkiye’de yaşananlar, Çatlı – Bucak – Çiller -Ağar çetelerinin yaptıklarını aratmıyor. Güçlü aşiret ve tarikatların özel harpçi örgütlerin başında olanlar uyuşturucu ticareti, rüşvet, kadın ticareti yapanlar boyalanarak iktidarlarına devam ediyorlar. Bucaklar, Ağarlar, tüm işkenceciler, katiller olup bitenlerin ve kendi yaptıklarının devletin bilgi ve onayı dahilinde olduğunu, yani bir devlet politikası olduğunu söylüyorlar. Demirel’in, Özal’ın, Çiller’in, Mehmet Ağar’ın, Doğan Güreş’in adından  hiçbir dönemde hukuk devleti olmayan TC’nin çeteleşmesi eskidir ve 1950’li yıllarda, soğuk savaş döneminde, CİA’nın yönlendirmesi ile birçok NATO ülkesi gibi Türkiye’de de kurulan Gladyo örgütü, ya da Kontrgerilla bu doğrultuda önemli bir adımdır. Bunu başka türden illegal, yarı legal paramiliter yapılanmalar izledi. Bu yapıların 1960’lı 70’li yıllarda yaptıkları provokasyonlar, işlediği cinayetler, kamuoyunu sarsıcı türden eylemler (solcu gençlere, bilim adamlarına, gazetecilere karşı cinayetler, Alevi-Sünni çatışmaları yaratma; Marmara Gemisi’nin Batırılması, Kültür Sarayı’nın yakılması; Maraş, Malatya, Kırıkhan ve Çorum olayları; 1977 1 Mayıs Katliamı ve daha niceleri) malum… Rejim, “ülkücü” denen gençleri, Kontrgerillacı Türkeş’in “bozkurtlar”ını, daha 1960’lı yıllardan başlayarak yoğun biçimde kullandı. Bunlar asıl olarak MİT eliyle yönlendirildiler. Bu dönemde Kürt ulusal hareketini sindirmek için de sivil bozkurt örgütlerinin yanısıra orduya bağlı komando birlikleri kullanıldı ve bunlar Kürdistan’da “silah ve suçlu arama” adı altında, Kürt köy ve kasabalarında dehşet saçtılar…

Darbe önceleri, göz göre adam öldürülen, kitlesel katliam yapan militanlar MİT emri ile serbest bırakılıyordu,  MİT şimdide İmralı macerası ile aynı geleneğini devam etiriyor. 

El bombaları – makineli tüfekler günlük hayata girmiş, işkenceler mahalle karakollarına kadar yaygınlaşmıştır.

Bu ülkede, yurttaşlar bizzat devlet tarafından ayrımcılığa uğramış, kültürleri reddedilmiş, kimlikleri inkâr edilmiş, evlerinden, köylerinden yurtlarından sürülmüş ve yine devlet tarafından yıllarca unutamayacakları acılar yaşatılmıştır.
Gencecik insanlar darağaçlarına çekilmiş, “kaçtı” diye vurulmuş, işkencede katledilmişlerdir.

Bizzat devlet eliyle beslenen ve sahnelenen bu terör, aynı zamanda solu ve Kürt hareketini zamansız bir başkaldırıya, terör minderine çekmeyi amaçlamıştı ve bunda başarılı da oldu. Ordu içindeki cuntalar kendi elleriyle döşedikleri bu terör kaldırımına basarak, onu bahane ederek sözde kardeş kavgasını önleme, milli birlik ve beraberliği koruma sloganlarıyla 1971 ve 1980’de iktidara el koydular. Erdoğan çeteleri, şimdide ”terörist başı” dediklerine sarılarak amaçlarına ulaşmak istiyorlar. Dünyada başka bir eşi görülmeyen bu kadar ilkel bir çete dalaşından, halkların, toplumların sorunlarının çözüldüğü görülmemiştir. Görüldüğü gibi Erdoğan çetesi tamamıyla Makyavelisttir. Amaç için her şey mubahtır. Sultanlığını ilan edene kadar bu şekilde her telden oynayacaktır. Erdoğan tarikat ve mezhepleri, mutlak çoğunlukta olmalarına rağmen cunta anayasasını kendi amaçları için kullanmaya devam ediyorlar. ”İmralı süreci” adı altında yürütülen, çetelerin kendi aralarındaki al ver hesaplaşmalarını, Kürt sorununun bir çözümü şeklinde algılamak aptallıktır. Erdoğan kliği öncekilerden farksızdır, onların anayasasına göre, onların zulüm ve terörine göre, onların yolunda ilerliyor, değişen sadece yeşil bir boyadır. Kürtler için değişen bir kanun varmıdır? Kürtler’e hangi hak verilmiş, bunun garantisi nerdedir? Hangi kağıda bir şey yazılmış ve Erdoğan bunu imzalamıştır? Çetelerin sözü, mafyanın sözü olur, ama bunlar sosyo-politik alanda belirleyici değildir!

Hukuk devletinde bunlar olamaz. Bir insan hem baş terörcü, hemde takma adla, devlet denilen oluşumun sorun çözücü baş adamı olmaz. Bunlar tipik çete yapılanmasının a-b-c sidirler. Devletler önce kanunları değiştirir, siyasi anlamda özeleştiri yapar ve yeni kanunlara göre, yeni adlar koyarak proseslerini yönlendirirler. Kabile aşiret tarikat mezhep aşamasına saplanıp kalan Türkiye’de ne yazık ki bunun tam tersi yapılıyor. Polis ve MİT’ i kontrol altına alan her çete için kanun, devlet, millet kendisidir.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: