R. T. Erdoğan’ın büyük sürü ideolojisi.

Muhamed’in 1400 sene evel Arap Bedevilerine dayattığı demografik çoğalma yöntemini dayatan Erdoğan tek lider olma yolunda ilerliyor.

Konya mitinginde, “1071 Anadolu’ya hükmümüz, 2071 Cihana hükmümüz“, diye pankartlar asıp, sloganlar atan Erdoğanland sürüsü, Türkiye’yi yeni maceralara sürükleme yolunda! 

Çoğalın, çoğalın her ne pahasına olursa olsun çoğalın, herşey mubahtır diye bas bas bağıran AKP yönetimi, Türkiye’ yi fare deney laboratuvarına çevirmek istiyor.
”R.T ERDOĞAN GENÇLERE 2071 NESLİNİ YETİŞTİRME ÇAĞRISINI YİNELEDİ

Erdoğan, ardından sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizler 2071’i göremeyebiliriz, gençler sizlere sesleniyorum. Özellikle bekar olanlarınıza sesleniyorum. Evleneceksiniz, inşallah 1071’in neslini siz yetiştireceksiniz. Ama öyle bir şuurla yetiştireceksiniz ki onlar bu ülkenin yerini ilk 10’un içerisinde farklı bir yere taşıyacaklar. Çünkü biz farklı ufukların insanlarıyız her gittiğim yerde onun için en az 3 çocuk diyorum. Çünkü genç yetiştirilmiş, dinamik bir nesli biz yetiştireceğiz. Bunu ihmal etmeyelim. Eğer bugün 444 kod numarasıyla yeni bir dönem başladıysa bunu iyi hesap ediniz. —Kaynak: dindiyanet.—

Ortalığı çalak çocukla doldurarak çoğunluk sağlamak isteyen Erdoğan’ın Konya mitinginde, “1071 de Anadolu hükümranlığı, 2071 cihan hakimiyeti” diye sloganlar atıldı ve pankartlar taşındı. Büyük sürü yeniden büyük felaketler peşinde…! Tek lider, tek ırk, tek din’ e oynayan Erdoğan devamla, ‘İşte 326 tane milletvekiliniz var, 326 milletvekiliyle gene mi bahane’ diyorlar. Ama işte bu kuvvetler ayrılığı denilen olay var ya o geliyor sizin önünüze bir engel olarak dikiliyor…”, diyerek niyetini de iyice belli etti.

İstanbul’da padişahların kurduklarından daha büyük cami kurmak, başkanlık sistemi ve akabinde tek liderlik, Muhamed’in 1400 sene evel Arap Bedevilerine dayattığı demografik çoğalma yöntemini dayatmak, aşırı hızla çoğalacak kalabalıklara Wahhabiler’ in fetih ve ganimet hedeflerini aşılayan tarikat ve cemaatleri güçlendirerek çığ gibi büyüyen bu kitleler üzerinde politik ve psikolojik alanlarda tam kontrol sağlamak, işte 2013 Türkiyesinden yeni manzaralar…

Osmanlı’nın kaldığı yerden tam hızla devam, hem de en büyük minareleri dikenin kaldığı yerden devam. Muhamet, kız çocuklarını kuma gömüp öldüren bedevi ve Wahhabiler’in önlerine yeni hedefler koymuştu. Ayetler indirtti ve kuma gömüp öldürme yerine, onları tam hızla çalışan Arap üreticisi fabrikalara çevirerek gerekli silahlı güçlerin oluşumunu sağladı. Her Arap Müslüman erkek birden fazla kadına sahip olma hakkını Allah’tan alıyordu. Muhamet poligami yöntemini uygulayarak hem Arap’ların hayvansal duygularına sesleniyor hemde bu yolla olağanüstü derecede büyüyen Arap nüfusunu komşu ülkelere yönlendirerek kısa zamanda dünyanın o dönemki en büyük 2 gücünü tehdit etmeye başlıyordu. Politik taktik tutmuştu. Çölde dolaşan, dünyadan tamamıyla kopuk yabani Bedevi kabileleri bugün Erdoğan’ ın da savunduğu ve uygulamaya koyduğu yöntemler sayesinde büyük bir hızla Bizans ve Pers imparatorluklarının sınırlarını aşarak Anadolu’ya ulaşıyorlardı. Kürtler’in kılıç zoruyla Müslümanlaştırılıp Arapların köleleleri haline getirilmeleri sonun başlangıcına takabül ediyordu. Fas’tan, Orta Asya’ya kadar nice halk Muhamet’in askeri stratejileri sayesinde Arap işgaline geçiyor ve Pers’ler de nihayetinde bu keskin kılıcın önünde başlarını eğmek zorunda kalıyorlardı. Arap’ların bu tarihsel başarıları tamamıyla Muhamet’in o görünmeyen hilesinde yatar. Herşey sayısal olarak çoğalma ve komşu alanlara masumane migrasyonlarla girilerek kurulan enklavelerle başlar.  İşte bu çoğalmak, çoğalmak, tavşanlar gibi çoğalmak, kutsal bir artış ve sayıyla hakimiyet kurmak, ilk olarak Erdoğan tarafından kodlanmamış, bunun Medine kodlaması Arap Muhamet’ e aittir.  Bu şekilde ekspononşiel olarak çoğalan Arap nüfusu kısacık bir zaman dilimi içinde 30 ülkeyi din iman adına ele geçirdi.

AKP usulü yöntemlerle çoğaltılmaya çalışılan deney hayvanları (laboratuar fareleri) gözüyle bakılan sürüler demek ki bu fetih ve yağmalar için gereklidirler. İnsanın aklına takılabilir, neden bu kadar insan bu kadar önemli?. Erdoğan tayfası bu insanların sadece varlığını istiyor ama, nasıl olmaları onlar için asla sorun değil! Her sene bir Erdoğan doğuracak kadınlar bu insanları nasıl eğitecek? Cahil cuhul insanlar, uyumsuz, kriminal kalitesiz unsurların yarattıkları imago yetmiyormuş sanki, bu defa da virus usulü çoğalma devletin resmi ideolojisi oldu…! Dünyanın dört bir yanına işçi veya göçmen diye sürülecek olan bu deney farelerini çekici kılan bir çok sebep var. Müslümanlığın yağma ve talan hareketlerini genişletmek ve dünyanın bütün özgür halklarını baskı ve terör altına almaktır amaç. Sınır tanımayacak bu Erdoğan’lar biyolojik olarak da oldukça çekici bir yapıya sahipler -Erdoğan’ın her lafında genç nüfus diye yutturmaya çalıştığı dejenere unsurlar-, islamist Türk modeli olarak kullanılmaya en uygun mücahitler olacaklardır.

Bütün bunlar, ekonomiyi korumak için(miş). demekki kobaylık? Aramızda bazıları fare olmalı ki, ırkımız dinimiz ayakta kalabilsin!

Erdoğan Bosna’da:  “Herhalde bundan dolayı gücenmezsiniz… Bosna Hersek’in nüfus artış hızı çok düşük. Bu bakımdan hocalarımızın da desteğine ihtiyacımız var. Ben Türkiye’de ‘3 çocuk’ diyorum ama burada en az 5 çocuk olması lazım. ” kaynak: –Hürriyet gazetesi—

Bir ülke insanının ‘gönüllük şartıyla bile olsa’ laboratuar faresi muamelesi görmesine nasıl izin verilir? Doğrusu buna akıl erdirmek mümkün değil!

”Başbakan Erdoğan, İstanbul’da katıldığı bir konferansta ilginç açıklamalarda bulundu. ‘Eşim dört çocuğumuzun bezlerini elinde yıkayarak büyüttü. Şimdi iş çok daha kolay. Çamaşır makineleri var. 5 çocuk bile olur” dedi. kaynak: RADİKAL—

AKP ve diğer Türk İslam sentezcilerinin yapmaları gereken tek şey varsa o da hemen Himler gibi özel bir laboratuvar kurup orada aşırı hızla Türk, Arap ve Müslüman üretmektir. Bu kadar bağırma, çaba ve eziyete ne gerek var?

AKP, sadece İslamist bir parti değil aynı zamanda yayılmacılığa soyunan ırkçı bir partidir. AKP, Hanefi mezhepli Sunni İslam diktatörlüğüdür. AKP, neo Osmanlıcı, yayılmacı, İslamist  hegemonya hedefinde tehlikeli bir oluşumdur. AKP, cami avlusundan yükselip devlet olanaklarını ele geçiren tarikat ve cemaatlerin partisidir.  AKP, Baas Partisin’den daha katliamcı, Molla rejiminden daha geri bir rejimdir. Nato’nun ikinci büyük ordusu yine Nato’nun silahlarıyla her gün köy ve kasabaları bombalıyor,  Filistinli kardeşi için İsrail’e savaş açmayı düşünen, Türkiyede özgürlüğün kırıntısını bile çok gören siyaset güdüyor. Cami avlusundan sivil düşünce çıkmaz. Cami avlusundan demokrasi hiç çıkmaz. Cami avlusundan iktidar olanlar ne yapmış bakınız. Yırtık ayakkabı ile cami avlusundan siyasete giren Erdoğan kısa sürede Karun kadar zengin oldu. Yetmedi, oğlu, kızı, damadı, velhasıl hanımına selam verip elpençe divan duran herkes zengin oldu. Daha doğrusu, devletin milli hasılasını kendisi gibi düşünenlere peşkeş çektirdi. Türk islam sentezi doktirinien bağlı olarak üretilen kimliksiz, niteliksiz insan tipinin doğuşunda, tarihsel sosyal faktörlerin yanında işte bu Erdoğan tipi insanların büyük rollleri vardır. Kalpazanından işkencecisine hertürlü suç işleyeni bu ideolojinin arkasına sığınıyor. Terör, yolsuzluk, haksızlık, adaletsizlik, adam kayırma, fuhuş, ahlaksızlık, cinayetler, yalan ve talanı maskelemek için kullanılan ırkçı Vahhabici Türk İslam ideolojisinin büyük sürüsü, büyük felaketlerin habercisi olmaktan daha ileriye gidemez.

Mesela bu tayfa her yıl İstanbul’un fethini kutluyor! Bu aşağılık bir olaydır. Müslümanlar Şam, Kahire, Bağdat, Konya, Bursa, İstanbul ve daha nice şehirlere vahşet, gasp, işgal ve yağma sahnelerinden başka bir şey yaşatmamışlardır. Newyork şehrini Hollandalılar kurmuş ve sonra İngiliz’lere satmışlardır. Oraya göçmen olarak gitmişler, yani orayı yerli halkın yaptığı bir şehri olarak işgal etmemiş, kendileri inşa etmelerine rağmen her sene kalkıp da bunun kutlamasını yapmıyorlar. Dünyada hiç bir ülke işgal ettiği, başka bir halkın olan bir yerleşim biriminin işgalini kutlama alçaklığına girmiyor. Hitler bile Paris’i işgal ettikten sonra, sonraki yıllarda onun kutlamasına girmemiştir. Kanada’lılar Eskimolardan aldıkları herhangi bir alan için yıllık kutlama yapmazlar. Bunlar tamamen çağdışı, eski kabile toplumlarından kalan geleneklerdir.

Müslümanlaştırılmış Türk göçebelerinin Anadolu’da kurduğu herhangi bir şehir veya köy yoktur, her yeri tamamıyla barbarlıkla, asarak keserek ele geçirmiş ve şimdi utanmadan bu şehirlerin işgalini kutuyorlar. Şu an Anadoludaki eski şehir, ilçe vs isimlerinin çoğu Cumhuriyetin ardından değiştirilip Türkçeleştirilmiştir. Üstüne üstlük bu kutlamalar devletin ana doktirini yapılmış durumdadır. Gasp, işgal, yağma, talan bir bedevi kültürüdür, bu topraklarda din adına Müslümanlık adına yetiştirilen çocuklar nasıl oldu da çölün vahşi bedevilerine dönüştüler? Arap akınları yüzünden Kapadokya alanında insanlar yeraltı şehirleri yapmak zorunda kalmışlardır. Müslümanların kılıcından kurtulmak için çırpınan karadeniz halkları tapınaklarını taşların içine taşımış, Sümela gibi dağ keçilerinin yaşam alanlarına benzer sığınma yerleri inşa etmişlerdir. Ürgüp’teki peri bacaları, Kayseri’ den Nevşehir alanlarına kadar yayılan büyük yeraltı şehirleri işte bu İslamcı akıncılardan korunmak için yapılmıştır. Uygar Anadolu halkları yer üstündeki bütün varlıklarını kan içici barbarlara kaptırırken, gasp ve zulümden korunmak için tarihe bir abide olarak kalacak yeraltı şehirlerini de geriye bir ibret dersi olarak bırakmışlardır. Bu yeraltı şehirlerinde, dağların uçurumlarındaki abideler, kutlamalar yapan, turizm safsataları ile insanların gözlerini oyalayan ahmaklara hangi dersi veriyor? İstanbul’u kuşatırken içerde ne kadar savunucu, 300 000′ i aşkın çapulcuya karşı direniyordu. Mehmet’in çapulcuları ne amaçla burada toplanmıştı? Neden 200 000 serdengeçti dünyanın bütün Müslüman ülkelerinden toplanarak buraya kadar getirilmişti? Serdengeçtiler kuşatma boyunca ağır derecede uyuşturucu ile kendilerinden geçiriliyordu – ser farsçada kafa-. işte uygar İstanbul, 9 000 – 12 000 civarında bir savunmasıyla bu şekilde yağma ve talana uğrayıp tarihe veda ediyordu!

Türkiye’de yaşanan ağır beyin yıkama, kitlelerin zorla Müslümanlaştırılmasına bağlı olarak ortaya çıkan derin kimlik bunalımının yolaçtığı derin hasar her alanda görülmeye devam ediliyor. Böyle çarpık bir ”kimliğin” ortaya çıkmasında çeşitli faktörler vardır. Bunların başında çağdışı devlet doktirini geliyor. Günümüzde nicelik değil, nitelik önemlidir. Kalitesiz nüfus patlamaları çağı çoktan geçmesine rağmen, Türkiye yöneticileri eski kabile, cemaat, tarikat, aşiret kafa yapısından kurtulamadıkları için kuru kalabalığa tapmaya devam ediyorlar.

Avrupa’ da, sayısal olarak 100 000 ü geçkin göçmeni olan 59 ülke var, resmi rakamlara bakılarak bu sayının altında olanları bir tarafa bırakırsak, Türkiye kendi insanını göçebeliğe sürüklemede hala baş sırada. Ekonomi iyiye gidiyorsa, etkisini en çok bu alanda göstermesi gerekmiyor mu?. Avrupa’ ya en fazla göçmen vermiş olan Türkiye, entegrasyon alanında ise en arkada! Bırakalım, Alman, İngiliz, veya Çinliyi, Japonlar bile negatif Türk imagosuna sahip olmaya başladı.

Osmanlı’dan devralınan, parazit yaşama, başkasında olana el koyma, tembellik, sahtekarlık, çalıp çırpma kültürü, en bariz şekliyle, Avrupa’ya kadar sürüklenmiş insanlara konulan zorunlu haraçlarda görmekteyiz. Hem doğduğu yerden göçe yolaçan bir sistemde direteceksin hem de gittiği yerde onu rahat bırakmayacaksın! Hiç bir ülke kendi toprakları dışında doğan çocukları, ”zorunlu vatan görevi, zorunlu askerlik” adı altında baskı altına alıp binlerce Euroluk bir soyguna tabi tutmuyor. Yurtdışında doğan, Türkçe’ yi bilmeyen  4. kuşak Türk çocuklarının çocuklarını bile 10 000  Euro ile haraca bağlayan Erdoğanland mafyası, vatan görevi, her erkek “Türk’ ün kutsal hizmeti”, ”yapmazsan kız vermezler”, diye lanse ettiği militarist terörcü doktirinini terk etmiyor. Türk Devleti’ne göre “Bedelli Askerlik” uygulaması “sunulan hizmet”tir ve Türkiye’li göçmenlerin, askerlik süresi yüzünden oturum statüleri ve işlerinin tehlikeye girmemesini sağlar!. Resmen tehdit var. Her ne kadar anaerkil bir kavramla “anavatan” için denilse de burada söz konusu olan asıl mesele, “Yurtdışı Türkleri”nin kelle parasıdır. Gerçekte bu “hizmet” kendi Vatandaşlarına karşı savaş için askeri bütçeye kaynak gasbıdır. Avrupa alanında yaklaşık 140  ülkeden göçmenler yaşıyor. Bunlardan yalnızca Türkiye orada doğanları sonsuza kadar böylesine bir haraca bağlıyor. Hiç bir ülke kendi toprakları dışında doğan çocukları, ”zorunlu vatan görevi, zorunlu askerlik” adı altında baskı altına alıp binlerce euroluk bir soyguna tabi tutmuyor. Bu noktada bir daha ispatlanıyor ki Türkiye, askeri ile, dini ile ve genel olarak bütün kültürü ile çok gerilere saplanıp kalmıştır. Bu nedenledir ki de hiç bir topluma entegre olamıyor, Türk kelimesi, türk imajinasyonu o kadar negatifse, bunun objektif nedenleri vardır! Japon’ yalı bir insanda bile bu imaj varsa bunun kökten irdelenmesinde yarar vardır.Bu noktada bir daha ispatlanıyor ki Türkiye, askeri ile, dini ile ve genel olarak bütün bir kültürü ile çok gerilere saplanıp kalmıştır. Bu nedenledir ki hiç bir topluma entegre olamıyor. Türk kelimesi, Türk imajinasyonu bu kadar negatifse, bunun objektif nedenleri vardır! Japon’yalı, Etiyopya’ lı, Güney afrika’ lı bir insanda bile bu imaj varsa bunun kökten irdelenmesinde yarar vardır. Yoksa eski Osmanlı- Hiristiyan savaşlarından bahaneler aramakla hiç bir sorun çözülemez. Kaldı ki Avrupalı bu savaşları artık unutmuş, onların üstünden ne sular akmış!

Şimdiye kadar bütün suç Avrupalılarda aranıyordu, bütün entegrasyon bürolarının çıkış noktaları buydu. 50 yıldan beri takip edilen bu anlayış nihayetinde tamamıyla iflas etti. Salon bürokratlarının ezbere uyguladıları bütün göçmen politikaları, zayıflayan Avrupa’lıların pozisyonlarının farkına varan ve tarihsel yayılmacılığı yeniden gündeme getiren Müslüman göçmenlerin kendileri tarafından çöpe atılmış durumdadır. Türklerle savaş yapmamış Japonlar’a ne oluyor? Japonlar yeni gelmeye başlayan Türkleri en tehlikeli yani sorun teşkil eden ulus olarak görüyorlar. Hiristiyan veya Türklere karşı önyargılı değiller! Son zamanlarda Türklerin bu ülkedeki suça karışma oranlarındaki bariz artış malesef kötü bir sonun başlangıcını hazırlamış durumda, işin özü tüm dünyadaki olumsuz negatif türk imajı bu ülkede de realite oldu. Tokyo’da İbrahim tatlıses’in kasedini koyup, fenerbahçe maç kazanmış diye kornaları çalıp, ilk iş olarak bir cami kurarak ezanı yüksek sesle okuyup bütün mahalleyi kışkırtan asosyal kitle, Türk Müslüman kimliği adına olmadık alışkanlıklar, dünyada ne kadar negatif değer ve yargılar varsa onlara fikse olmaktan vazgeçmiyor.

Dünyanın en büyük 3. Üniversitesi olan Stanford Üniversitesinin araştırmasına göre Türkiye’deki Türk geni  %9 dur.
Türkiyedeki Genetik uzmanlarıda Anadoluda Orta Asya kökenli gen taşıyanların çok az olduğunu söylüyor. Yabancıların Türk imgesi ise Osmanlı’nın, Türk’ e yaklaşımından farklı değildir. Avrupa Türk ismini aşağılamak için kullanırdı, Osmanlıda öyle.

Önemle ifade edelim ki, yabancı tarihçiler Türk kelimesini Müslüman tabiri ile eş anlamlı olarak kullanmışlardır. Osmanlılardan bahsederken Türkler dedikleri gibi. Zamanla Türk ve Müslüman kelimeleri Müslüman dünyada da eş anlamlı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Nitekim şu anda Arnavutluk gibi Balkan Müslümanları, “Hangi dindensin?” sorusuna, “Elhamdülillah Türk’üm” cevabını vermektedirler. Pakistandaki sözlüklerde de, Türk kelimesi açıklanırken, “mahbûb ve müslim” kelimeleriyle açıklanmaktadır.

Hatta Avrupalılar Türk kelimesini kullanırken Araplar dahil birçok müslüman halkı kastederek Türk demişlerdir. Yani Avrupa Türk derken müslümanları kastediyordu. Mesela İstanbul’un resmi ismi 1930’lara kadar Konstantiniyye idi. Arapçada “Konstantin’in şehri” manasına gelir. Konstantiniye’nin adı 1930’da çıkarılan bir kanun ile değiştirilerek İstanbul yapılmışır. Osmanlı kayıtlarındada 1920lere kadar İstanbulun adı Konstantiniyye diye geçer. Ki zaten İstabul kelimeside Yunancadır. İstanbul: Grekçe; Eis Ten Polin (Şehire doğru),  Osmanlının Constantinopoli feth edip İstanbul yapması tarihi bir yalandır. İstanbul adı 1930’da verilmiştir… Dr. Wells: “Anadolu’da Türk dili ve kültürünün yayıldığını biliyoruz. Ancak genetik veriler, Selçuklu ile Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen Türk geninin burada fazla yayılmadığını gösteriyor. Kendinizi “Türk” sayabilirsiniz, ama kökleriniz başka yere uzanabilir”.  Osmanlıca Arapça ve Farsça karışımı dildi. Bilinenin aksine Osmanlıca denen yapay dil Türkçe değildir. Türkçede çok fazla Arapça ve Farsça kelime olduğu için böyle sanılıyor.
Osmanlıda saray dili Persçeydi. Osmanlının kullandığı alfabede Pers alfabesiydi.
Arapça ve Farsça yazan, konuşan ediplerin, Türkçe konuşan ve yazanlardan daha üstün tutulmaları sebepsiz değildir. 1914′ e kadar Anadoluda başlıca 4 büyük halk yaşıyordu, Türk nüfusu henüz çoğunluk değildi. Rumlar, başta karadeniz alanında- çoğunlukla Müslümanlığa geçmeseydi, hemen hemen Türk nüfusuna yetişiyorlardı. Ermeni ve Kürtler yaklaşık yüzde 40 civarında bir nüfus oluşturuyorlardı. Ama beyinleri yıkanmış, kandırılmış, hafıza kaybına uğratılmış bugünkü 75 milyon insan, Anadolu’ nun sanki ani bir gök gürlemesi ile Türkleştiğini, orta Asya’ nın steplerinden gelen bir avuç göçebenin boş tertemiz bir alan bulup, orada safi ırkını genişletip bugünkü haline geldiğine öylesine inandırılmış ki, bu insanların şimdiki terör, şiddet ve tehdit algısı ile oluşturulan bir çemberin dışına çıkması tamamen imkansız bir olaydır. Bu otoriter sistemin başlıca gücü ordu ve Diyanet, Nakşiciler, süleymancılar, milli görüşçüler denilen islamist paramiliter örgütlenmelerdir.
 

Sevgi ve Saygılarla

Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey
Esin Duran,
Selda Suner,
N. Gök,
Sezer Aşkın,
Melahat Baykara,
Uğur Demir
Ismail B. Cenk
Bedri Engin,
Selma Altuntaş,
Filiz Serin,
Nedim Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman Bahar
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız
Murat Çetindal
Ali OkyarMusa Tekin
Aslı Birdal
Nazmi Doğan
İnci Gür
L. Okar
Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız
Murat Nidar
şemsi Kaya
Ayten Ekşi,
Eda leman
nermin ışıl
D. Polat
Kadir Erdem
Serdar OKTAY
Mehmet Özdemir
Mustafa Erkan
Nuri AKTAS
Emine AKTAS
O. Kadir Ergun
Metin Kurca

Sedat Isiklar
Filiz Bag
Kadir Baskale

Sevim Varlik

http://www.facebook.com/entegrasyon.komitesi

 

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: