24 Nisan Ermeni soykırımını Anma Günüdür.

23/24 Nisan şimdiki sahte şekliyle çocuk bayramı değil, Anadolu’nun yerli halkı olan Ermeni’lerin yokedilme kararının alındığı gün olması dolayısıyla bir yas günüdür.
Nisan 23/24 gecesi, İttihat Terakki yönetiminin Ermeni soykırımına kesinlik kazandırdığı tarihtir. Bu karar, başta İttihat Terakki’nin merkez komitesi olmak üzere, soykırımı fiilen yürütecek kurmayların hazır bulundukları bir toplantıda alınmıştır. Bu kararı, „Ermeni’lerin Fermanı“ olarak nitelendirmek mümkündür. Nitekim, harekatın hazırlıkları hızlandırılarak 24 Nisan 1915’de Ermeni ileri gelenleri tutuklanarak, Soykırım süreci fiilen başlatılmıştır.
1915 Ermeni soykırımını sadece bir defaya mahsus yaşanmış bir katliam değildir; Ermeni soykırımı, Osmanlı-Türk devlet yapısına aykırı yaşam tarzına, siyasi, sosyal ve kültürel kimliğe sahip bir topluluğa karşı yönelmiş, grubun yaşam tarzını ortada kaldırmayı hedeflemiş, başlangıç yılları onyıllarca geriye giden uzun bir siyasi kampanyanın en tepe noktasını oluşturmuştur.
Ermenililer, egemen Osmanlı-Türk devlet geleneği ile çelişen yaşam tarzları, sosyal-siyasal ve kültürel kimlikleri nedeniyle sistemli olarak baskı, terör ve asimilasyon altında yaşamışlar ve bir imha politikasının hedefi olmuşlardır.
1915 Ermeni soykırımı Ermeni halkına yönelik baskı ve asimlasyon politikalarının toptan bir imha haline dönüşme tarihidir ve 24 Nisan, Ermeni soykırımının günü olarak kabul edilmiştir.
Ermeni soykırımı meselesinde Türk resmi tezi nedir? Inkardır. Böyle bir kırımın olmadığı, olan şeylerin savaşın doğal sonuçları olduğu şeklindedir.
Sonra Ermeniler’in arkadan vurduğu, kırımların hastalık ve salgın neticesi gerçekleştiği, sayının abartıldığı vs. şeklinde bir savunmaya giriliyor. Dahası, bu olayların Kürt-Ermeni karşılıklı çatışmalarının sonuçları olduğu iddia edilerek sorumluluktan kurtulmaya çalışıyorlar. Ama hiç bir gerekçe, bu yaşanmış olanları bir soykırım olmaktan çıkaramaz. Mesela, Ermeniler arkadan vurmuş veya isyan çıkarmışsa, yasaların gerektirdiği cezalar verilir. Hastalık ve salgın varsa, devlet olmanın gerektirdiği önlemler alınırdı. Kürt-Ermeni vuruşması varsa, devlet olarak müdahale edilmesi gerekir. Bütün soykırımlarda mutlaka bahaneler uydurulmuştur. Ortak payda, yokedilmesi gerekenlerin bir ”dış düşmanla ilişkide” olduğu tezidir. Naziler, Yahudilerin, ittifak devletleri ile bağlantılarını vurgulamış, onları birer iç düşman  tanıtarak kitleleri galeyana getirmişlerdir. Diğer yandan Ermeniler’den kalan ‘ganimet’lere el koyma ve paylaşma kitleleri ruhen bağlamıştır. Ermeniler’in arazileri, Türk Müslüman yöneticilerin iştahlarını kabartmıştır. Bazıları bunları inkar edebilir. Ama gerçek o kadar ortadadır ki, bu inkarla gizlenebiecek bir şey gibi değildir. Bir çok bölgede Ermeni nüfusunun çoğunluk sağladığı göz önünde bulundurulduğunda, bugün Ermeni düşmanlığının başını çekenlerin elinde bulunan arazilerin yarısınsdan fazlasının Ermeniler’e ait olduğu kesindir.
Ermeni kadınların ve kızların “ ki o zamanlar bu toprakların büyük çoğunluğu hâlâ Ermenistan idi- geçerken maruz kaldıkları insanlıkdışı muammele (katliam, tecavüz ve köle edinme), soykırıma katılan İslamlaştırılmış Zaza, Çerkez, Kürt ve Laz kitlelerinin de tarihsel sonlarını getirdi. Bugün Laz, Çerkez ve Zaza’ların ad ve dillerinin, soykırıma uğrayan Ermeni’lerden daha önce yok oluşa girmesi işledikleri amansız suçların bir karşılığıdır. Olaylar sırasında yaşanan tecavüzler de raporlara girer. Cemal Azmi 1917’ye kadar Trabzon’da valilik yapar. Beraber yargılandığı diğer isimler: Jandarma Komutanı Yarbay Talat, Topçu Bibnaşı ve Teşkilat-ı Mahsusa Trabzon Amiri Yusuf Rıza, Nakliyatçı Niyazi, Trabzon Jandarma Alay Kumandanı Tevfik (Yomra katliamıyla suçlandı, Azmi’nin suç ortağı olarak görülüyordu), Polis Amiri Nuri, Kızılay Hastanesi’nden Mehmet Ali. Trabzon davalarının 10. duruşmasında Vali Azmi’nin 59 Ermeni kız çocuğunu alıkoyup seks partisi için kullandığı belirtiliyor. Teğmen Hasan Manuf’un, “Trabizond’daki hükümet memurları en iyi ailelerden bazı zarif Ermeni kadınları topladı. Tecavüz ettikten sonra onları katlettiler. Cemal Azmi ve Nebil gıyaplarında idam cezası aldı. Mahkeme kararında başka yere nakil bahanesiyle zükur ve inas çocukları gruplar halinde mavna ve kayıklara dolduruldu ve gözden nihan olduktan sonra bahra ilka etmekle boğdurup mahvedildikleri”ni kaydeder.

Vali Cemal Azmi’nin kaçtığı Berlin’de bir toplantıda kahkahalarla şu sözleri sarfettiği iddia edilir: “Bu yıl boğmalardan dolayı hamsi çoğalacak.”

Örneğin Osmanlı Mebusan Meclisi’nde bakanlık da yapan General Çürüksulu Mahmut’un yaptığı bir konuşma dikkat çekici. Trabzon Valisi Cemal Azmi için şunları söylüyor: “Ermeni kadın ve çocukları kayıklara ve mavnalara (yük gemisi) doldurarak diri diri boğdurdu.”

Kiliseye doldurulan kadınlar

Bitlis Askeri Hastanesi’ndeki 2 ABD’li hemşire olaylara tanık olur: “Bütün Ermeni hemşireler, eczacılar ve hademeler de alındı.” Osmanlı ordusunda bir Mülazım (teğmen) da bir dönem İstanbul’da Mevki Kumandanı olarak görev yapan Nabil Bey gibi isimlerin Bitlis’te yaptıklarını anlatıyor: “Bütün Ermeniler bölgeden tahliye edilmişlerdi. Ve Bitlis’te üç yüz genç kız kalmıştı. Hepsi Ermeni Kilisesi’nde ordunun kullanımı için tutuluyordu. Cepheye giderken kasabadan geçen her müfreze izlerini bırakıyordu. Bu talihsiz kızlar hasta oldular. Kumandan (Nabil Bey) emretti. Bazıları zehirlendi, öbürleri idam edildi.”

Konsolosluk penceresine vuran cesetler

ABD Trabzon Konsolosu Oscar S. Heizer, suçlu mu değil mi bakılmaksızın katliam yapıldığını yazar: “Şayet biri Ermeniyse, mücrim ve muhacir olarak muamele görmesi için kafi sebepti. Konsolosluk penceresinden denizde cesetler görünüyordu.” Yine tecavüzleri anlatır. “Evvela zabitler kadınlara tecavüz ediyor, sonra lazım geleni yapmaları için jandarmaya bırakıyorlardı” diyor konsolos. Yağmalara da polisin öncülük ettiğini belirtir.

ABD Samsun Konsolosu W. Reles, raporunda “katliamlar, hırsızlıklar, mevzu bahis olduğunda iyi planlanmış ve çok hesaplı bir fiildi. Amaç Ermenileri toptan bitirmek” diyor.

Trabzon duruşmaları 26 Mart 1919-17 Mayıs 1919 arasında yapılır. Askeri mahkeme kararları, 22 Mayıs 1919’da açıklanır.

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Trabzon Konsolosu Ernst Kwiatkowski, kıyım yılında yaz geldiğinde, kadın, çocuk ve yaşlıların mavnalara doldurulup “bahre döküldüğünü” dile getirir.

‘Utanç, korku ve rezalet…’

İtalya’nın Trabzon Konsolosu G. Gorrini, 25 Ağustos 1915’te Roma’ya gittiğinde II. Messapero’ya demeç verir: “Şayet bildiğim herşeyi gözlerimle görmek mecburiyetinde kaldığım herşeyi bilselerdi, insaniyet isyan eder ve merhametsiz hükümetine ve kudurmuş İttihat ve Terakki Fırkası’nı lanetlerdi. Ve bu melun suçu hoşgören hatta kuvvetli ordularıyla himaye eden Osmanlı müttefiklerine (Almanya ve Avusturya-Macaristan İmp.) mesuliyet yüklerdi. Utanç, korku ve rezalet.”

Trabzon’daki Rum Metropolit Khristianos, hatıralarında tehcir başlamadan 1 ay önce görev yeri Erzurum’dan Trabzon’a gelen Teşkilatı Mahsusa şeflerinden Dr. Bahaeddin Şakir’in toplantılarına dikkat çeker. Şakir’in valiler, kaymakamlar ve diğer yöneticilerle toplantılar yaptığını kaydeder. Şakir’in bu toplantılarda tehcir için gizli talimat verdiğini belirtir.
 
Müslüman toplumlarında meşrulaştırılmış (yani yasal olarak izin verilen) köleleştirme ile evlilik kavramı arasında ciddi bir farkın olduğu söylenemez. Sayısız Ermeni kadını tecavüze uğradıktan sonra buralarda “eş edinildiler”. İslami ve geleneksel barbarlığın yanı sıra, bu olayın da bügünkü “anadolu” mentalitesinin ve tutumunun oluşumunda doğrudan bir rol oynadığı kesindir. Ermeni Soykırımı kurbanlarının üzerinde çok çeşitli vahşet uygulamaları gerçekleştirildi. Kurbanların bir bölümü tıbbi deneyler için kullanılırken, çok sayıda Ermeni öldürülerek Karadeniz sularına atıldı. Bu yöntem on yıllar sonra Arjantin’deki cunta yönetimi tarafından da kullanılacaktı.
Ermeni katliamı sırasında ortaya kunulan vahşetin, kadının Müslüman toplumlarında değersizleştirilmesinde doğrudan bir rol oynadığı doğrudur. Osmanlı imparatorluğu’nun işgal ettiği ülkelerin sılahsız ve savunmasız halklarına yaptıkları, Ermenilere yapılanlarla aynı çizgileri taşırlar. Dolayısıyla beşyüz-altıyüz yıllık bir kültürdür bu.
Bütün Müslümanların savaş, kadın ve namus konsepti birbirine benziyor. Belki de bu konuda Ermenilere karşı ortaya konulan “dostluğun” yanı sıra Kuran’ı veya Muhammet’i örnek alıyorlar.
Ermeni soy kırımı, yaşanmış bir gerçektir. Bu konuda suçlu ve hatalı olanlar, hatalarını ve suçlarını bir an önce kabul etmelidirler. Sadece Türkiye yönetimi de değil, başta İngiltere ve Rusya olmak üzere öteki bütün taraflar da günahlarını ortaya koymak zorundadırlar. Ermeni soykırımı tanınmalı ve toprak dahil bütün sonuçları kabullenilmelidir.
Ataları, Ermeni soykırımına ikinci veya üçüncü derecede katılanlar, kendi hatalarını ve suçlarını açıkça ortaya koymalı ve özür dilemekten çekinmemelidirler. Türk ırkçılığının olumsuz tavrı reddedilmeli, demokratik ve insani değerlerin her kes için geçerli olduğu kararlıca savunulmalıdır.
Bizler, 1915’de yaşananlar için resmi bir özür bekliyoruz. Ermeni katliamının mağduru Ermenilerden, onların torunlarından maruz kaldıkları acı, keder, hüzün ve ızdırap için bir özür çok mu acaba? İnsanlık değerleri ayaklar altına alınarak imha edilen büyüklerimizi, onurlarının iade edilmesini istiyoruz. Tüm bunların toplumsal barış, iç huzur, adalet ve kardeşlik için şart olduğuna inanıyoruz.
Ermeni Halkı hiçbir zaman kan davası gütmedi. Töremizin, kültürümüzün bize öğrettiği insan sevgisidir, intikam duygusu değil. Şu yazdıklarımızı da bir intikam veya kan davası duygusuyla yazmıyoruz. Tam aksine, toplumsal barışa, kardeşliğe bir çağrıdır bizim yaptığımız. Devletin kendi insanını „tehdit“ olarak gören politikalarının sona ermesini, toplumsal barış ve huzur için, geçmişte yaşanmış acılarla yüzleşilmesini istiyoruz. 1915‘de yaşanan tarihi haksızlıkların açığa çıkmasını istiyoruz.
24 Nisan“ın hükümetçe de Ermeni soykırımın anma günü olarak kabul edilmesini istiyoruz. İş başında hangi hükümet olursa olsun her yıl 24 Nisan‘da resmi bir açıklama yapılmasını, üzüntülerin dile getirmesini ve katliamda hayatlarını kaybedenlerin hatırlanarak, anılarına saygı gösterilmesini istiyoruz.
Tarihi hatırlamanın ve katledilenlerin anıları önünde saygıyla eğilmenin, ülkemizde ilerde benzeri kitlesel katliamların engellenmesi; insan haklarına saygılı, barışı sağlamış demokratik bir toplumun kurulabilmesi için çok önemli olduğuna inanıyoruz.
 
Sevgi ve Saygılarla
Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

———————————————————————-
Esin Duran,
Selda Suner,
N. Gök,
Pelin Moda,
Bedri Engin,
Sevda Suner
Sezer Aşkın,
H. Datvan,
Salih Demir
A. Demir
Melahat Baykara,
Uğur Demir
Ismail B. Cenk,
Tekin Balkic
Selma Altuntaş,
Filiz Serin,
Nedim Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman Bahar
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
Aynur Balkaya
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
M. Oktay
Kemal Aktas
Yelda tekinoglu
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız
Murat Çetindal
Ali OkyarMusa Tekin
Aslı Birdal
Nazmi Doğan
İnci Gür
L. Okar
Mustafa Karkaya
Omer Aytac
Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız
Murat Nidar
şemsi Kaya
Ayten Ekşi,
Eda leman
nermin ışıl
D. Polat
Kadir Erdem
Serdar OKTAY
Mehmet Özdemir
Mustafa Erkan
Nuri AKTAS
Emine AKTAS
O. Kadir Ergun
Metin Kurca
Sedat Isiklar
Filiz Bag
Kadir Baskale
Sevim Varlik
Hasan Mesut Akkaya
Necmi Guler
Erhan Isguz
Meral Okur
Bilge Okyaz.
Kemal Koç
L. Mirakoğlu
Oktay Kızılcık
Mehmet Yavuzgil
Erdal Polat
Hüsnü oktay
k. Sankay
Ahmet tekin.
Semra Kaya
Mustafa Çiçek
Kayhan Göçkaya
Erdal Solgun
Mehmet Solgun
Esra Solgun
N. Altik
Oguz Karakış
Leyla Mert
Işık mert
D. Öksüz
Erdem Yılmaz
Ayse Eltan
S. Guner
M. Deniz Ok
Mehmet İnce
Huseyin Cinar
Meltem Cinar
Berk Cinar
L. Demirkaya
Huseyin Çilek
Ayten Irmak
D. Okdere
Ali Uskan
Berdan Temiz.
H. Baskale
Murat Gülay
Esra Gülay
Mustafa Akyol
A. jale Kol
M. Kol
Tamer Oktay
Aslan Burukoglu
I. Demir
Nurettin Akdal
Uzan Kara
ismail Igdır
Nuri Şen
Hasan.Y. Balci
——————————–
İMZA KAMPANYASI
 
https://www.change.org/tr/kampanyalar/the-european-commission-avrupa-komisyonu-we-the-signatures-below-demand-justice?utm_campaign=share_button_chat&utm_medium=facebook&utm_source=share_petition
 
 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: