Teklemeler, Etnik temizlik ve yalnızlaşma!

 
R. T. Erdoğan: ”Ben 4 tane kırmızı çizgimizin olduğunu söyledim. Neydi o dört temel çizgi? 1-Tek millet, 2-Tek bayrak 3-Tek din 4-Tek devlet” diyor, arkasından da Avrupa’ya gelmiş kitleleri 5.tekleme altına alarak, ”Avrupa Birliği bizi resmen almıyor ama Avrupa’da zaten 5 milyon Türk yaşıyor. Oyalamayın gelin bu işi bitirelim” dedi. Türkiye’de kendisinden olmayanlara açıkça yaşam hakkı tanımayan AKP, Erbakan gibi, göçmen kitlelerin Avrupa halklarına entegrasyonunu kendi amaçları için tehlikeli bulmaktadır. Uyumsuz geri kitleleri, adacıklar, enklaveler şeklinde örgütleyerek kendine bağlayan tekçiler, ortaya çıkan sonuç ve etkilerini ise ”türk düşmanlığı, Avrupa ırkçılığı”, ”İslam düşmanlığı, bizi istemiyorlar…almayacaklar…” demagojisi ile geçiştirmektedirler. Özel türbanlı üniformalarla kendilerini yerli halklardan ayıran beyni yıkanmış devasa cahil kitle, her tarafa camiler kurarak, kuran kursları açarak ırkçı tarikat ve cemaatlerin Avrupa karşıtı politikalarını hayata geçirmekte, bu konuda engeller çıkınca da ”ırkçı kafir” çığırtkanlığına sarılmaktadırlar. Avrupa ülkeleri,ırkçılığın en adisini kendi halklarına uygulayan, göçmen olmuş, Türkiye’den kaçmış bir kitlenin bile kuyruğunu bırakmayan, kovduğu bir topluma, dünyanın başka bir yerinde bile hayat hakkı tanımayan ırkçı Türkiye’yi bu anlamda, AB üyeliği konusunda ciddi bulamamaktadırlar.
Erdoğan Adana’da ”tek din” diye çığlık atarken, Almanya’da 45 yıl içinde kurulan yaklaşık 9 000 cami ile, binlerce kuran kursu ile, yeni doğan çocukların beyinlerinin yıkanması ile yetiştirilen dinci ırkçı elemanların Alman devletinin her kademesine yerleştirilmesini, ”ırkçılık var”, diyerekten az bulurken, TC ordusunda askerlik yapmaya giden bir Ermeni gencinin intihar süsü verilerek öldürülmesini ırkçılık olarak görmüyor, bu, yine o kutsal ”tek millet, tek din” sürecinde zorunlu bir ”kaza”dır! Bugün bu şekilde, özel yetiştirilen, Avrupa kültürünün düşmanı göçmen bir Türk, Avrupa ülkelerinin meclislerine girip, devletin en yüksek dairelerinde Türkçe konuşabiliyorken, belediye encümenliği bir tarafa, milletvekili seçiliyorken, Türkiye’de yerli halk olan ve Türkler’den binlerce sene evel bu topraklarda yaşayan Rum, Ermeni ve Yahudi’lerin, bırakalım meclise, oraya yakın sokaklardan geçmesi bile rizikolu iken, ırkçılığı başkalarında aramak abestir.
Avrup’da Türkler’e karşı gelişen ırkçılıktan rahatsız bir kitlenin kendi azınlıklarına yaşam hakkı tanımaması, ırkçılığı ten rengi ile ve din farkı ile açıklamaya çalışması, günümüz problemlerine bir çözüm sunmamaktadır. Yıllarca Kürtlerin olmadığı, inkar edildiği, aşağılandığı bir siyasal zemin ırkçıdır. Aynı biçimde bu ülkenin vatandaşı, yüzlerce yıllık yerlisi olan Ermeni, Rum ve Yahudilerin astsubay olamadığı bir sistem ırkçıdır, başka yere gittiği zaman ırkçılığa uğramaya da mahkümdür. Türk ırkçılığı Türk İslam sentezi ile yoğrulan Avrupa düşmanlığını temel alan işgal ve ganimete dayanan ilkel bir ırçılıktır. Dağılan bir imparatorluktan yukarıdan aşağıya hakim bir Türk Devleti çıkarmak tabii ki çok zorbaca ve kanlı olmuştur. Türk devleti Anadolu yerlilerinin yokedilmesi temelinde yükselmiştir.
Pogromlar konusunda yoğun ve önemli bir geçmişi olan Türkiye’den Avrupa ülkelerine gidip orada Türkiye tarikat ve cemaatlerine bağlı getollar kurmak, arkasından da ırk mağduru rolü oynamak, ibret verici bir durumdur! Trakya’da ve İstanbul’da Musevilere karşı yapılanlar, 6-7 Eylül’de azınlık cemaatlerinin tamamına karşı girişilen hareketler sadece ” dış güçlerin ” veyahut ”özel harpçilerin” bir oyunu olarak gösterilemez. Bugün tek devlet, din, ırk diye bağran devlet safını belirlemiş, Kürtleri İmralı hücrelerinde döndürülen entrikalarla aldatmaktadır. Bakanların, elite tabakanın yaptıkları 3-5 kontracıya bağlanamaz. Bu bir devlet politikası haline gelmiştir. Kültürünüze kadar işlemiş olan bu iğrençlikleri yalnızca sıradan bir galeyana gelme hadisesi olarak açıklayamazsınız.

“Ne mutlu Türküm diyene” sloganı, lümpen kültürle beslenmiş varoş kimliği ile, oraya buraya “mutluluk partneri arayışları” sonuçsuz kalacak, bu şekilde kendisini yalnızşlaştıran bir toplum, bir kültür yalnız kalmaya da mahkümdür. Tek ırk, tek din, tek dil devleti yaratma sürecinin büyük adımlarından biri 1915’te bu topraklarda Ermeni nüfusun yok edilmesidir. Anadolu’nun köklü halklarından olan Ermeniler’in soykırıma tabii tutulması Müslüman Türklerin kanlı eylemlerinden biridir. Çok etnisiteli bir yapıda sadece Ermenilerin yok edilmesi Türk devleti için yeterli değildi. Daha çok Karadeniz Bölgesi’nde yoğunlaşmış Rum nüfus da 1916-1923 arası yüz binler halinde yok edildi. 1924 ten sonra da  Kürtler’e sıra geldi. Çıkan isyanlarda yaklaşık 500 000 Kürt öldürüldü veya başka yerlere sürüldü.
Kalan Ermeni ve Rum nüfus da sürgünlerle, çıkarılan acımasız yasalarla yavaş yavaş eritildi. Yahudi cemaatine dönük (özellikle Trakya’da) yapılan kırım politikaları da cemaatin zayıflamasına ve ülkeyi terk etmesine yol açtı.
Tek bayrak, tek millet, tek din, tek dil!
Önce gayrıüslimlerden başlayan etnik temizlik elbette Türk Devleti’nin kurucuları için yeterli değildi. Kürt halkı da bu etnik temizlik sürecine katılmalıydı. ‘İrticacı ayaklanma’, ‘işbirlikçi ayaklanma’ diyerek Kürt özgürlük hareketi de kıyımdan geçirildi.
Başbakan’ın Meclis’te yaptığı konuşmada 1938 Dersim soykırımı için “Eğer böyle bir literatür varsa, Dersim’den özür dilerim” minvalindeki sözler bir tarihî gerçekliğin ifşa edilmesi açısından önemli, ama tamamen yetersiz. Sayısız Kürt ayaklanmasına (bazılarında ayaklanma da yok, Dersim’de olduğu gibi) devlet kan dökerek yanıt verdi. Son 30 sene ise on binlerce Kürdü öldürdü, 4 bin köyü boşaltıldı, 4 milyon Kürd yerinden yurdundan edildi.
Dersim’den özür dileyen başbakan, her gittiği yerde ‘tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek devlet’ diyerek kurucu ideolojiden milim taviz vermiyor. Bu ideoloji dağlara taşlara devasa bayraklar asarak, devasa ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ yazıları yazarak kendini yaşatmaya devam ediyor. Çocukları komplolarla öldürülen bir orduya, ‘ırkımızı koruyor, yoluna kurban ettim’ diye haykıran, onu göklere çıkaran ilkel kitle varoldukça değişen çok şeyde olmayacaktır.
Türkiye’de, kök salmış tehlikeli bir ırkçılık vardır. Başkasına saygı göstermeyen bir toplumun, başkasından da onu beklemsi hayata uymuyor! Osmanlı’da da yaya bir müslümanın yanında, bir gayrimüslimin binek hayvanıyla gezebilmesinin yasaklanması, etnik veya dinsel kimliğini belli edecek giysiler giymek zorunluluğu gibi ırkçı uygulamalar olmakla birlikte ırkçılık asıl olarak İttihatçı gelenek ve devamcısı Kemalist zihniyette billurlaştı. Toplumsal dokuya da sirayet eden ırkçı zihniyet aslen devlet eliyle oluşturuldu ve uygulamaya kondu. Ermeni soykırımını bunun başlangıcı kabul edebiliriz. Rumların mübadeleyle ve sonra çeşitli yöntemlerle sürülmesi, mallarına mülklerine el konulması uygulamanın devamıdır. Yahudilere yönelik 1934 Trakya olayları, 1936 Beyannamesi, 20 kura ihtiyatlar, 1942 Varlık Vergisi, 6-7 Eylül 1955′te aslen Rumlara yönelik pogromlar, 1964′te sürülmeleri gibi en bilinen belli başlı uygulamalar vatandaşın değil devletin uygulamalarıdır. Kuruluşunu Türkçülük ve Türkleştirme üzerine planlayan rejimin bu uygulamaları apaçık ırkçılıktı. ‘Sevr paranoyasıyla’ malul ırkçı rejim bugüne kadar süregelmiş, bugün artık çatırdamaktadır. Ama geriye toplumda kök salmış hatırı sayılır düşmanlıklar ve önyargılarla dolu nefret yüklü kuşaklar bırakmıştır.
Bugün ‘Ermeni dölü’, ‘Rum tohumu’, ‘korkak Yahudi’, ‘pis Arap’, ‘hain Kürt’, Kıro gibi klişeler geniş kesimlerce gözünü kırpmadan kullanılıyorsa bunun sorumlusu temeli ırkçı olan cumhuriyet rejiminin zihniyetidir. Hrant Dink, Ermeni olduğu için, sokak ortasında, güpegündüz vurulmuştur. Onu açık hedef haline getirenler, katil madde 301′den yargılayanlar, “Kovun şu Ermeni’yi!” diye manşet atanlar, katiliyle Türk bayrağı önünde poz verip şov yapanlar, ceza bir yana, terfi ettirilip ödüllendiriliyor, kahraman muamelesi görüyorlar.
Bu toplumda kendisine Müslüman demeyenlerin yaşam şansı azdır, Ermeni, Rum, Kürt düşmanlığı bugün ırkçılığın bu ülkedeki en açık biçimidir.
“Bunlar Zerdüşt” diyerek Kürtlerin inancıyla alay eden hem de bir başka dini aşağılayan bir başbakana sahip olduğumuzu düşünürsek, CHP milletvekillerinin agızlarındaki baklayı çıkarmalarını yadırgamamak gerek, bunların bayrakları yokettikleri Ermeni ve Rum’ların kanı ile boyanmıştır. Bunların tek dinleri, tek imanları şeytanın tekliğidir. Bunların ”tek devleti”, işkencecinin celladın, tekçi çete reisinin hem tetik çektiği hemde kanunu temsil ettiği bir devlettir.
 
Sevgi ve Saygılarla

Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

Esin Duran,
Selda Suner,
N. Gök,
Sezer Aşkın,
Melahat Baykara,
Uğur Demir
Ismail B. Cenk
Bedri Engin,
Selma Altuntaş,
Filiz Serin,
Nedim Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman Bahar
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız
Murat Çetindal
Ali OkyarMusa Tekin
Aslı Birdal
Nazmi Doğan
İnci Gür
L. Okar
Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız
Murat Nidar
şemsi Kaya
Ayten Ekşi,
Eda leman
nermin ışıl
D. Polat
Kadir Erdem
Serdar OKTAY
Mehmet Özdemir
Mustafa Erkan
Nuri AKTAS
Emine AKTAS
O. Kadir Ergun
Metin Kurca
Sedat Isiklar
Filiz Bag
Kadir Baskale
Sevim Varlik

Hasan Mesut Akkaya
Necmi Guler
Erhan Isguz
Meral Okur
Bilge Okyaz.
Kemal Koç
L. Mirakoğlu
Oktay Kızılcık
Mehmet Yavuzgil
Erdal Polat
Hüsnü oktay
Ahmet tekin.
Semra Kaya
Mustafa Çiçek
Kayhan Göçkaya
Erdal Solgun
Mehmet Solgun
Esra Solgun
N. Altik
Oguz Karakış
Leyla Mert
Işık mert
D. Öksüz
Erdem Yılmaz
Ayse Eltan
S. Guner
M. Deniz Ok
Mehmet İnce
Huseyin Cinar
Meltem Cinar
Berk Cinar
L. Demirkaya
Huseyin Çilek
Ayten Irmak
D. Okdere
Ali Uskan
Berdan Temiz.
H. Baskale
http://www.facebook.com/entegrasyon.komitesi
 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: