Monthly Archives: June, 2013

SUNNİ OSMANLI HEGEMONYASINA DOĞRU…

 SUNNİ OSMANLI HEGEMONYASINA DOĞRU…

 

 


“Sünni-Ulus” inşasına hız veren AKP,  Osmanlıcı vizyonunu hayata geşirmeye hız verdi. Arada sırada verilen geçici tavizler mücadelenin taktiksel yönleri olarak sunuluyor…  Bölgesel bir güç olmaya soyunan AKP iktidarı, bölgede Şii direniş eksenine karşı önü açılan Sünni iktidarların öncülüğünü üstlenmeyi ve Türkiye’yi Sünni hegemonyanın merkez ülkesi yapmayı hedefliyor. Bu ise Alevilerin eskisine nazaran çok daha fazla baskı altında tutulmaları, hatta dış mihrakların bir uzantısı olarak gösterilerek, asimile ve göçe tabii tutulmalarını kaçınılmaz kılmaktadır.
Sunni devlet ve örgütler, katar, Suudi arabistan, Hamas, Müslüman kardeşler, Libya aşiretleri, Abdullah Öcalan ve  Barzani’yle ilişkilerin yoğunlaştırılması, ÖSO’nun silahlandırılıp Suriye Kürtlerinin üzerine saldırtılması,  vb. “Sünni-Ulus” inşasının bölgesel ve küresel boyutunu göstermesi açısından önemli ipuçları veriyor.  

 

Karizmalı lider diye lanse edilen Erdoğan, ”Avrupa Parlementosunu  tanımıyorum” diyerek köyüne kapanmış bir aşiret reisi karizmasını yansıtmaktan ileri gidemedi. Tayyip Erdoğan’ın son dönemdeki agresif tavırları, dış dünyada ona en çok destek vermiş olan insanları kaybetmesine yolaçarken, ana çemberinde de kara bulutları toplamaya başladı. AKP liderinin aşırı çelişkili tavırları, 2 saat içinde söylediğinin tam tersini idda etme hızında bakanlarını bile geçmesi, sokak kabadayılarını andıran tavırları ile Kenya, Uganda veya Kongo’da çete savaşları yapan tribu liderleri benzeri bir imaj yarattı.

AKP iktidarı Aleviler’i aşağılamaya devam ediyor. AKP şimdi açıktan, Alevilere karşı, Alevi katliamcısı padişah ve politikacıların diliyle konuşuyor. Taksim ve Çamlıca’ya, Osmanlı dönemini yeniden canlandıracak dev camiler kurma planları, İstanbul’da yapımına karar verilen üçüncü köprüye, Alevi katliamcısı Yavuz Sultan Selim’in adının verilmesi, bunun göstergeleridir. Erdoğan artık resmen Alevi kültürüne küfür etmeye başladı. Bir halkın kültürünü yok sayan, onu aşağılayan böyle bir ”karizma” çok tehlikelidir.
 

KÖPRÜLER VE CAMİLER DEVRİ,
 

2. Köprünün adı: Fatih köprüsü, yani kardeş katilliğini kanunlaştıran ilk zalim! Fatih henüz 11 aylık olan kardeşi Ahmet’in öldürülmesini emretmişti. Fatih sultan Mehmet henüz devlete isyan edecek nitelikte olmayan ve sadece hanedan mensubu olması sebebiyle kendisinden şüphe edilebilecek kardeşinin katlini emrederek suç işlemiştir. İşte bu katilliği köprülerle semboleştiren Sunni islam ideolojisini devam ettirmeye çalışan AKP rejiminin çağ dışı karakteri!
 

3. Köprü: Yavuz Selim köprüsü,  kardeşleri Korkut ve Ahmed’i devlete isyan gerekçesi ile öldüren zalim… Bu zalim sistemin liderleri, Padişahlar Fatih’in bu kanununa dayanarak kardeşlerini veya çocuklarını boğdurturken, esasında devletin bütünlüğüne zarar verdiklerini ve iktidara karşı geldiklerini iddia etmişlerdir. Asi olan hanedan mensubu da olsa, üçüncü bir şahıs da olsa cezası bellidir. İdam…

Sunni Osmanlıcılar’ın cevapları hemen hazırdır: ”…Osmanlı bu yolla birlik ve beraberlik sağlamıştır, yoksa koca osmanlı olmazdı..” deyip duruyorlar! Ne yazık ki bu ”kardeşleri”  normal bir yolla birleştirmeyi başaramayan böylesine bir sistem en kötü bir sistemdir. Yani 2 kardeşi normal bir şekilde bir arada tutamayan zalim Osmanlı’nın, o kadar milleti nasıl tahakküm altında tuttuğu aşikardır.

Osmanlı’nın ideolojik babası Muhamet, çete reislerini kız alıp vererek birbirine bağlıyarak Arap milliyetçiliğini yaratmıştı. Yani o da bir buçukluk bir kaç aşireti normal yolla birleştirememişti.

Fatih kanunnamesinden sonra Yavuz Sultan Selim, kardeşleri Korkut ve Ahmed’i devlete isyan gerekçesi ile öldürtmüştür. Gerçekten de henüz Sultan İkinci Beyazıd’ın sağlığında üç oğlu arasında taht kavgaları başlamış, şehzadeler kendi orduları ile birbirleriyle savaşmış ve bu savaşlar sonucu Sultan Selim tahtta sahip olmuştur. Diğer kardeşler ise devlete asi geldikleri için makus talihlerine razı olmuşlardır. Kardeşlerinin erkek evlatlarına da aynı muameleyi reva görmek ne kadar bu kanunname kapsamında değerlendirilebilir anlamak mümkün değildir. Zalim osmanlı burada gerçek yüzünü gösteriyor. Hakikaten henüz kundakta olan hanedanın erkek üyeleri dahi Yavuz’un emrinden kurtulamamışlardır.

Yavuz’un oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın da oğlu Bayezid ve onun beş evladını devlete isyan etmek gerekçesi ile öldürdüğü bir vakıadır.

Bu konuda en pervasız padişahlardan birisi maalesef 3. Murad olmuştur. Padişah, çevrenin de etkisiyle ve siyâseten katl esasına dayandırarak beş kardeşini idama mahkûm ettirmiştir.

İŞTE AKP ‘ İN SAVUNDUĞU KARDEŞ KATİLİ OSMANLI…
 

Esassen AKP’ nin de azgınca savunduğu bu Osmanlı bir zulüm, vahşet ve barbarlık sistemidir, kaynağını Sunni islam’dan alır. Sünni hegemonyasının tesis strateji, AKP ve diğer Arap devletlerinin ortak projesi olarak gelişirken, tam da böylesi bir süreçte, Türkiye’de Alevileri rencide eden politikalara hız verilmesi, Sünnileri Alevilere karşı düşmanlaştırmaya yönelik AKP kışkırtmaları, Alevilerin Hiristiyanlardan daha tehlikeli oldukları şeklindeki Osmanlı düşüncesinin miting alanlarıda propoganda malzemesi olarak kullanılması tehlikenin boyutunu göstermektedir.

Türkiye Cumhuriyeti, Sunni dinci asker-polis devleti olmayı 11 yıllık AKP rejiminde gerçekleştirdi, ama bunun zirve noktasına ulaşılırsa Alevi’lerin sonu  Rum ve Ermeniler’in  ki gibi olacaktır.

Bunun provası şimdilik Suriye’de, AKP Sunni islamcılarının desteğinde yapılıyor…

Erdoğan’ın, Suriye’ye giriş planlarından vazgeçmemesi, PKK’yi, Sunni şeriatçı gurupları desteklemek için 5.kol şeklinde oraya sokma girişimi, sorunun ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor. 

 

AKP’nin kendi özel ordusunu kurma yolunda hızlı adımlar attığı bu günlerde, polis gücünün bu kadar kısa sürede palazlanıp küçük ve donanımlı bir ordu haline gelmesi, Kürt aşiret reislerinin silahlı güçlerinin de bunlara entegre edilmesi sürecine paralel olarak ortaya sürülen son senaryo tamamıyla aldatmacadır…

 ”barış süreçleri”, geri çekilmeler, İmralı’da, gizli karanlık hücrelerdeki MİT senaryoları, ”Kürt sorununu çözmek” için hazırlanan, nerede oldukları bilinmeyen hayali plan ve projeler”, bunlar tamamıyla yalandır, bunun herhangi bir belgesi ve imzalayıcısı da yoktur. Sunni islamcıların tek şefi (yeni tipten bir halife!) olma dışında hiçbir amacı olmayan Erdoğan’ın kalkıp da Kürt sorunları ile uğraşacağını sanmak saflık olacaktır. AKP rejiminin Suriye’de direk Alevileri ve Hiristiyanları hedef alan soykırım planlarını gerçekleştirmek için PKK altında örgütlenmiş gerilla tecrübesine sahip kontraların gücünden faydalanma taktiğidir bu: Abdullan Öcalan’ın, ”İslam bayrağı altında, Erdoğan’ın başkanlığı altında birleşelim” çağrıısı ve kontraların dağlardan alınıp güneye kaydırılmaları, AKP rejiminin aşamalı planlarını ortaya koydu…Erdoğan’ın Ali’cilik yapması da, tamamıyla adi bir propogandadır ve piskolojik savaşın bir parçasıdır. Alevi’lerin, kendi varlıklarını hedef alan bu türden piskolojik savaşa dur demelerinin zamanı gelmiştir.

AKP rejiminin Müslüman Sünni kesime sırf Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden yıllık en az 8.6 milyar dolar kaynak aktarıyor. İmam-hatip okullarına, Kur’an kurslarına, diğer kurumlardaki mescitlere milyarlar akmaya devam ediyor. Alevilerin verdikleri vergiler onlara karşı birer silah olup çıkıyor. Bütün maddi kaynaklar Sünniliğe doğrudan entegre edilmiş. Diğer yandan 11 yıllık AKP rejiminde Alevilik tarihinin en büyük asimilasyonunu yaşadı. Milyonlarca Alevi Sunnileştirilip dejenere edildi. Osmanlı Aleviliğe karşı insanlık tarihinin gördüğü en vahşi ve en büyük katliamların uygulayıcısı olmuştur. Başta Ayasofya olmak üzere binlerce kilise Camiye çevrilmiştir. Alevilerin kendilerini İslam dairesi içerisinde tanımlamaları tamamen korku temelinde, zorla söyletilmiş bir vurgudur. Müslümanlarca çembere alınan halklar yaşama şanslarını artırmak için bu yolla başvurmuşlardır…Aleviler, Sünni ve Şii anlayışın benimsediği ve uyguladığı İslam anlayışını uydurma bir din olarak nitelendirmektedirler.
Alevilerin din anlayışı ile Sünni Şii İslam anlayışı arasındaki derin farkları olduğu için, İslam’ın Halifeliğini üstlenen Osmanlı için bu sapık bir inançdır ve yokedilmesi gerekir. 1826 katliamından sonraki süreçte Osmanlı Alevilerle ilgili politikasında değişikliğe giderek, katliamın ve baskının yanı sıra çok yoğun olarak asimilasyon politikasına girişilmiştir. Alevi Köylerine Cami yapma politikası bu dönemde başlamıştır. Alevi Bektaşi Dergahları Sünni tarikatlara teslim edilirken, dağ başlarındaki Alevi Tekke – Dergahlarına ise o bölgeden Alevi işbirlikçiler görevlendirilmiştir. Alevi çocukları köylerinden alınarak Sünni okullarında eğitilip köylerinde görevlendirilmişlerdir. Aleviler açısından çok yoğun bir Sünnileşme yaşanmış, Alevilikte görülen Sünni usullerde bu dönemde Aleviliğe sokulmuştur.

 

Osmanlı’ın devamı olduğunu idda eden AKP Sünniliğe dayalı korku imparatorluğunu kuruyor.
 

Erdoğan, hükümet olmanın namazı, Kuran’ı ve abdesti bilenlerin işi olduğu söylüyor. “Ne zaman abdest alınacağını bilmeyecek kadar zavallı, ne İslam’dan ne abdestten, ne Kuran’dan habersiz olan insanlar Türkiye’de iktidar olmaya kalkıyorlar. Önce milleti tanı bakalım” ifadesi ile, ayrımcılıktan beslenen, tekçiliği dayatan ideolojik yüzünü gösterirken, diğer yandan ise, hedeflerinde var olan salt Sünniliğe dayalı Türkiye düşüncesini gözler önüne sermektedir.

AKP hükümeti, Alevileri, camiye, abdeste ve namaza davet etmekten vazgeçmelidirler. Aleviler Cemevinde, Niyazında ve ruh abdestlerinden mutludurlar. Gayri Müslimler ise kendi Kilisesinde, Havrasında ve Sinagogunda mutlu ve huzurludur.

 

Bilindiği gibi, Arap aşiret liderleri Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye ve Yezid ve sonraları Osmanlı halifeleri döneminde, büyüme gelişme genellikle kan bağı yaratılarak sağlanıyordu. Osmanlının ortaya çıkışı aynı bu yolu izledi. Osman’ ın oğlu Orhan, bir Bizans prensesi ile evlendirildi ve böylece Osmanlı dünyaya gözünü açtı.

 

Ne yazık ki bu ”kutsal” insanları normal bir yolla birleştirmek mümkün değilmiş!

 

İslam politik ideolojisinin lideri Muhamet, Arap ulusunu yaratmak için Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye, Yezid ve tüm geri kalan yöneticileri, kız alıp verme denilen ilkel bir gelenekle birbirine bağladı.

 

Muhammet, Ebu Bekir’in damadı.
Muhammet, Ömer’in damadı.
Osman, Muhammed’in damadı.
Ali, Muhammed’in damadı.
Ömer, Ali’nin damadı.
Muaviye, Muhammed’in kaynıdır.
Yezit, Muhammed’in kaynı olan Muaviye’nin oğludur.
Bu durumda
Osman’ın ve Ali’nin çocukları Hz. Muhammed’in torunlarıdır.
Ömer’in, Ali’nin kızı Gülsüme’den doğan çocukları Ali’nin torunlarıdır. Gülsüme Ali’nin kızı, Muhammed’in torunudur.
Ömer’in çocukları Muhammed’in kayınlarıdır.
Osman, Ali’nin çocukları, Hasan ile Hüseyin’in teyzesinin eşidir.
Muaviye, Ali’nin eşi Fadime’nin dayısı.

 

Demek ki bugün yüz milyonlarca insana hükmeden Muhamet idolojisi o zaman bir kaç aşiret ileri gelenini bile bir araya getirmekte yetersiz kalmış!
Yezid, Hz. Muhammed’in kaynının oğludur.Görüldüğü gibi Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye ve Yezid hepsi birbirine birer kan bağı ile kenetlendirilmişler. Bu yapaydır, sunnidir. Demekki bu sözde ”kutsal” insanları normal bir yolla birleştirmek mümkün değilmiş!

 

Toplumların uluslararası entegrasyonu dururken, Avrupa kültürüne entegrasyon dururken, çöllerde serseri mayın gibi izole hayat yaşayan Bedevi kalıntısı ilkel toplulukların yalan dolanla abartıp günümüze kadar bölge halklarına zorla dayatıkları savaş ve yağmalama kültürüne sarılmak, kabile şeflerinin hikayelerinde kutsallık aramak, bunların ideolojileri ile devlet yönetmeye kalkmak sonuçsuz kalmaya mahkümdur.

Aleviler, kendilerini bu saçma sapan İslamist ideolojilerden kurtarıp özgür bir toplum haline gelmelidirler.

Türkiye’ de Dersim alanı dışında Alevi’lerin çoğunluk sağladığı şehir kalmadı.

Aleviler, şimdiye kadara takip edilen yanlış politikalarla  zorla asimile edilerek 13 şehirden göçe zorlandılar, boş kalan alanlara ise Balkan ve kafkas göçmenleri yerleştirildi… Aleviler kendi inançlarını yaşayamadılar. 1960’lara kadar Aleviler toplanamazdı. Cem yapamazlardı. Cem yapmak yasaktı. Cem yapabilmeleri için köyün etrafına nöbetçiler yerleştirilirdi. Cemler gizli yapılırdı.
1990 yıllarına kadar bu ülkede Kürt olmak ‘ta suç sayılıyordu. Kürtçe kaset bile çıkarmak suçtu. Kürtçe bir kaset çıkarmanın yolu cezaevinden geçerdi. Ahmet Kaya “Kürtçe bir klip yapacağım” dediği için hakkında onlara yıl hapis istendi. Osmanlı da oyun çoktur. Dün Alevileri Sünnileştirmek için çakma Ehl-i Beyitler yetiştirdiler, günümüzde ise Kürt’leri Türkleştirmek için “köy korucusu” yetiştirdiler. Ve bugün köy korucularının görevi ne ise o dönemlerde Anadolu Alevi’sinin yoğun olarak yerleştiği bölgelere gönderilen Ehl-i Beyitlerin görevi o idi Alevileri Sünnileştirmekti.

Ali-Ömer-Osman-Ebubekir arasında başgösteren taht kavgalarına dayanan bu hizipleşme 1400 yıldan beri milyonlarca insanın ölümüne yol açtı. Ortadoğu’da Hristiyanların mirasına konarak yayılan Müslümanlık, onların bölünüp hizipleşmesini kopyalamakla kalmadı, üstelik bunu en uç noktaya götürerek, çok adi, tamamıyla kriminal bir ortam yarattı. Ali, Osman, Ömer, Bekir ve diğer Arap aşiret liderleri arasındaki rant kavgalarında sağ çıkan olmadı, bunlar birbirlerini öldürmekle kalmadılar, yığınla insanıda kutsallık adına felaketlere sürüklediler…

İslam’ı kuran guruplar tamamıyla aşiret ve aynı soydan gelen kabilelerin şimdiki mafya örgütlenmesi dışında özel bir durumları yoktur: yöntemleri  ilkel bir metot olan kan bağı kurmaya dayanıyor, yani herkes birbirinin kızını alarak vererek mafya örgütlenmesine giriyor…

 

 

Muhamet’in  632 yılında ölümünden sonra, Ebu Bekir halife oldu. Onun zamanında fetihler devam ederek; Bahreyn, Irak’ın bir kısmı ve Suriye’nin bir bölümü fethedildi. Yağma ve talanlarla iştahları açılan Arap kabileleri artık durmak bilmiyorlardı…İslâm’la birlikte Arap Yarımadası’nda otorite olan Vahabi kabilelerin kendi aralarında ki kan davaları, müstakil olarak birbirinden intikam almaları durdurulmuş, önlerine yeni hedefler konulmuştur. Gasp, soygun, içki, kumar, fuhuş, hırsızlık, yetim malı yemek, kan dökme, intikam, yalan, kin, haset, kibir dışında hiç bir iyisi olmayan acımasız Arap kabilelerin önlerine konulan bu yeni hedeflerle, dikkatleri komşu ülkelerin zenginliklerini yağma ve talana çekilmiştir.

Egoist Arap liderlerinin Muhamet’in mirası için başlattıkları kanlı kavgalar biçim değiştirerek devam ediyor…Halifeliğe soyunan Arap liderleri it dalaşında can vermelerine rağmen, ortaçağın karanlığında yaşayan Ortadoğu ve Afrika kabileleri onlarda ”kutsallık” yaratarak İslam mezheplerini oluşturmuşlardır.

Başlangıçta asalak Bedevi’lerin aktif rol oynadıkları bu rant kavgalarının politik ve askeri stratejileri temelinde şekillenen fraksiyonlar-hizipler ortaçağ karanlığında milyonlarca insanı etkilerine alarak bütün kıtaları sardı. Göçebe Orta Asya Türk’lerinin de zorla bu hiziplere çekilişi, Arap yağma talan ideolojisinin dünyadan izole edilmiş bu türden ilkel boy, soy ve soplara aşılanması, başka halkların İslam adına köleleştirilmelerinin hak olduğu, Bizans ve Pers alanlarındaki zenginliklere zorla el koymanın mübah olduğu, bunun ”Allah’ın Müslümanlara verdiği bir rısk” olduğunun din iman adına propoganda edilişi, bu mezheplerin çığ gibi büyümesini beraberinde getirdi… Yağma ve talandan pay almaya çalışan ilkel kitleler her zaman bu mezheplerden birine yaslanıyor, Müslümanlık da hızla büyüyerek bölgeye hakimiyetini sağladı.

Bugün Türkiye’de müslümanlaşan yerli halkların eski çöl örf ve adetleri Araplar’dan daha şiddetle savunmaları Arap milliyetçiliğinin ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir. Müslümanların başı Erdoğan’ın eğer Ali önderliği kabul edilyorsa bende Aleviyim derken neye parmak basıyor? Abbasi döneminde kaleme alınan Buhari, Müslim gibi Ehli-Sünnetin benimsediği hadis kitapları, yine aynı dönemde kurulup, yayılan Hanefi, Şafi , Maliki, Hanbeli gibi mezhepler Arap milliyetçiliğini kitlelere sünnet ve sevap nitelendirmeleriyle yutturmuşlardır.

Hiristiyan ve Yahudi zenginliklerini ele geçirmek için İslam denen yeni bir dinin yaratılması tamamıyla Arap aşiretlerinin savaş stratejisinin ideolojik-politik temelini oluşturdu. İdolojik alanda çoğu yaşlı karısı tarafından geliştirilen bu sistemin kaderi tarihteki benzerlerinden farksız oldu. Muhamet’in ölümünden sonra ganimet gelirlerinin azalması orduda memnuniyetsizlikler ve isyanların başlamasına neden oldu. Osman döneminde yaşanan bu olaylar sonucunda terör faaliyetleri başlamıştır. Ele geçirilen ganimetlerin paylaşım sorunu, mevki ve çıkarlar,taht kavgaları karışıklıklara ve daha fazla yağmalama anlamına gelen fetihlerin durmasına neden olmuştur. Osman iktidar kavgasında öldürüldü. Ali halife seçildi, Osman’ın katilleri iyi örgütlenmişti…Karşı kliğe yaslanan Muaviye ve Ayşe, Ali’nin halifeliğini tanımadılar. Bu resmen politik bir kavgadır, bunun neresi kutsallık içeriyor. Ali Osman kavgası, o dönemin aşiret reisleri arasındaki kavgalar, mafia çetelerinin dalaşmalarından farksızdır. Ayşe’nin önderliğindeki Mekke grubu ile Ali grubu arasında Cemel Savaşı yapılmıştır. Taht için herşeyi göze alan çete liderleri arasında yapılan bu savaşı Ali kazanmıştır. Muaviye’nin başını çektiği Şam grubu ile Ali arasında Sıffin Savaşı yapılmıştır. Hakem Olayı’ndan sonra iktidar kavgaları yoğunlaşmış, daha fazla siyasal gruplar ortaya çıkmıştır. Ali’de hayatını iktidar kavgasında, yağma ve talandan ele geçirilen ganimetlerin paylaşım kavgasında yitirmiştir. O dönemin bütün Arap liderleri bu türden taht kavgalarına bulaşmış ve birbirlerini acımasızca katletmişlerdir.
Sadece haca gitme adı altında örgütlenen ve yıllık Türkiye bütçesinden daha fazla gelir sağlayan İslam hac ticareti göz önüne alındığında Suudi Bedevilerinin ve diğer Arapların kılıççı Ali’ye tapmaları normalin ötesinde olağanüstü derecede önemli ekonomik politik çıkarları öngören çekirdeksel bir işlevdir. Avrıupa’da yaşayan Türklerin hac görevi adına Suudi bedevilerine bıraktığı yıllık haraç ortalama 5.8 milyar Euroyu bulmaktadır. Buna karşılık Türklerin Araplaştırılması için bin bir ad altında faaliyet gösteren İslami örgütler yalnızca Almanya da 11 000 e yakın cami kurup Türkiye’nin avrupadan kovulmasının alt yapısını sağlamaktadırlar.
Konu bu kadar açık iken AKP liderlerinin Suudiler desteğinde, Suriye’ye saldırı planları yapmaları, oraya onbinlerce terörist örgütleyip sokmaları, bu cellatların yağcılığını yapmaları, bedavadan bunlara daha fazla etki alanlarının yaratılmasını sağlayan idolojik politik süreclerde yer almaları bir suçtur.

 

Türk ordusunda ki Alevi kökenliler, ‘barışçıl’ yollan temizlenirken, Suriye’de bunun silahla olacağı gerçeği göz ardı edilemez, gerisi benzer bir tablo! Şu anda AKP’ yi destekleyen geniş Alevi kitleleri kendilerini bekleyen felaketlerin farkında değiller!

1200 ile 1700 yılları arasında Anadolu topraklarında resmi rakamlara göre 810 bin Alevi Osmanlılar tarafından katledildi. 1700 yıllarından sonra, Osmanlılar katliamlarla bitiremedikleri Alevileri asimile etmek için yeni bir oyun sergilediler. Özel olarak 800 dolaylarında çakma Ehl-i Beyt dedeler yetiştirdiler. Bunlara Ehl-i Beyt unvanını verdiler. Alevilerin yaşadığı bölgelere göndererek “esas Müslüman biziz” propagandasını yaydılar. Bununla da yetinmediler var olan Kuran-ı Kerim için “bu gerçek değil gerçeği Mısır’dadır, Kuranda namaz yoktur, cami yoktur. Ali namaz kılmazdı, yolumuz Ali’nin yoludur” söylemiyle zaman içinde Alevileri, buna inandırdılar.

Osmanlı’nın Anadolu’yu istila ettiği yıllardan beri, “Kızılbaş” olarak adlandırılan Anadolu Alevilerinin “Katli vacip, malı namusu helal” fetvaları ile yüz binlerce Alevi katledilerek bugüne gelinmiştir.
Üç asır Osmanlılara direnen Aleviler, çok ağır bedeller ödediler. Yavuz Selim Katliamı’ndan sonra, Aleviler zorunlu olarak -kerhen de olsa- İslam’ı kabul etmiştir. O tarihten sonra Alevileri Müslümanlaştırma politikası izlendi. Merkezine insanı koyan bir inancı yanlış yere oturtmaya çalıştılar. O kadar ileri gidil ki, Ali ile Ömer, Yezid ile Hüseyin’in arasındaki iktidar kavgasını ‘’Alevi Yolu’’ diye Alevilere anlatıldı. Amaç: Bu yolla Alevilere İslam’ı benimsetmek ve asimle etmek!

Altı yüz seksen yılında Hüseyin’in Kerbala’da Yezid tarafından katledilmesi, Anadolu Alevilerinin zihinlerini bulandırmak ve Alevileri asimle etmek için en etkin bir silah olarak kullandılar. Bundan da başarılı oldular. Öyle ki Aleviler Anadolu’da İslam’a direnen kendi pirlerini bile anmaz oldular.

Alevi olmayan, namaz kılarken öldürülen Ali, camide çıkmayan oğlu Hüseyin’i Alevi yaptılar. Alevileri kendi değerlerine yabancılaştırdılar. Alevileri asimle etmek için “esas Müslüman Alevilerdir” propagandasını en etkin bir biçimde kullandılar. Milyonlarca Alevi’yi Sünnileştirdiler.

Öyle ki zamanla sistem ‘’kendi Alevi’sini’’ yarattı. Sistemin Alevileri ‘’Cuma günleri namaz kılmak Aleviler için farzdır’’ propagandasını yaptılar. Alevileri camilere götürdüler. Müslümanlığı reddeden camiye gitmeyen Aleviler katledildi. Bugün de sistem bazı Alevilere bazı imkânlar tanıyarak, kullanmaya devam ediyor.

 Bugün Tayyip Erdoğan ‘’Türkiye’nin yüzde 99 Müslüman’dır, ibadet yerleri Camidir ‘’diyebiliyorsa Alevilerin kimliklerine Müslüman yazıldığı içindir.

Hani bir söz vardır; insanlar kendi cellâdına âşık olur mu? Diye. Evet, Aleviler kendi cellâtlarına âşık oldular. Bugün her Alevinin evinde ve Cemevlerinde Mustafa Kemalin ve Ali’nin resmi var. İşte bugün Alevi gençleri bunu sorguluyor.
Hangi Alevi’ye sorsan;
‘’Şeriata karşı mısın?’’
‘’Evet, karşıyım’’ der.
Ama hiç kimse şu soruyu kendisine sormadı. Ali kim? Ali nasıl bir yol izlemiş yaşamı boyunca Aleviler için ne yapmış? Ali, Muhammet, Ebubekir, Osman ve Ömer’den sonra şeriatı en güzel tatbik eden kişidir. 4. Halifedir. Şeriatın egemen olmasında en çok onun emeği vardır. Alevilerin düşman olarak gördükleri 3. Halife olan Ömer in de kayınbabasıdır.

Güneş balcıkla sıvanmaz, masal anlatarak okur- yazarı olmayan temiz kalpli insanları, yıllarca İslam’ın cenderesine hapis ettiniz. Onları kandırdınız. Ama artık yolun sonu göründü. “Alevilik İslam’ın Özüdür” diyenler sistemde beslenen sistemi karşılarına almak istemeyen tuzu kuru olan, kendi aslını inkâr edenler. Alevi gençleri bunların kim olduklarını artık biliyor ve tanıyor.

Bugün Alevi gençliği hem tarihi ile hem de hurafecilerle hesaplaşıyor. Aleviler için yeni bir süreç başladı. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Okuyan, araştıran, sorgulayan bir gençlik yetişmektedir. Osmanlının Alevileri asimle etmek için, “Esas Müslüman Alevilerdir” gerçekleri yansıtmadığını Alevi gençliği görebiliyor ve sorguluyor.

Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Alevi gençleri kendi tarihleriyle yüzleşiyor. İslam’dan binlerce yıl önce var olan bir inancı İslam la birlikte var olmuş gibi gösterenleri yargılıyor.

Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Aleviler İslam’ı değil kendi inancını yaşayacaklar.

 Baasçılar daha önce Arap ırkçılığı altında insan bile kabul edilmeyen Kürtler’e, onları karşılarına almamak için beklenmedik bir şekilde otonomi verdiler. AKP- sivil Asker zinde güçler, bu taktiğin tuttuğunu görünce kendileri de hemen 180 derece çark ederek, 35 yıldan beri en büyük düşman diye ilan ettikleri PKK’yi yanlarına aldılar, lider diye lanse ettikleri kişiyi de yeni görevler verdiler. Suriye örneğini kopya etmeye çalışmaları, bu iki ülkedeki durumun benzerlği konusunda yeterli bilgiyi sunuyor. Devşirmeci kalıntısı İslamist askeri güçler sayesinde kurtulduklarını sanan Alevi kitleler, önümüzdeki dönemde hızlandırılacak siyasal islam proje-planlarının hedefleri olacaklardır. Sahte dedeler ve Alevi örgütlerine verilen sus paylarının sonu görünüyor. Sunni siyasal İslam tekçi olduğu için, Alevilerin varlıkları konusunda endişe duymaları ve Sunnileşen bir orduya da artık güvenememeleri, yeni tercihleri gündeme getirecektir.

 

 

Sevgi ve Saygılarla

Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

———————————————————————-
Esin Duran,
Selda Suner,
N. Gök,

Ferdi koçkar

Yeliz seren
Pelin Moda,
Bedri Engin,
Nazmi Dogan,
Sevda Suner
Sezer Aşkın,
H. Datvan,
Salih Demir,
Nizamettin Duran
A. Demir
Melahat Baykara,
ismail çekmez.
Aydin Nizam
Uğur Demir
Ismail B. Cenk,
Tekin Balkic
Selma Altuntaş,

Murat Koç
Filiz Serin,
Nedim Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,

Ahmet Meriç
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman B.
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
Aynur Balkaya
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
M. Oktay
Kemal Aktas
Yelda tekinoglu
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız
Murat Çetindal
Ali OkyarMusa Tekin
Aslı Birdal
Nazmi Doğan
İnci Gür
L. Okar
Mustafa Karkaya
Omer Aytac
Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız
Murat Nidar
şemsi Kaya
Ayten Ekşi,
Eda leman
nermin ışıl
D. Polat
Kadir Erdem
Serdar OKTAY
Mehmet Özdemir
Mustafa Erkan
Nuri AKTAS
Emine AKTAS
O. Kadir Ergun
Metin Kurca
Sedat Isiklar
Filiz Bag
Kadir Baskale
Sevim Varlik
Hasan Mesut Akkaya
Necmi Guler
Erhan Isguz
Meral Okur
Bilge Okyaz.
Kemal Koç
L. Mirakoğlu
Oktay Kızılcık
Mehmet Yavuzgil
Erdal Polat
Hüsnü oktay
k. Sankay
Ahmet tekin.
Semra Kaya
Mustafa Çiçek
Kayhan Göçkaya
Erdal Solgun
Mehmet Solgun
Esra Solgun
N. Altik
Oguz Karakış
Leyla Mert
Işık mert
D. Öksüz
Erdem Yılmaz
Ayse Eltan
S. Guner
M. Deniz Ok
Mehmet İnce
Huseyin Cinar
Meltem Cinar
Berk Cinar
L. Demirkaya
Huseyin Çilek
Ayten Irmak
D. Okdere
Ali Uskan
Berdan Temiz.
H. Baskale
Murat Gülay
Esra Gülay
Mustafa Akyol
A. jale Kol
M. Kol
Tamer Oktay
Aslan Burukoglu
I. Demir
Nurettin Akdal
Uzan Kara
ismail Igdır

Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
Nuri Şen
Hasan.Y. Balci
Mehmet Yucel

***********************************************************************

 

TAKSİM’E  VE  ÇAMLICA’YA  CAMİ   İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!

 

İMZA KAMPANYASINA KATILALIM…

 

http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica

 

Çamlıca ve Taksim’e kazma vurmanıza rızamız yok, bu sizi ilgilendirmiyor mu? #Camlica – Kampanyaya İmza Ver!

Kampanyaya İmza Ver

Advertisements

Taksim ve Çamlıca tepesine yeni büyük camiler yapılacak, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bilhassa Cuma namazlarını sırasıyla bu camilerde kılacak.

CAMİYE 1-2, NAMAZA, NAMAZAAAA…

 

Taksim ve Çamlıca tepesine yeni büyük camiler yapılacak,  AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bilhassa Cuma namazlarını sırasıyla bu camilerde kılacak.

Ein volk ein reich ein führer, Führer Erdoğan yeni MİT kanunu çıkarmaya hazırlanıyor!

‘Tek lider? Erdoğan, Tek Bayrak? Türk bayrağı. Tek Devlet? Türk devleti. Tek ırk? Türk ırkı. Tek Dil? Türkçe, Tek din? Sunni İslam dini’

AKP rejiminin başını çeken Erdoğan, Musolini gibi makyavelist uygulamalarla, askeri rejimleri aratmayan yeni bir polis devletine doğru hızla ilerliyor. Esasen Türkiye 1970 lerden itibaren bir polis ve asker devleti olarak şekillenme sürecine sokuldu. Toplam polis sayısı sürekli artarak 350 000′ ni geçti. Politik islamcılar, onlarca tarikat ve cemaat eşliğinde askeri darbelerin de kendilerine sağladıkları olanaklardan faydalanarak devletleşmelerini tamamladılar. TSK, köy koruyucuları ve paramiliter güçler bir bütün olarak AB üyeleri devletlerin toplamından daha fazla bir kitlesel güçle ülkeyi kıskaç altına almış durumdadırlar. Türkiye’de, tek adamın kontrolüne girip ifade özgürlüğünün adım adım kısıldığı, belli bir kimlikçi siyasi çevreye özgü islamcı sembollerin halka dayatılmaya başlandığı Türkiye’de iyice otoriterleşen ve önemli ölçüde bozulan şekilsel “Parlamenter Politika Dünyası”, kendisiyle meşgul olmaktan, gençlerin yeni dünyasını göremedi -ta ki tek belirleyici Tayyip Erdoğan’ın, eski tavrını terkedip yaşam tarzlarına müdahale etmeye başlayıncaya, tek tip “Müslüman Muhafazakar” bir insan modeli yaratmaya hız kazandırıncaya kadar. Anadolu’daki de facto alkol yasağını ve islami kimlikçi sembolleri metropollere de dayatmayı deneyen, kendi islami kimlikçi biatkar insan modeline uymayan herkesi kabaca aşağılayan Erdoğan, bilmeden, bu yeni dünyanın sınırlarını ihlal etti ve hiç tanımadığı, son derece özgün büyük bir gücün saldırısıyla karşılaştı.
Erdoğan, devrin imaj devri olduğunu, insanların itibarsızlaştırılarak ölmüşten beter edilebileceğini iyi bilen biri olarak, karşısındaki orantısız yeni güç karşısında paniğe kapılmış görünüyor. Gençlerin, çeşitli konularda itilip kakılmış farklı halk kitleleri tarafından desteklenmesi ise tam bir devrimin yaşanmasını sağladı. Aynı desteği ne 68’liler ne de 78’liler alabilmişti. Direnişin ilk haftasında, tüm Türkiye’de her gece on milyon kadar insanın sokağa inip Erdoğan’ı protesto etmesi, Türk tarihinde benzersiz bir olaydır. Gençler, bu kadar güçlü olduklarını bilmiyorlardı birkaç gün içinde öğrendiler. Bunu onlara öğretenlerin başında da kadınlar var. “Kızlar en ön saflarda, yanımızda olmasalardı, bu kadar cesur olmazdık” diyen aktivistleri unutmamak gerek. Gezi Parkı’nda hemen dikkat çekiyorlar. Direnişçilerin yarısı, hatta yarıdan fazlası kızlardan oluşuyor. Bu da, kadın cinayetlerinin rekor düzeye çıktığı bir ülkede, tavizsiz özgürlük isteğinin en somut ve anlamlı ifadelerinden biridir. Göstericilerin dağılmaması, her gaz saldırısından sonra sokağa geri dönmeleri AKP iktidarının diktasının benzersiz tarihî bir olayla karşı karşıya bıraktı: Burada eskiden, yaşam tarzını tehdit altında görmeyen ve kendi dünyasında yaşayan kitleler, şimdi yaşam tarzını tehdit altında görüyor ve kendini güvence altına almak için politika sirkine doğrudan müdahale ediyor  ve devrin kötü sembolü haline gelmiş olan Tayyip Erdoğan’ı devirmek istiyor. Neşeli, esprili, birbirine saygılı, doğayı sevip savunan, yaşadığı alanlara ve şehrine sahip çıkan, tavizsiz demokrat, kimsenin yaşam biçimine karışmayan, kendi hayat biçimine karışılmasına da kesinlikle izin vermeyen, kim olursa olsun herkesle aynı göz hizasında konuşan, zengin-fakir ayırmayan, kendi içinde elitizme ve imtiyazlara izin vermeyen, parayla ölçmeyen, bu yüzden satın alınamayan, çoğunluğu 16 ile 25 yaşları arasında, nazik, zeki, yardımlaşmayı seven, mücadeleci gençler bunlar. Verdikleri mücadele, aslında kendi bireysel özgürlüklerinin kısıtlanmaya başlaması nedeniyle başlamış olsa da, buradan yola çıkarak bütün ülke için özgürlük ve demokrasinin garanti altına alınması mücadelesine dönüşmüş durumda.

Bunun karşısında Osmanlı İmparatorluğu’nun suç ve günahlarının bu mirasçısı olan İslami gericilerimizin hırslarının, gerçekte sahip oldukları olanak ve kapasitenin çok daha ötesinde olduğu belli. Erdoğan’ın ırkçı söylemleri Musolini ve Hitler’den  farksız:”Erdoğan, “Biz Afyonkarahisar’dan çıkarken tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet dedik. Bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir. Biz Türkiye’nin dört bir yanında bunu söylüyoruz” dedi….Güçlü millet istiyorsak bunun olması lazım. …, Bizim genç ve dinamik nüfusa ihtiyacımız var. O da buradan geçiyor. ” ‘..tek ırk, tek devlet, tek lider anlamina gelen Almanca nazi kılıbını kopyalan Erdoğan bunu 80 yıl sonra devam ettiriyor!

Sadece Kemalist’lerin dikenli telleri arkasında değil,  Führer Erdoğan’ın, “tek vatan”, “tek dil”, “tek ırk, tek din” sloganları şimdi her yerde çınlamaya başladı.

Türlü türlü komplolar, faili meçhul cinayetler, kışkırtmalar, başta muhalifler olmak üzere giderek tüm toplumu kuşatan izleme-gözetleme gibi gelişmeler, gerçekte bunayan sistemin kendini ayakta tutabilmek için giderek korkunç bir Büyük Birader’e dönüşmesinin kaçınılmazlığını göstermektedir. ‘Tek Bayrak?Türk bayrağı.Tek Devlet?Türk devleti.Tek ırk?Türk ırkı.Tek Dil?Türkçeö Tek din? Sunni İslam dini’ sloganları ile diktatörlüğünü pekiştirmeye çalışan AKP Türkiye’yi kan gölüne çevirmekte kararlı görünüyor…

R.T. Erdoğan Türkiye’yi Hapishaneye Çevirmiştir.

Türkiye’de her dönem muhalif kesimler tutuklanmakta, işkenceden geçirilmekte ve cezaevlerine operasyonlar düzenlenerek tutuklular katledilmektedir. Bu iktidar döneminde de bu politika aynı şekilde devam etmektedir. Yine on binlerce insanın, sendikacının,  avukatın, gazetecinin, seçilmiş siyasetçinin zindanlara tıkıldığı bir süreçten geçmektedir.

Arada sırada çete dalaşmaları olsa da temel yasalar ve sistemin ana güçleri aynen kaldı: şimdi Siyasal İslamcılar aynı anayasayı kullanarak, aynı işkenceci polis ve askeri kullanarak zulme devam ediyorlar…Özel yaşamlar, telefon konuşmaları her şey herkesin elinde koz olarak kullanılan baskı ve tehdit unsuru haline getirilmiştir. Rejim bekçiliğine soyunmuş teror ve zulüm mekanizması aynen zamanın İttihat-Terakki’si gibi kendilerini en kötü ihtimale (bir bölünme sürecine) hazırlıyorlar. Bu çerçevede iç savaş aygıtına, Osmanlının çöktüğü ve TC’nin kurulduğu süreçtekine benzer bir misyon ve şekil kazandırılmakta olduğu anlaşılıyor. Bu kesimler, zamanında Ermeniler ve Rumlara yapılanların bu kez de Kürt ve Aleviler için gerekli hale gelebileceği üzerine birtakım hesap ve hazırlıklar yapmaktadırlar. Bu hazırlıkların rengi, bazı illerin muhtemel pogrom provaları için pilot bölgeler olarak seçilmiş olması, Kürtlerin “sürülmesi”, “kısırlaştırılması”, Sunni Türkler’e en az 3 çocuk yapma zorunluluğu, gibi Nazi söylemlerinin ayyuka çıkması gibi olgulardan iyice anlaşılmaktadır. Bunları yapanların patolojik vakaymış gibi ele alınması tarihten hiç ders alınmaması anlamına gelir.

R.T. Erdoğan Soykırımcıdır

Türk devletinin tarihi aynı zamanda soykırımlar tarihidir. Anadolu’da yaşayan farklı kültür ve inançları bir zenginlik olarak görüp, geliştirmek bir yana “tehdit” olarak görüp yok etmek istemiştir.Başta Rumlar, Kürtler, Ermeniler olmak üzere farklı ulus, milliyet ve azınlıklara karşı soykırım uygulamıştır. 1915 Ermeni, Êzidî, Süryani, Keldani’lere karşı, 1938’de Dersimlilere ve kuruluşundan günümüze kadar Kürtlere yönelik soykırım politikası süre gelmiştir.

Çamlıca’da, Taksim’de camiye ihtiyaç yok. Gösteriş uğruna siluet mahvediliyor.

İşgalci barbar kitleler İstanbul’un tarihi silüetini zaten yeterince değiştirdiler. Bu dev caminin amacı gerçekten ibadet için değil, bunca cami varken Erdoğan’ın kalkıp 20 000  kişiyi barındıracak böylesine dev bir cami için emir vermesi, Osmanlı padişahlarının şan ve şöhretlerinin sembolleri olan bu beton yığınlarını, gösteriş için, kendisi için kopyalamasından başka bir şey değildir.

Balkanlar’da; Osmanlı sömürgeciliğinden kurtulmak isteyen mazlum halklar, bağımsızlık mücadelelerine başladıklarında; Türkler ve Osmanlılar tarafından müslümanlaştırılan, Arnavut, Boşnak, Ladino ve Çerkezlerden oluşan kitleler Anadolu’ya göç ettiler.

Balkanlardan gelenler, amansız bir savaştan kaçarak Anadolu’ya sığınmışlardı. Gelenler bir daha yer ve yurtlarından göç etmemek için kendilerine kalıcı ve güvenli bir yurt edinme amacındaydılar. 

Ne varki o zamanlar Anadolu’da Rum ve Ermeniler, Kürdistan’da; da Kürtler yaşıyorlardı.

Bu durum yangından canını kurtarmak için evinin penceresinden atlayan birinin; sokaktan geçmekte olan kişilerin başına düşmesine benzeyen bir durumdu. Tabii gelenler sadece sokatan evine giden adamların başına düşmekle kalmadılar. Sokağın (Anadolu’nun) binlerce yıllık sakinlerini de etnik temizliğe uğrattılar.  

İtihatçılar bu işin çözümünü  kendileriyle birlikte getimişlerdi. Bu çözümde tek vatan, tek millet, tek bayrak, ve tek dil şeklinde formüle ediliyordu. Bunun için Rumlar mübadele edilecek, Ermeniler techir ve Kürtlerde asimile edileceklerdi. Bu görev; Enver, Talat, Cemal paşalar ve Bahattin Şakir tarafıdan uygulamaya başlandı. Bu şahsiyetlerin tümü de Balkanlardan gelen ırkçı – milliyetçilerdi. 

Anadolu’yu; tek vatan, tek millet, tek bayrak ve tek dil formülüyle türkleştirmek için başlatılan göç ve katliam operasyonları; yüzbinlerce Rum’un; Yunanistan ile mübadele edilmesine ve 1, 5 Milyon Ermeninin katledilmesiyle sonuçlandı. Enver, Talat, Cemal ve Bahattin Şakir dörtlüsü; Kürtlerin asimile edilmesinini göremeden bu dünyadan ayrıldılar. 

Onların yarıda bıraktığı görevler Kemalistler tarafından devralındı. 

Türkiye Cumhuriyetini Kuran Kemalistler; Kürtlerin hak, adalet ve kendi kaderlerini tayin haklarını tanıyacaklarına, onların zayıf ve yaralı olmalarından faydalanarak yavaş yavaş Kürdistan’ı işgal etmeye başladılar. 

Kürtler  bu işgali kabullenmeyerek 1925 yılında Şeyh Sait Efendinin önderliği altında direnişe geçtiler. Direniş; Sovyetler Birliği ve Fransızların; Kemalistlere verdiği desteklerle yenilgiye uğratıldı. 48 Kürt önderi darağacına çekildi. Binlerce Kürt köyü yakıldı, yıkıldı ancak Kürtler yılmadılar. 1928’de Hoybun cemiyetinin hazırladığı Ağrı Dağı direnişine başladılar. Kemalistlere karşı verilen son Kürt direnişide 1938 de Şeyit Rıza önderliğinde Dersim’de verildi. Desimli Kürtler katledildiler, yenildiler ancak diz çökmediler.

O tarihten sonra Türkiyedeki devlet ve siyaset tamamen Balkanlardan gelen ırkçı-milliyetçi kadrolar ve elitler tarafından yönetildi. Kürtler üzerinde şiddetli baskılar ve asimilasyon uygulandı. Kürt şehirlerindeki demografik yapılar değiştirildi. Kürtlerin varlığı inkar edildi. Adalet ve demokrasi isteyen Kürtler zindanlara dolduruldular, işkencelerden geçirildiler. 

2000 li yıllara gelindiğinde AK Parti adalet ve demokrasi vaad ederek iktidara geldi. Yıllarca Kemalist diktatörlük altında inletilen kitleler  verilen vaadlere inanarak AK Partiyi desteklediler. 

Kürtler AK Partiye; hiç kimseye vermediği ölçüde destek verdiler. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa Anadolu’lu kadroların yer aldığı bir hükümet kurulmuştu. Ne var ki bu durum çok fazla sürmedi. Tayib Erdoğan’ın etrafında toplanan Balkan kökenliler; AK Partiyi avuçlarının içine alarak; dede ve babalarından yadigar aldıkları tek vatan, tek millet, tek bayrak ve tek dil  gibi ırkçı- milliyetçi formülü; AKP’ nin ana çizgisi haline getirdiler…

Tayibb Erdoğan; gittiği her toplantıda Balkan milliyetçilerinin düdüğünü çalmaya başladı.

 
ERMENİ MEZARLIĞI’NA PARK VE APARTMAN KARARI DAHA ÖNCE DE SORUN OLMUŞTU!

1930′ lerde İçinde Ermeni kilisesi bulunan Surp Agop alanı istimlak ediliyordu.

Kanuni Sultan Süleyman’ın aşçısı Manuk Karaseferyan’ın padişahı komplodan kurtarması ile Ermeni cemaatinin eline geçtiğine inanılan, 1560’ta İstanbul’da yaşanan büyük veba salgını ile mezarlığa dönüşen büyük arazi yüzyıllar sonra el değiştiriyordu.

Ermeni toplumunu rahatsız eden kararın ardından iki kısma ayrılacak olan mezarlığın ön tarafında yani tramvay caddesinde 7 parça arsa apartman yapılmak üzere satılacaktı. Belediye burada küçük küçük binalar inşasına izin vermeyecek, arsaları ancak büyük apartmanlar yapmak isteyenlere satacaktı. Bu arsaların arasında birer yeşil saha bulunacaktı. İkinci kısım Taksim Meydanı’ndan başlayacak olan gezinti yolunun devamı olacaktı.

İşte bu Ermeni ve Rum’ların kemiklerinin gömülü olduğu yere bir cami, gezeğenin en büyüğü  en pahalısı, muhteşem bir cami kurulacak ve adı da Erdoğan camisi olacaktı. Böylece Erdoğan, başkanlığını, kendisini ondan sandığı, yolundan gittiği Osmanlı sultanlarının devamlılığını sembolleştiren, yüksekliği onlarınkini geçecek minarellerin gölgesinde mehter marşları ile ilan edecekti. Hünkarımızın Sunni Müslüman’ların önderliği sevdası  şimdilik tehlikeye girdi!

 

OSMANLI TORUNU ERDOĞAN!

 

Osmanlı dönemini hayal eden Erdoğan’ın ortak hareket ettiği Arap ülkelerinde halk zulüm va baskı altında inim inim inliyor. Erdoğan’ın Suudi Arabistan, katar, Sudan, Cezayir,  Fas ve diğer ilkel Sunnici İslam diktalarını desteklemesi hangi özgürlüğe tekabul ediyor?

Osmanlıcı R.T.Erdoğan kendisine karşı çıkmayan Sunni İslamcı diktalara karşı değil, onların koruyucusudur.

Demokratlık postuna bürünen AKP rejimi başta Suudi Arabistan, Kuveyt, Sudan ve Katar olmak üzere yeryüzünün en zorba şeriatçı diktatörlüklerinin yandaşıdır, onların desteğinde Suriye iç savaşında ki görevlerini tamamıyla yerine getirmektedir.

Suudiler, Kaddafi ve Esad gibilerini yaramaz çocuklar olarak gördükleri için onları istemiyorlar. Yoksa Libya’ya veya Suriye’ye hürriyet getirmek değil…! Nitekim tüm bu ülkelerde Suudi ve AKP desteğinde aşırı dinci diktalar inşa edilmiştir. AKP, Suudi barbarlığının kendilerine verdikleri görevlerden hangi özgürlüğü anlıyorlar! Abdullah Gül, yeşil sermayenin merkezi olan Arap bankaları birliğini en uzun yönetenlerdendir. Şimdiki AKP rejimi Sunnici İslam diktatörlüklerinin en büyük destekçisidirler.

İslâmi bankacılık, özellikle Suudi Arabistan ve diğer ülkelerde, örneğin Bahreyn’de kurulan İslâmi para kurumları, esas olarak “Kara Bankacılığı” sistemiyle çalışır. AKP bu kirli paralarla palazlandı. Tarih’te en fazla kara para AKP döneminde aklanmıştır. Afganistan ve Pakistan’dan Türkiye’de ki köy koruyucuları denetiminde Avrupa’ya uzanan uyuşturucu hattı AKP döneminde tam hızla çalışmaya devam etti.
Kirli İslâm paraları ülkede cirit atarken, Rabıta’nın yanında Faysal Finans’ ı boş durmadı. Merkezi Cenevre kenti olan 55 İslâm bankasının üst örgütü Dar-al Mal-al İslâmi tam birçok Uluslu para kapitali şirketidir. Faysal Finans da bu örgüte bağlıdır. Yani çok uluslu şirketler grubunun Türkiye’deki düzenin bir parçasıdır.
Üçüncü örgütün adı: Al Baraka’dır. Türkiye’deki kolu ise Al Baraka-Türk’tür. Suudi merkezlidir. Özal ve Topbaş ailelerinin ortaklığı vardır. Başkan yardımcılığını ünlü Topbaş adlarından biri; Mustafa Topbaş yapmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın da soyadı Topbaş’tır. Kurulun diğer adları ise; Türkiye’de Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, AKP’lilerin ve de Başbakan’ın Kemal abisi diğeri de Talat İçözdür. 
Bir başka kurum ise,44 İslâm ülkesince gerçekleştirilen İslâmi Kalkınma Bankası’dır. İç tüzüğüne göre; “üye ülkelerin tekil veya kolektif toplumsal ve ekonomik gelişmelerini Şeriat ilkelerine uygun olarak artırmak” ana hedeftir.
Suudi Arabistan, Türkiye tarikat- cemaatler aracılığıyla sokulmuştur. Parasal ilişkiler bu kesimin hizmetiyle ve karşılıklı desteğiyle sağlanmıştır. İslâmi sermayenin girişine izin veren Özal ailesidir. Özcan ve Topbaş ailelerinin bir kısmı “nurcu”, bir kısmı da Nakşi Erenköy cemaatindendirler.
İçerisinde tarikat-cemaat sermayedarlarının da bulunduğu bu yeni sermaye kesimi, ilk kez hatırı sayılır bir ekonomik güce sahip bağımsız bir güce dönüşüverdi. İşte yeşil ya da İslâm Emperyalizminin güçlenip, yayıldığı ve aranan olan oluverdiği bir merkez…
AKP yönetimi; başlı başına bir sermaye grubudur. Ailenin, Suudi finansmanı ile tarikat ‘anamalı’nın ya da parasını bağdaştırarak siyasi ve ekonomik açıdan nasıl yükselişe geçtiğidir. Çoğu Nakşibendi’dir.
 

POLİTİK İSLAM DEMOKRASİ İLE BAĞDAŞMAZ.

 

Osmanlı devleti benzeri bir siyasal yapının oluşumuna soyunan Sunnici İslam’cıların, Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu konjonktüründe, bu heves ve hayallerini yaşama geçirebilmeleri olanaksızdır. Sunni Şii çatışmasından faydalanan daha büyük güçler mevcuttur. Herşeyi tepeden takip eden Batılı devletlerin buna sıcak bakacaklarını ya da en azından Ankara’nın bu doğrultudaki girişimleri karşısında sessiz kalacaklarını sanmak yanıltıcıdır, dolayısıyla, Türk gericilerinin Erdoğan’ın özel harpçilerince yönetimi devralınan PKK ve benzeri örgütleri kendi güdümlerine almak suretiyle büyüme planları, risk olasılığı yüksek bir kumar oynamaya benzemektedir.

Yıllarca Batı’yı alavere dalavere ile uyutan AKP cemaatleri, ırkçı dinci tarikatlar, ılımlı İslam adı altında büyük güç topladılar. Batıdaki bazı geri parti ve otoriteler bu sinsi yalan dolanın etkisinde kalarak kendileri de bataklığa saplandılar. Avrupa’da sosyalist geçinen bir sürü gurup ve parti İslamcılığın etkisinde kendi idelojilerini de unuttular! Bu sözde salon aydınları ”ılımlı Sunnici” diye algılamaya çalıştıkları aşağılık şeriat rejimlerini desteklerken, temel insan haklarını yokeden Talibanlara, hamas’lara, Vahhabi yobazlarına, tek tek ya da organize destek vermeye devam ediyorlar. AKP desteğindeki din maskeli İslamcı örgütler Avrupa’da cirit atıyor her tarafa cami kuruyorlar, açılışlarını ise bu kafir denilen çürümiş beyinsiz sosyalistlerle beraber yapıyorlar… Böylece islamcılık hem daha kolay militan, hem daha kolay maddi ve lojistik destek bulmakta, hem de büyük bir halk desteğine kavuşmaktadır. Küresel olarak baktığımızda İslam dini, baskı ve zulmün önemli bir kaynağı olmuştur. Şeriat, cihad, şehitlik, tekfir vb. kavramlarla kitleleri hakimiyet altına alacak unsurlar haline gelmişlerdir. Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarında ülke bir şeriat devleti karanlığına doğru sürükleniyor. Mısır’da olan bitenler bir dogmalar bütünü olan İslam ile demokrasinin bağdaşamayacağını bir kez daha ortaya koyuyor. AKP rejiminin geldiği nokta bir daha gösteriyor ki, İslam ile Demokrasi kesinlikle bir biriyle bağdaşamaz. İslam tabiatı gereği anti- demokratik olmak zorundadır. Türkiye örneğinde olduğu gibi bütün bu cemaat ve tarikatlar askeri diktatörlüklerin yanında yer almışlardır, İslam locasından olan Özal, Kenan Evren tarafından başbakan yapılarak ödüllendirilmiştir. 12 Mart darbesinden sonra tek bir İslamcıya dokunulmadığı gibi, işkence ve infazlarda Nakşibendi tarikatından özel adam istenmiştir. Bugünkü siyasal İslam rejiminin temelleri 12 eylül askeri cuntasından sonra atılmıştır. AKP kadroları askeri kliğin çizdiği politik sistemin ürünleridirler. AKP kadrolarının yaklaşık yüzde 64′ ünü sağlayan sertlik yanlısı Nakşıbendi tarikatı, Erdoğan’ın tam diktatörlüğünü isterken, son olaylardan sonra yeni mevziler kazanan Fetullah gurubu A. Gül ile beraber hizipleşmeye yeni bir ivme kazandırıp, TSK’ yi yanlarına alarak Erdoğan’ı zayılatmaya çalışacaklardır.

 

Sevgi ve Saygılarla
 

Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

———————————————————————-
Esin Duran,
Selda Suner,
N. Gök,
Pelin Moda,
Bedri Engin,
Nazmi Dogan,
Sevda Suner
Sezer Aşkın,
H. Datvan,
Salih Demir,
Nizamettin Duran
A. Demir
Melahat Baykara,
ismail çekmez.
Aydin Nizam
Uğur Demir
Ismail B. Cenk,
Tekin Balkic
Selma Altuntaş,
Filiz Serin,
Nedim Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman B.
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
Aynur Balkaya
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
M. Oktay
Kemal Aktas
Yelda tekinoglu
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız
Murat Çetindal
Ali OkyarMusa Tekin
Aslı Birdal
Nazmi Doğan
İnci Gür
L. Okar
Mustafa Karkaya
Omer Aytac
Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız
Murat Nidar
şemsi Kaya
Ayten Ekşi,
Eda leman
nermin ışıl
D. Polat
Kadir Erdem
Serdar OKTAY
Mehmet Özdemir
Mustafa Erkan
Nuri AKTAS
Emine AKTAS
O. Kadir Ergun
Metin Kurca
Sedat Isiklar
Filiz Bag
Kadir Baskale
Sevim Varlik
Hasan Mesut Akkaya
Necmi Guler
Erhan Isguz
Meral Okur
Bilge Okyaz.
Kemal Koç
L. Mirakoğlu
Oktay Kızılcık
Mehmet Yavuzgil
Erdal Polat
Hüsnü oktay
k. Sankay
Ahmet tekin.
Semra Kaya
Mustafa Çiçek
Kayhan Göçkaya
Erdal Solgun
Mehmet Solgun
Esra Solgun
N. Altik
Oguz Karakış
Leyla Mert
Işık mert
D. Öksüz
Erdem Yılmaz
Ayse Eltan
S. Guner
M. Deniz Ok
Mehmet İnce
Huseyin Cinar
Meltem Cinar
Berk Cinar
L. Demirkaya
Huseyin Çilek
Ayten Irmak
D. Okdere
Ali Uskan
Berdan Temiz.
H. Baskale
Murat Gülay
Esra Gülay
Mustafa Akyol
A. jale Kol
M. Kol
Tamer Oktay
Aslan Burukoglu
I. Demir
Nurettin Akdal
Uzan Kara
ismail Igdır
Nuri Şen
Hasan.Y. Balci
Mehmet Yucel

 ***********************************

  

TAKSİM’E  VE  ÇAMLICA’YA  CAMİ   İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!

 

İMZA KAMPANYASINA KATILALIM…

 

http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica

Führer Erdoğan Taksim’e girdi…

Ein volk ein reich ein führer

AKP rejiminin başını çeken Erdoğan, Musolini gibi makyavelist uygulamalarla, askeri rejimleri aratmayan yeni bir polis devletine doğru hızla ilerliyor. Esasen Türkiye 1970 lerden itibaren bir polis ve asker devleti olarak şekillenme sürecine sokuldu. Toplam polis sayısı sürekli artarak 350 000′ ni geçti. Politik islamcılar, onlarca tarikat ve cemaat eşliğinde askeri darbelerin de kendilerine sağladıkları olanaklardan faydalanarak devletleşmelerini tamamladılar. TSK, köy koruyucuları ve paramiliter güçler bir bütün olarak AB üyeleri devletlerin toplamından daha fazla bir kitlesel güçle ülkeyi kıskaç altına almış durumdadırlar. Türkiye 1930’ların Almanya’sı olma yolunda hızla ilerliyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nun suç ve günahlarının bu mirasçısı olan İslami gericilerimizin hırslarının, gerçekte sahip oldukları olanak ve kapasitenin çok daha ötesinde olduğu belli. Erdoğan’ın ırkçı söylemleri Musolini ve Hitler’den  farksız:”Erdoğan, “Biz Afyonkarahisar’dan çıkarken tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek devlet dedik. Bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir. Biz Türkiye’nin dört bir yanında bunu söylüyoruz” dedi….Güçlü millet istiyorsak bunun olması lazım. …, Bizim genç ve dinamik nüfusa ihtiyacımız var. O da buradan geçiyor. ” ‘..tek ırk, tek devlet, tek lider anlamina gelen Almanca nazi kılıbını kopyalan Erdoğan bunu 80 yıl sonra devam ettiriyor!

Sadece Kemalist’lerin dikenli telleri arkasında değil,  Führer Erdoğan’ın, “tek vatan”, “tek dil”, “tek ırk, tek din” sloganları şimdi her yerde çınlamaya başladı.

Türlü türlü komplolar, faili meçhul cinayetler, kışkırtmalar, başta muhalifler olmak üzere giderek tüm toplumu kuşatan izleme-gözetleme gibi gelişmeler, gerçekte bunayan sistemin kendini ayakta tutabilmek için giderek korkunç bir Büyük Birader’e dönüşmesinin kaçınılmazlığını göstermektedir. ‘ Tek Bayrak?Türk bayrağı.Tek Devlet?Türk devleti.Tek Millet?Türk Milleti.Tek Dil?Türkçe’ sloganları ile diktatörlüğünü pekiştirmeye çalışan AKP Türkiye’yi kan gölüne çevirmekte kararlı görünüyor…

R.T. Erdoğan Türkiye’yi Hapishaneye Çevirmiştir

Türkiye’de her dönem muhalif kesimler tutuklanmakta, işkenceden geçirilmekte ve cezaevlerine operasyonlar düzenlenerek tutuklular katledilmektedir. Bu iktidar döneminde de bu politika aynı şekilde devam etmektedir. Yine on binlerce insanın, sendikacının,  avukatın, gazetecinin, seçilmiş siyasetçinin zindanlara tıkıldığı bir süreçten geçmektedir.

Arada sırada çete dalaşmaları olsa da temel yasalar ve sistemin ana güçleri aynen kaldı: şimdi Siyasal İslamcılar aynı anayasayı kullanarak, aynı işkenceci polis ve askeri kullanarak zulme devam ediyorlar…Özel yaşamlar, telefon konuşmaları her şey herkesin elinde koz olarak kullanılan baskı ve tehdit unsuru haline getirilmiştir. Rejim bekçiliğine soyunmuş teror ve zulüm mekanizması aynen zamanın İttihat-Terakki’si gibi kendilerini en kötü ihtimale (bir bölünme sürecine) hazırlıyorlar. Bu çerçevede iç savaş aygıtına, Osmanlının çöktüğü ve TC’nin kurulduğu süreçtekine benzer bir misyon ve şekil kazandırılmakta olduğu anlaşılıyor. Bu kesimler, zamanında Ermeniler ve Rumlara yapılanların bu kez de Kürt ve Aleviler için gerekli hale gelebileceği üzerine birtakım hesap ve hazırlıklar yapmaktadırlar. Bu hazırlıkların rengi, bazı illerin muhtemel pogrom provaları için pilot bölgeler olarak seçilmiş olması, Kürtlerin “sürülmesi”, “kısırlaştırılması”, Sunni Türkler’e en az 3 çocuk yapma zorunluluğu, gibi Nazi söylemlerinin ayyuka çıkması gibi olgulardan iyice anlaşılmaktadır. Bunları yapanların patolojik vakaymış gibi ele alınması tarihten hiç ders alınmaması anlamına gelir.

R.T. Erdoğan Soykırımcıdır

Türk devletinin tarihi aynı zamanda soykırımlar tarihidir. Anadolu’da yaşayan farklı kültür ve inançları bir zenginlik olarak görüp, geliştirmek bir yana “tehdit” olarak görüp yok etmek istemiştir.Başta Rumlar, Kürtler, Ermeniler olmak üzere farklı ulus, milliyet ve azınlıklara karşı soykırım uygulamıştır. 1915 Ermeni, Êzidî, Süryani, Keldani’lere karşı, 1938’de Dersimlilere ve kuruluşundan günümüze kadar Kürtlere yönelik soykırım politikası süre gelmiştir.

Çamlıca’da, Taksim’de camiye ihtiyaç yok. Gösteriş uğruna siluet mahvediliyor.

İşgalci barbar kitleler İstanbul’un tarihi silüetini zaten yeterince değiştirdiler. Bu dev caminin amacı gerçekten ibadet için değil, bunca cami varken Erdoğan’ın kalkıp 20 000  kişiyi barındıracak böylesine dev bir cami için emir vermesi, Osmanlı padişahlarının şan ve şöhretlerinin sembolleri olan bu beton yığınlarını, gösteriş için, kendisi için kopyalamasından başka bir şey değildir.

Balkanlar’da; Osmanlı sömürgeciliğinden kurtulmak isteyen mazlum halklar, bağımsızlık mücadelelerine başladıklarında; Türkler ve Osmanlılar tarafından müslümanlaştırılan, Arnavut, Boşnak, Ladino ve Çerkezlerden oluşan kitleler Anadolu’ya göç ettiler.

Balkanlardan gelenler, amansız bir savaştan kaçarak Anadolu’ya sığınmışlardı. Gelenler bir daha yer ve yurtlarından göç etmemek için kendilerine kalıcı ve güvenli bir yurt edinme amacındaydılar. 

Ne varki o zamanlar Anadolu’da Rum ve Ermeniler, Kürdistan’da; da Kürtler yaşıyorlardı.

Bu durum yangından canını kurtarmak için evinin penceresinden atlayan birinin; sokaktan geçmekte olan kişilerin başına düşmesine benzeyen bir durumdu. Tabii gelenler sadece sokatan evine giden adamların başına düşmekle kalmadılar. Sokağın (Anadolu’nun) binlerce yıllık sakinlerini de etnik temizliğe uğrattılar.  

İtihatçılar bu işin çözümünü  kendileriyle birlikte getimişlerdi. Bu çözümde tek vatan, tek millet, tek bayrak, ve tek dil şeklinde formüle ediliyordu. Bunun için Rumlar mübadele edilecek, Ermeniler techir ve Kürtlerde asimile edileceklerdi. Bu görev; Enver, Talat, Cemal paşalar ve Bahattin Şakir tarafıdan uygulamaya başlandı. Bu şahsiyetlerin tümü de Balkanlardan gelen ırkçı – milliyetçilerdi. 

Anadolu’yu; tek vatan, tek millet, tek bayrak ve tek dil formülüyle türkleştirmek için başlatılan göç ve katliam operasyonları; yüzbinlerce Rum’un; Yunanistan ile mübadele edilmesine ve 1, 5 Milyon Ermeninin katledilmesiyle sonuçlandı. Enver, Talat, Cemal ve Bahattin Şakir dörtlüsü; Kürtlerin asimile edilmesinini göremeden bu dünyadan ayrıldılar. 

Onların yarıda bıraktığı görevler Kemalistler tarafından devralındı. 

Türkiye Cumhuriyetini Kuran Kemalistler; Kürtlerin hak, adalet ve kendi kaderlerini tayin haklarını tanıyacaklarına, onların zayıf ve yaralı olmalarından faydalanarak yavaş yavaş Kürdistan’ı işgal etmeye başladılar. 

Kürtler  bu işgali kabullenmeyerek 1925 yılında Şeyh Sait Efendinin önderliği altında direnişe geçtiler. Direniş; Sovyetler Birliği ve Fransızların; Kemalistlere verdiği desteklerle yenilgiye uğratıldı. 48 Kürt önderi darağacına çekildi. Binlerce Kürt köyü yakıldı, yıkıldı ancak Kürtler yılmadılar. 1928’de Hoybun cemiyetinin hazırladığı Ağrı Dağı direnişine başladılar. Kemalistlere karşı verilen son Kürt direnişide 1938 de Şeyit Rıza önderliğinde Dersim’de verildi. Desimli Kürtler katledildiler, yenildiler ancak diz çökmediler.

O tarihten sonra Türkiyedeki devlet ve siyaset tamamen Balkanlardan gelen ırkçı-milliyetçi kadrolar ve elitler tarafından yönetildi. Kürtler üzerinde şiddetli baskılar ve asimilasyon uygulandı. Kürt şehirlerindeki demografik yapılar değiştirildi. Kürtlerin varlığı inkar edildi. Adalet ve demokrasi isteyen Kürtler zindanlara dolduruldular, işkencelerden geçirildiler. 

2000 li yıllara gelindiğinde AK Parti adalet ve demokrasi vaad ederek iktidara geldi. Yıllarca Kemalist diktatörlük altında inletilen kitleler  verilen vaadlere inanarak AK Partiyi desteklediler. 

Kürtler AK Partiye; hiç kimseye vermediği ölçüde destek verdiler. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa Anadolu’lu kadroların yer aldığı bir hükümet kurulmuştu. Ne var ki bu durum çok fazla sürmedi. Tayib Erdoğan’ın etrafında toplanan Balkan kökenliler; AK Partiyi avuçlarının içine alarak; dede ve babalarından yadigar aldıkları tek vatan, tek millet, tek bayrak ve tek dil  gibi ırkçı- milliyetçi formülü; AKP’ nin ana çizgisi haline getirdiler…

Tayibb Erdoğan; gittiği her toplantıda Balkan milliyetçilerinin düdüğünü çalmaya başladı.

 
ERMENİ MEZARLIĞI’NA PARK VE APARTMAN KARARI DAHA ÖNCE DE SORUN OLMUŞTU!

1930′ lerde İçinde Ermeni kilisesi bulunan Surp Agop alanı istimlak ediliyordu.

Kanuni Sultan Süleyman’ın aşçısı Manuk Karaseferyan’ın padişahı komplodan kurtarması ile Ermeni cemaatinin eline geçtiğine inanılan, 1560’ta İstanbul’da yaşanan büyük veba salgını ile mezarlığa dönüşen büyük arazi yüzyıllar sonra el değiştiriyordu.

Ermeni toplumunu rahatsız eden kararın ardından iki kısma ayrılacak olan mezarlığın ön tarafında yani tramvay caddesinde 7 parça arsa apartman yapılmak üzere satılacaktı. Belediye burada küçük küçük binalar inşasına izin vermeyecek, arsaları ancak büyük apartmanlar yapmak isteyenlere satacaktı. Bu arsaların arasında birer yeşil saha bulunacaktı. İkinci kısım Taksim Meydanı’ndan başlayacak olan gezinti yolunun devamı olacaktı.

İşte bu Ermeni ve Rum’ların kemiklerinin gömülü olduğu yere bir cami, gezeğenin en büyüğü  en pahalısı, muhteşem bir cami kurulacak ve adı da Erdoğan camisi olacaktı. Böylece Erdoğan, başkanlığını, kendisini ondan sandığı, yolundan gittiği Osmanlı sultanlarının devamlılığını sembolleştiren, yüksekliği onlarınkini geçecek minarellerin gölgesinde mehter marşları ile ilan edecekti. Hünkarımızın Sunni Müslüman’ların önderliği sevdası  şimdilik tehlikeye girdi!

 

OSMANLI TORUNU ERDOĞAN!

 

Osmanlı dönemini hayal eden Erdoğan’ın ortak hareket ettiği Arap ülkelerinde halk zulüm va baskı altında inim inim inliyor. Erdoğan’ın Kuzey Afrika’da Sudan, Fas ve diğer ilkel Sunnici İslam diktalarını desteklemesi hangi özgürlüğe tekabul ediyor?

Osmanlıcı R.T.Erdoğan kendisine karşı çıkmayan Sunni İslamcı diktalara karşı değil, onların koruyucusudur.

Demokratlık postuna bürünen AKP rejimi başta Suudi Arabistan, Kuveyt, Sudan ve Katar olmak üzere yeryüzünün en zorba şeriatçı diktatörlüklerinin yandaşıdır, onların desteğinde Suriye iç savaşında ki görevlerini tamamıyla yerine getirmektedir.

Suudiler, Kaddafi ve Esad gibilerini yaramaz çocuklar olarak gördükleri için onları istemiyorlar. Yoksa Libya’ya veya Suriye’ye hürriyet getirmek değil…! Nitekim tüm bu ülkelerde Suudi ve AKP desteğinde aşırı dinci diktalar inşa edilmiştir. AKP, Suudi barbarlığının kendilerine verdikleri görevlerden hangi özgürlüğü anlıyorlar! Abdullah Gül, yeşil sermayenin merkezi olan Arap bankaları birliğini en uzun yönetenlerdendir. Şimdiki AKP rejimi Sunnici İslam diktatörlüklerinin en büyük destekçisidirler.

İslâmi bankacılık, özellikle Suudi Arabistan ve diğer ülkelerde, örneğin Bahreyn’de kurulan İslâmi para kurumları, esas olarak “Kara Bankacılığı” sistemiyle çalışır. AKP bu kirli paralarla palazlandı. Tarih’te en fazla kara para AKP döneminde aklanmıştır. Afganistan ve Pakistan’dan Türkiye’de ki köy koruyucuları denetiminde Avrupa’ya uzanan uyuşturucu hattı AKP döneminde tam hızla çalışmaya devam etti.
Kirli İslâm paraları ülkede cirit atarken, Rabıta’nın yanında Faysal Finans’ ı boş durmadı. Merkezi Cenevre kenti olan 55 İslâm bankasının üst örgütü Dar-al Mal-al İslâmi tam birçok Uluslu para kapitali şirketidir. Faysal Finans da bu örgüte bağlıdır. Yani çok uluslu şirketler grubunun Türkiye’deki düzenin bir parçasıdır.
Üçüncü örgütün adı: Al Baraka’dır. Türkiye’deki kolu ise Al Baraka-Türk’tür. Suudi merkezlidir. Özal ve Topbaş ailelerinin ortaklığı vardır. Başkan yardımcılığını ünlü Topbaş adlarından biri; Mustafa Topbaş yapmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın da soyadı Topbaş’tır. Kurulun diğer adları ise; Türkiye’de Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, AKP’lilerin ve de Başbakan’ın Kemal abisi diğeri de Talat İçözdür. 
Bir başka kurum ise,44 İslâm ülkesince gerçekleştirilen İslâmi Kalkınma Bankası’dır. İç tüzüğüne göre; “üye ülkelerin tekil veya kolektif toplumsal ve ekonomik gelişmelerini Şeriat ilkelerine uygun olarak artırmak” ana hedeftir.
Suudi Arabistan, Türkiye tarikat- cemaatler aracılığıyla sokulmuştur. Parasal ilişkiler bu kesimin hizmetiyle ve karşılıklı desteğiyle sağlanmıştır. İslâmi sermayenin girişine izin veren Özal ailesidir. Özcan ve Topbaş ailelerinin bir kısmı “nurcu”, bir kısmı da Nakşi Erenköy cemaatindendirler.
İçerisinde tarikat-cemaat sermayedarlarının da bulunduğu bu yeni sermaye kesimi, ilk kez hatırı sayılır bir ekonomik güce sahip bağımsız bir güce dönüşüverdi. İşte yeşil ya da İslâm Emperyalizminin güçlenip, yayıldığı ve aranan olan oluverdiği bir merkez…
AKP yönetimi; başlı başına bir sermaye grubudur. Ailenin, Suudi finansmanı ile tarikat ‘anamalı’nın ya da parasını bağdaştırarak siyasi ve ekonomik açıdan nasıl yükselişe geçtiğidir. Çoğu Nakşibendi’dir.
 

POLİTİK İSLAM DEMOKRASİ İLE BAĞDAŞMAZ.

 

Osmanlı devleti benzeri bir siyasal yapının oluşumuna soyunan Sunnici İslam’cıların, Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu konjonktüründe, bu heves ve hayallerini yaşama geçirebilmeleri neredeyse olanaksızdır. Sunni Şii çatışmasından faydalanan daha büyük güçler mevcuttur. Herşeyi tepeden takip eden Batılı devletlerin buna sıcak bakacaklarını ya da en azından Ankara’nın bu doğrultudaki girişimleri karşısında sessiz kalacaklarını sanmak yanıltıcıdır, dolayısıyla, Türk gericilerinin Erdoğan’ın özel harpçilerince yönetimi devralınan PKK ve benzeri örgütleri kendi güdümlerine almak suretiyle büyüme planları, risk olasılığı yüksek bir kumar oynamaya benzemektedir.

Yıllarca Batı’yı alavere dalavere ile uyutan AKP cemaatleri, ırkçı dinci tarikatlar, ılımlı İslam adı altında büyük güç topladılar. Batıdaki bazı geri parti ve otoriteler bu sinsi yalan dolanın etkisinde kalarak kendileri de bataklığa saplandılar. Avrupa’da sosyalist geçinen bir sürü gurup ve parti İslamcılığın etkisinde kendi idelojilerini de unuttular! Bu sözde salon aydınları ”ılımlı Sunnici” diye algılamaya çalıştıkları aşağılık şeriat rejimlerini desteklerken, temel insan haklarını yokeden Talibanlara, hamas’lara, Vahhabi yobazlarına, tek tek ya da organize destek vermeye devam ediyorlar. AKP desteğindeki din maskeli İslamcı örgütler Avrupa’da cirit atıyor her tarafa cami kuruyorlar, açılışlarını ise bu kafir denilen çürümiş beyinsiz sosyalistlerle beraber yapıyorlar… Böylece islamcılık hem daha kolay militan, hem daha kolay maddi ve lojistik destek bulmakta, hem de büyük bir halk desteğine kavuşmaktadır. Küresel olarak baktığımızda İslam dini, baskı ve zulmün önemli bir kaynağı olmuştur. Şeriat, cihad, şehitlik, tekfir vb. kavramlarla kitleleri hakimiyet altına alacak unsurlar haline gelmişlerdir. Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarında ülke bir şeriat devleti karanlığına doğru sürükleniyor. Mısır’da olan bitenler bir dogmalar bütünü olan İslam ile demokrasinin bağdaşamayacağını bir kez daha ortaya koyuyor. AKP rejiminin geldiği nokta bir daha gösteriyor ki, İslam ile Demokrasi kesinlikle bir biriyle bağdaşamaz. İslam tabiatı gereği anti- demokratik olmak zorundadır. Türkiye örneğinde olduğu gibi bütün bu cemaat ve tarikatlar askeri diktatörlüklerin yanında yer almışlardır, İslam locasından olan Özal, Kenan Evren tarafından başbakan yapılarak ödüllendirilmiştir. 12 Mart darbesinden sonra tek bir İslamcıya dokunulmadığı gibi, işkence ve infazlarda Nakşibendi tarikatından özel adam istenmiştir. Bugünkü siyasal İslam rejiminin temelleri 12 eylül askeri cuntasından sonra atılmıştır. AKP kadroları askeri kliğin çizdiği politik sistemin ürünleridirler. AKP kadrolarının yaklaşık yüzde 64′ ünü sağlayan sertlik yanlısı Nakşıbendi tarikatı, Erdoğan’ın tam diktatörlüğünü isterken, son olaylardan sonra yeni mevziler kazanan Fetullah gurubu A. Gül ile beraber hizipleşmeye yeni bir ivme kazandırıp, TSK’ yi yanlarına alarak Erdoğan’ı zayılatmaya çalışacaklardır.

 

Sevgi ve Saygılarla
 

Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

———————————————————————-
Esin Duran,
Selda Suner,
N. Gök,
Pelin Moda,
Bedri Engin,
Nazmi Dogan,
Sevda Suner
Sezer Aşkın,
H. Datvan,
Salih Demir,
Nizamettin Duran
A. Demir
Melahat Baykara,
ismail çekmez.
Aydin Nizam
Uğur Demir
Ismail B. Cenk,
Tekin Balkic
Selma Altuntaş,
Filiz Serin,
Nedim Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman B.
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
Aynur Balkaya
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
M. Oktay
Kemal Aktas
Yelda tekinoglu
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız
Murat Çetindal
Ali OkyarMusa Tekin
Aslı Birdal
Nazmi Doğan
İnci Gür
L. Okar
Mustafa Karkaya
Omer Aytac
Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız
Murat Nidar
şemsi Kaya
Ayten Ekşi,
Eda leman
nermin ışıl
D. Polat
Kadir Erdem
Serdar OKTAY
Mehmet Özdemir
Mustafa Erkan
Nuri AKTAS
Emine AKTAS
O. Kadir Ergun
Metin Kurca
Sedat Isiklar
Filiz Bag
Kadir Baskale
Sevim Varlik
Hasan Mesut Akkaya
Necmi Guler
Erhan Isguz
Meral Okur
Bilge Okyaz.
Kemal Koç
L. Mirakoğlu
Oktay Kızılcık
Mehmet Yavuzgil
Erdal Polat
Hüsnü oktay
k. Sankay
Ahmet tekin.
Semra Kaya
Mustafa Çiçek
Kayhan Göçkaya
Erdal Solgun
Mehmet Solgun
Esra Solgun
N. Altik
Oguz Karakış
Leyla Mert
Işık mert
D. Öksüz
Erdem Yılmaz
Ayse Eltan
S. Guner
M. Deniz Ok
Mehmet İnce
Huseyin Cinar
Meltem Cinar
Berk Cinar
L. Demirkaya
Huseyin Çilek
Ayten Irmak
D. Okdere
Ali Uskan
Berdan Temiz.
H. Baskale
Murat Gülay
Esra Gülay
Mustafa Akyol
A. jale Kol
M. Kol
Tamer Oktay
Aslan Burukoglu
I. Demir
Nurettin Akdal
Uzan Kara
ismail Igdır
Nuri Şen
Hasan.Y. Balci
Mehmet Yucel

 ***********************************

  

TAKSİM’E  VE  ÇAMLICA’YA  CAMİ   İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!

 

İMZA KAMPANYASINA KATILALIM…

 

http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica

AKP’NİN POLİTİK İSLAMCILIĞI İFLAS YOLUNDA!

Taksim’e, Ermeni ve Rum’ların kemiklerinin gömülü olduğu yere muhteşem bir cami, gezeğenin en büyüğü en pahalısı muhteşem bir cami kurulacak ve adı da Erdoğan camisi olacaktı. Böylece muhteşem Erdoğan, kendisini ondan sandığı, yolundan gittiği Osmanlı sultanlarının devamlılığıyla şahlandıracak, Sunni Müslüman’ların önderliğini buradan, bu muhteşem camiden ilan edecekti! Bu hayal gerçek olmadan sönme yoluna giridi.
Dev adımlarala ilerleyen Bilim ve tekniğin beklenmeyen işlevlerinin de olduğunu bir anlık olsa da unutan Erdoğan, bazı geri dönüşlerin ne kadar tehlikeli sonuçlara yol açtığını gecikerek fark etti. Modern teknikle insanlar arasında değişen kominikasyon yöntemlerinin tamamıyla kapalı sanılan kaba ailesel diktacı Arap rejimlerini nasıl çökerttiğini unutması veya görmemezlikten gelerek Twitter’e saldırması, diğer meslekdaşları Arap liderlerinden farklı olmadı!
Mübarek, zora düştüğünde İnternet’i kapatmıştı, Erdoğan bu adımı daha sonraları atabilir.
Erdoğanland macerası, Enverland macerasına dönüşüyor! R. T. Erdoğan’ın bütün ilkel toplumları İslam bayrağı altında birleştirme macerası iflas yolunda…Osmanlı’nın mirasçısı rolüne bürünen Erdoğan diktatörlük yolunda tökezlemeye başladı. AKP, tepeden sallanmaya başladı, Abdullah Gül bu fırsatı kullanarak en yakın rakibini ekarte etmeye hız veriyor. Gemiyi terk süreci kaçınılmazdır.

Diğer yandan, dişleri tümden sökülemeyen TSK pusuda bekliyor ve muhtemelen kaosdan sonra şansını yeniden deneyecektir. Askeri müdahale tabloda görünmeye başladı. MİT’in bütün subayları dinleme ve takip için birincil dereceden emir alması bu yöndedir. Bu nedenle AKP rejimi, generalleri Suriye’ye sokmaya kararlı görünüyor. TSK ‘nin daha da yıpranması AKP rejimi için olmazsa olmaz bir şarttır. Erdoğan’ın bütün olayların ortasında, Suriye’ye saldırı noktasını esas alarak, diğer Sunni Arap rejimlerini örgütlemek için Fas ve diğer İslami dikta rejimlerini yanına alma çabaları, Suriye’ye özgürlük değil, bir kurşunla çok kuş vurma gayretlerinin bir göstergesidir.
Erdoğan’ın Kuzey Afrika gezisinden vazgeçmemesi Suriye’ye giriş planlarının ne kadar ciddi bulduğunu gösteriyor. Esas amaç Esad değil, ”kafir” orduyu bir yerlere sokup onlardan da bir an önce kurtulmak ve orada kendisine bağlı yeni Sunni diktaları inşa etmektir. Irak tarafını şimdilik Sunni islam’a sarılan Abdullan Öcalan çaşı vasıtasıyla garantiye alan Erdoğan, Suriye’de kurulacak yeni bir Sunni dikta rejimi ile de Ürdün ve Filistin yolunu sağlama almaya çalışıyor. Hamas ve Suriye’de örgütlenen şeriatçı örgütler, Mısır ve Libya’nın Müslüman kardeşler örgütü Erdoğan’ı lider olarak benimsemeye başladılar.

OSMANLI TORUNU ERDOĞAN!

Osmanlı dönemini hayal eden Erdoğan’ın şu an ziyaret ettiği Arap ülkelerinde halk zulüm va baskı altında inim inim inliyor. Erdoğan’ın Kuzey Afrika’da Sudan, Fas ve diğer ilkel Sunnici İslam diktalarını desteklemesi hangi özgürlüğe tekabul ediyor?
Osmanlıcı R.T.Erdoğan kendisine karşı çıkmayan Sunni İslamcı diktalara karşı değil, onların koruyucusudur.
Demokratlık postuna bürünen AKP rejimi başta Suudi Arabistan, Kuveyt ve Katar olmak üzere yeryüzünün en zorba şeriatçı diktatörlüklerinin yandaşıdır, onların desteğinde Suriye iç savaşında ki görevlerini tamamıyla yerine getirmektedir.
Kadafi’nin tasfiyesi emrini veren başta Suudilerdi. Suudiler, Kaddafi ve Esad gibilerini yaramaz çocuk gördükleri için onları istemiyorlar. Yoksa Libya’ya veya Suriye’ye hürriyet getirmek değil…! Nitekim tüm bu ülkelerde Suudi ve AKP desteğinde aşırı dinci diktalar inşa edilmiştir. AKP, Suudi barbarlığının kendilerine verdikleri görevlerden hangi özgürlüğü anlıyorlar! Abdullah Gül, yeşil sermayenin merkezi olan Arap bankaları birliğini en uzun yönetenlerdendir. Şimdiki AKP rejimi Sunnici Arap İslami diktatörlüklerinin en büyük destekçisidirler.

POLİTİK İSLAM DEMOKRASİ İLE BAĞDAŞMAZ.

Yıllarca Batı’yı alavere dalavere ile uyutan AKP cemaatleri, ırkçı dinci tarikatlar, ılımlı İslam adı altında büyük güç topladılar. Batıdaki bazı geri parti ve otoriteler bu sinsi yalan dolanın etkisinde kalarak kendileri de bataklığa battılar. Avrupa’da sosyalist geçinen bir sürü gurup ve parti nerdeyse Erdoğan’cı kesildi..Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarında ülke bir şeriat devleti karanlığına doğru sürükleniyor. Mısır’da olan bitenler bir dogmalar bütünü olan İslam ile demokrasinin bağdaşamayacağını bir kez daha ortaya koyuyor. AKP rejiminin geldiği nokta bir daha gösteriyor ki, İslam ile Demokrasi kesinlikle bir biriyle bağdaşamaz. İslam tabiatı gereği anti- demokratik olmak zorundadır. Türkiye örneğinde olduğu gibi bütün bu cemaat ve tarikatlar her zaman askeri diktatörlüklerin yanında yer almışlardır. Bugünkü rejimin temelleri 12 eylül askeri cuntasından sonra atılmıştır. AKP kadroları askeri kliğin çizdiği politik sistemin ürünleridirler. AKP kadrolarının yaklaşık yüzde 64’ ünü sağlayan sertlik yanlısı Nakşıbendi tarikatı, Erdoğan’ın tam diktatörlüğünü isterken, son olaylardan sonra yeniden mevzi kazanmaya başlayan Fetullah tarikatı arasındaki rekabet yeni boyutlar kazanacaktır. Gül ve Arınç şimdi bu hizipleşmeye yeni bir ivme kazandırıyorlar.

SURİYE, TÜRKİYE VE ALEVİLER.

Erdoğanland macerası, Enverland macerasına dönüşüyor! R. T. Erdoğan’ın bütün ilkel toplumları İslam bayrağı altında birleştirme macerası iflas yolunda… AKP rejimi, generalleri Suriye’ye sokmadığı müddetçe kelleyi kaptırabilir!
Erdoğan’ın Kuzey Afrika gezisinden vazgeçmemesi Suriye’ye giriş planlarının ne kadar ciddi bulduğunu gösteriyor. Esas amaç Esad değil, ”kafir” orduyu bir yerlere sokup onlardan bir an önce kurtulmaktır…
Erdoğan Ağustos’taki kritik akeri şura öncesi, cellatlarından kurtulmak istiyor.

Arap aşiret liderleri Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye ve Yezid ve sonraları Osmanlı halifeleri döneminde, büyüme gelişme genellikle kan bağı yaratılarak sağlanıyordu. Osmanlının ortaya çıkışı aynı bu yolu izledi. Osman’ ın oğlu Orhan, bir Bizans prensesi ile evlendirildi ve böylece Osmanlı dünyaya gözünü açtı.

Ne yazık ki bu ”kutsal” insanları normal bir yolla birleştirmek mümkün değilmiş!

İslam politik ideolojisinin lideri Muhamet, Arap ulusunu yaratmak için Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye, Yezid ve tüm geri kalan yöneticileri, kız alıp verme denilen ilkel bir gelenekle birbirine bağladı.

Muhammet, Ebu Bekir’in damadı.
Muhammet, Ömer’in damadı.
Osman, Muhammed’in damadı.
Ali, Muhammed’in damadı.
Ömer, Ali’nin damadı.
Muaviye, Muhammed’in kaynıdır.
Yezit, Muhammed’in kaynı olan Muaviye’nin oğludur.
Bu durumda
Osman’ın ve Ali’nin çocukları Hz. Muhammed’in torunlarıdır.
Ömer’in, Ali’nin kızı Gülsüme’den doğan çocukları Ali’nin torunlarıdır. Gülsüme Ali’nin kızı, Muhammed’in torunudur.
Ömer’in çocukları Muhammed’in kayınlarıdır.
Osman, Ali’nin çocukları, Hasan ile Hüseyin’in teyzesinin eşidir.
Muaviye, Ali’nin eşi Fadime’nin dayısı.

Demek ki bugün yüz milyonlarca insana hükmeden Muhamet idolojisi o zaman bir kaç aşiret ileri gelenini bile bir araya getirmekte yetersiz kalmış!
Yezid, Hz. Muhammed’in kaynının oğludur.Görüldüğü gibi Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye ve Yezid hepsi birbirine birer kan bağı ile kenetlendirilmişler. Bu yapaydır, sunnidir. Demekki bu sözde ”kutsal” insanları normal bir yolla birleştirmek mümkün değilmiş!

Toplumların uluslararası entegrasyonu dururken, Avrupa kültürüne entegrasyon dururken, çöllerde serseri mayın gibi izole hayat yaşayan Bedevi kalıntısı ilkel toplulukların yalan dolanla abartıp günümüze kadar bölge halklarına zorla dayatıkları savaş ve yağmalama kültürüne sarılmak, kabile şeflerinin hikayelerinde kutsallık aramak, bunların ideolojileri ile devlet yönetmeye kalkmak sonuçsuz kalmaya mahkümdur.
Aleviler, kendilerini bu saçma sapan İslamist ideolojilerden kurtarıp özgür bir toplum haline gelmelidirler.
Türkiye’ de Dersim alanı dışında Alevi’lerin çoğunluk sağladığı şehir kalmadı.
1925 yılında Mustafa Kemal’in çıkarmış olduğu yasayla Alevilik yasaklandı. Aleviler zorla asimile edilerek 13 şehirden göçe zorlandılar, boş kalan alanlara ise Balkan ve kafkas göçmenleri yerleştirildi… Aleviler kendi inançlarını yaşayamadılar. 1960’lara kadar Aleviler toplanamazdı. Cem yapamazlardı. Cem yapmak yasaktı. Cem yapabilmeleri için köyün etrafına nöbetçiler yerleştirilirdi. Cemler gizli yapılırdı.
1990 yıllarına kadar bu ülkede Kürt olmak ‘ta suç sayılıyordu. Kürtçe kaset bile çıkarmak suçtu. Kürtçe bir kaset çıkarmanın yolu cezaevinden geçerdi. Ahmet Kaya “Kürtçe bir klip yapacağım” dediği için hakkında onlara yıl hapis istendi. Osmanlı da oyun çoktur. Dün Alevileri Sünnileştirmek için çakma Ehl-i Beyitler yetiştirdiler, günümüzde ise Kürt’leri Türkleştirmek için “köy korucusu” yetiştirdiler. Ve bugün köy korucularının görevi ne ise o dönemlerde Anadolu Alevi’sinin yoğun olarak yerleştiği bölgelere gönderilen Ehl-i Beyitlerin görevi o idi Alevileri Sünnileştirmekti.
Ali-Ömer-Osman-Ebubekir arasında başgösteren taht kavgalarına dayanan bu hizipleşme 1400 yıldan beri milyonlarca insanın ölümüne yol açtı. Ortadoğu’da Hristiyanların mirasına konarak yayılan Müslümanlık, onların bölünüp hizipleşmesini kopyalamakla kalmadı, üstelik bunu en uç noktaya götürerek, çok adi, tamamıyla kriminal bir ortam yarattı. Ali, Osman, Ömer, Bekir ve diğer Arap aşiret liderleri arasındaki rant kavgalarında sağ çıkan olmadı, bunlar birbirlerini öldürmekle kalmadılar, yığınla insanıda kutsallık adına felaketlere sürüklediler…
İslam’ı kuran guruplar tamamıyla aşiret ve aynı soydan gelen kabilelerin şimdiki mafya örgütlenmesi dışında özel bir durumları yoktur: yöntemleri ilkel bir metot olan kan bağı kurmaya dayanıyor, yani herkes birbirinin kızını alarak vererek mafya örgütlenmesine giriyor…

Muhamet’in 632 yılında ölümünden sonra, Ebu Bekir halife oldu. Onun zamanında fetihler devam ederek; Bahreyn, Irak’ın bir kısmı ve Suriye’nin bir bölümü fethedildi. Yağma ve talanlarla iştahları açılan Arap kabileleri artık durmak bilmiyorlardı…İslâm’la birlikte Arap Yarımadası’nda otorite olan Vahabi kabilelerin kendi aralarında ki kan davaları, müstakil olarak birbirinden intikam almaları durdurulmuş, önlerine yeni hedefler konulmuştur. Gasp, soygun, içki, kumar, fuhuş, hırsızlık, yetim malı yemek, kan dökme, intikam, yalan, kin, haset, kibir dışında hiç bir iyisi olmayan acımasız Arap kabilelerin önlerine konulan bu yeni hedeflerle, dikkatleri komşu ülkelerin zenginliklerini yağma ve talana çekilmiştir.

Egoist Arap liderlerinin Muhamet’in mirası için başlattıkları kanlı kavgalar biçim değiştirerek devam ediyor…Halifeliğe soyunan Arap liderleri it dalaşında can vermelerine rağmen, ortaçağın karanlığında yaşayan Ortadoğu ve Afrika kabileleri onlarda ”kutsallık” yaratarak İslam mezheplerini oluşturmuşlardır.
Başlangıçta asalak Bedevi’lerin aktif rol oynadıkları bu rant kavgalarının politik ve askeri stratejileri temelinde şekillenen fraksiyonlar-hizipler ortaçağ karanlığında milyonlarca insanı etkilerine alarak bütün kıtaları sardı. Göçebe Orta Asya Türk’lerinin de zorla bu hiziplere çekilişi, Arap yağma talan ideolojisinin dünyadan izole edilmiş bu türden ilkel boy, soy ve soplara aşılanması, başka halkların İslam adına köleleştirilmelerinin hak olduğu, Bizans ve Pers alanlarındaki zenginliklere zorla el koymanın mübah olduğu, bunun ”Allah’ın Müslümanlara verdiği bir rısk” olduğunun din iman adına propoganda edilişi, bu mezheplerin çığ gibi büyümesini beraberinde getirdi… Yağma ve talandan pay almaya çalışan ilkel kitleler her zaman bu mezheplerden birine yaslanıyor, Müslümanlık da hızla büyüyerek bölgeye hakimiyetini sağladı.
Bugün Türkiye’de müslümanlaşan yerli halkların eski çöl örf ve adetleri Araplar’dan daha şiddetle savunmaları Arap milliyetçiliğinin ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir. Müslümanların başı Erdoğan’ın eğer Ali önderliği kabul edilyorsa bende Aleviyim derken neye parmak basıyor? Abbasi döneminde kaleme alınan Buhari, Müslim gibi Ehli-Sünnetin benimsediği hadis kitapları, yine aynı dönemde kurulup, yayılan Hanefi, Şafi , Maliki, Hanbeli gibi mezhepler Arap milliyetçiliğini kitlelere sünnet ve sevap nitelendirmeleriyle yutturmuşlardır.
Hiristiyan ve Yahudi zenginliklerini ele geçirmek için İslam denen yeni bir dinin yaratılması tamamıyla Arap aşiretlerinin savaş stratejisinin ideolojik-politik temelini oluşturdu. İdolojik alanda çoğu yaşlı karısı tarafından geliştirilen bu sistemin kaderi tarihteki benzerlerinden farksız oldu. Muhamet’in ölümünden sonra ganimet gelirlerinin azalması orduda memnuniyetsizlikler ve isyanların başlamasına neden oldu. Osman döneminde yaşanan bu olaylar sonucunda terör faaliyetleri başlamıştır. Ele geçirilen ganimetlerin paylaşım sorunu, mevki ve çıkarlar,taht kavgaları karışıklıklara ve daha fazla yağmalama anlamına gelen fetihlerin durmasına neden olmuştur. Osman iktidar kavgasında öldürüldü. Ali halife seçildi, Osman’ın katilleri iyi örgütlenmişti…Karşı kliğe yaslanan Muaviye ve Ayşe, Ali’nin halifeliğini tanımadılar. Bu resmen politik bir kavgadır, bunun neresi kutsallık içeriyor. Ali Osman kavgası, o dönemin aşiret reisleri arasındaki kavgalar, mafia çetelerinin dalaşmalarından farksızdır. Ayşe’nin önderliğindeki Mekke grubu ile Ali grubu arasında Cemel Savaşı yapılmıştır. Taht için herşeyi göze alan çete liderleri arasında yapılan bu savaşı Ali kazanmıştır. Muaviye’nin başını çektiği Şam grubu ile Ali arasında Sıffin Savaşı yapılmıştır. Hakem Olayı’ndan sonra iktidar kavgaları yoğunlaşmış, daha fazla siyasal gruplar ortaya çıkmıştır. Ali’de hayatını iktidar kavgasında, yağma ve talandan ele geçirilen ganimetlerin paylaşım kavgasında yitirmiştir. O dönemin bütün Arap liderleri bu türden taht kavgalarına bulaşmış ve birbirlerini acımasızca katletmişlerdir.
Sadece haca gitme adı altında örgütlenen ve yıllık Türkiye bütçesinden daha fazla gelir sağlayan İslam hac ticareti göz önüne alındığında Suudi Bedevilerinin ve diğer Arapların kılıççı Ali’ye tapmaları normalin ötesinde olağanüstü derecede önemli ekonomik politik çıkarları öngören çekirdeksel bir işlevdir. Avrıupa’da yaşayan Türklerin hac görevi adına Suudi bedevilerine bıraktığı yıllık haraç ortalama 5.8 milyar Euroyu bulmaktadır. Buna karşılık Türklerin Araplaştırılması için bin bir ad altında faaliyet gösteren İslami örgütler yalnızca Almanya da 11 000 e yakın cami kurup Türkiye’nin avrupadan kovulmasının alt yapısını sağlamaktadırlar.
Konu bu kadar açık iken AKP liderlerinin Suudiler desteğinde, Suriye’ye saldırı planları yapmaları, oraya onbinlerce terörist örgütleyip sokmaları, bu cellatların yağcılığını yapmaları, bedavadan bunlara daha fazla etki alanlarının yaratılmasını sağlayan idolojik politik süreclerde yer almaları bir suçtur.

Türk ordusunda ki Alevi kökenliler, ‘barışçıl’ yollan temizlenirken, Suriye’de bunun silahla olacağı gerçeği göz ardı edilemez, gerisi benzer bir tablo! Şu anda AKP’ yi destekleyen geniş Alevi kitleleri kendilerini bekleyen felaketlerin farkında değiller!
1200 ile 1700 yılları arasında Anadolu topraklarında resmi rakamlara göre 810 bin Alevi Osmanlılar tarafından katledildi. 1700 yıllarından sonra, Osmanlılar katliamlarla bitiremedikleri Alevileri asimile etmek için yeni bir oyun sergilediler. Özel olarak 800 dolaylarında çakma Ehl-i Beyt dedeler yetiştirdiler. Bunlara Ehl-i Beyt unvanını verdiler. Alevilerin yaşadığı bölgelere göndererek “esas Müslüman biziz” propagandasını yaydılar. Bununla da yetinmediler var olan Kuran-ı Kerim için “bu gerçek değil gerçeği Mısır’dadır, Kuranda namaz yoktur, cami yoktur. Ali namaz kılmazdı, yolumuz Ali’nin yoludur” söylemiyle zaman içinde Alevileri, buna inandırdılar.
Osmanlı’nın Anadolu’yu istila ettiği yıllardan beri, “Kızılbaş” olarak adlandırılan Anadolu Alevilerinin “Katli vacip, malı namusu helal” fetvaları ile yüz binlerce Alevi katledilerek bugüne gelinmiştir.
Üç asır Osmanlılara direnen Aleviler, çok ağır bedeller ödediler. Yavuz Selim Katliamı’ndan sonra, Aleviler zorunlu olarak -kerhen de olsa- İslam’ı kabul etmiştir. O tarihten sonra Alevileri Müslümanlaştırma politikası izlendi. Merkezine insanı koyan bir inancı yanlış yere oturtmaya çalıştılar. O kadar ileri gidil ki, Ali ile Ömer, Yezid ile Hüseyin’in arasındaki iktidar kavgasını ‘’Alevi Yolu’’ diye Alevilere anlatıldı. Amaç: Bu yolla Alevilere İslam’ı benimsetmek ve asimle etmek!
Altı yüz seksen yılında Hüseyin’in Kerbala’da Yezid tarafından katledilmesi, Anadolu Alevilerinin zihinlerini bulandırmak ve Alevileri asimle etmek için en etkin bir silah olarak kullandılar. Bundan da başarılı oldular. Öyle ki Aleviler Anadolu’da İslam’a direnen kendi pirlerini bile anmaz oldular.
Alevi olmayan, namaz kılarken öldürülen Ali, camide çıkmayan oğlu Hüseyin’i Alevi yaptılar. Alevileri kendi değerlerine yabancılaştırdılar. Alevileri asimle etmek için “esas Müslüman Alevilerdir” propagandasını en etkin bir biçimde kullandılar. Milyonlarca Alevi’yi Sünnileştirdiler.
Öyle ki zamanla sistem ‘’kendi Alevi’sini’’ yarattı. Sistemin Alevileri ‘’Cuma günleri namaz kılmak Aleviler için farzdır’’ propagandasını yaptılar. Alevileri camilere götürdüler. Müslümanlığı reddeden camiye gitmeyen Aleviler katledildi. Bugün de sistem bazı Alevilere bazı imkânlar tanıyarak, kullanmaya devam ediyor.
Dünya’nın hiç bir yerinde, insanlar Atalarını katledeni, inancına zulüm yapanı, inançlarına yasak getireni, dergâhlarını kapatan kişiyi asla sevmezler. İnançlarını yasaklayan kişinin resmini evine ve ibadet ettikleri yere asmazlar. Kendi cellâdını çocuklarına kurtarıcısı gibi göstermezler. Aleviler bu hatayı yaptı.
Biz atalarımızın düşmüş olduğu hataya asla düşmeyeceğiz. Geçmişimize bakıp ders çıkarmak zorundayız. Dostumuz kim, düşmanımız kim çocuklarımıza anlatmak zorundayız. Bunu anlatamazsak dün atalarımız katledildi, bugün bizler, yarın’da çocuklarımız katledilir. Alevileri dün Osmanlı katletti bugün ise Kemalizm…
Mustafa Kemal Cumhuriyeti kurarken, en büyük desteği Alevilerden almıştır. Mustafa Kemal kendi sistemini kurduktan sonra, 1925’de meclis’te özel bir yasa çıkararak, Alevileri yok saydı. Alevi dergâhlarının tamamını yasakladı. Alevilere ihanet etti. Bununla kalmadı Alevilere yönelik yeni katliamlar gerçekleştirdi.
Dersim’de on binlerce alevi katletti. Atalarımız kendi ibadetlerini yaşayamaz oldular. Yeni nesil bunları bilmez. Bir köyde Cem yapılacaksa, köyün bütün giriş çıkışları kontrol altına alınırdı. Nöbetçi bırakılırdı. Devlet görmesin diye. 1990 yıllarına kadar Alevi gençlerin çoğu Cem nedir bilmezdi. Ne acıdır değil mi? Böyle bir zulüm olur mu? İşte Kemalizm budur. Ama çocuklarımız bunu bilmiyor.
Mustafa Kemal, Sünni bir inancı savunuyordu. Bugünkü diyanetin temelini o attı. Camileri serbest bıraktı, ‘’Devletin resmi dini İslam’dır’’ dedi. Alevi dergâhlarını yasakladı. Nüfus cüzdanına din hanesini ekleyerek; Alevileri Müslüman gösterdiler. Bugün Tayyip Erdoğan ‘’Türkiye’nin yüzde 99 Müslüman’dır, ibadet yerleri Camidir ‘’diyebiliyorsa Alevilerin kimliklerine Müslüman yazıldığı içindir.
Mustafa Kemal Irkçı, faşist, Turancı, Sünni mezhebine dayalı Faşist Türk devletinin temellerini attı ve geliştirdi. Bu ülkede yaşayan başta Kürt ulusu olmak üzere herkesi yok saydı. ‘‘Ne Mutlu Türk’üm’’ diyerek herkese tek tip elbise giydirdi. 1925’de Alevi dergâhlarını kapatan yasayı çıkarınca atalarımız yeterince tepki göstermemiştir.
Var sayalım ki o zaman koşullar buna müsait değildi. Sindirilmiş bir Alevi toplumu vardı. Sessiz kalındı. Peki, Alevilerdeki Kemalizm hayranlığını nasıl açıklayabiliriz? Atalarımız hata yaptılar, hala bu yanlışta diretenler var. Dergâhlarımızı kapatan, Dilimizi, inancımızı yasaklayan Mustafa Kemal’i bize yanlış tanıttılar. Yazıktır günahtır. Doğruları anlatmak, hem insanlığın hem de inancımızın gereğidir.
Hani bir söz vardır; insanlar kendi cellâdına âşık olur mu? Diye. Evet, Aleviler kendi cellâtlarına âşık oldular. Bugün her Alevinin evinde ve Cemevlerinde Mustafa Kemalin ve Ali’nin resmi var. İşte bugün Alevi gençleri bunu sorguluyor.
Hangi Alevi’ye sorsan;
‘’Şeriata karşı mısın?’’
‘’Evet, karşıyım’’ der.
Ama hiç kimse şu soruyu kendisine sormadı. Ali kim? Ali nasıl bir yol izlemiş yaşamı boyunca Aleviler için ne yapmış? Ali, Muhammet, Ebubekir, Osman ve Ömer’den sonra şeriatı en güzel tatbik eden kişidir. 4. Halifedir. Şeriatın egemen olmasında en çok onun emeği vardır. Alevilerin düşman olarak gördükleri 3. Halife olan Ömer in de kayınbabasıdır.
Güneş balcıkla sıvanmaz, masal anlatarak okur- yazarı olmayan temiz kalpli insanları, yıllarca İslam’ın cenderesine hapis ettiniz. Onları kandırdınız. Ama artık yolun sonu göründü. “Alevilik İslam’ın Özüdür” diyenler sistemde beslenen sistemi karşılarına almak istemeyen tuzu kuru olan, kendi aslını inkâr edenler. Alevi gençleri bunların kim olduklarını artık biliyor ve tanıyor.
Bugün Alevi gençliği hem tarihi ile hem de hurafecilerle hesaplaşıyor. Aleviler için yeni bir süreç başladı. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Okuyan, araştıran, sorgulayan bir gençlik yetişmektedir. Osmanlının Alevileri asimle etmek için, “Esas Müslüman Alevilerdir” gerçekleri yansıtmadığını Alevi gençliği görebiliyor ve sorguluyor.
Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Alevi gençleri kendi tarihleriyle yüzleşiyor. İslam’dan binlerce yıl önce var olan bir inancı İslam la birlikte var olmuş gibi gösterenleri yargılıyor.
Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Aleviler İslam’ı değil kendi inancını yaşayacaklar.
 Baasçılar daha önce Arap ırkçılığı altında insan bile kabul edilmeyen Kürtler’e, onları karşılarına almamak için beklenmedik bir şekilde otonomi verdiler. AKP- sivil Asker zinde güçler, bu taktiğin tuttuğunu görünce kendileri de hemen 180 derece çark ederek, 35 yıldan beri en büyük düşman diye ilan ettikleri PKK’yi yanlarına aldılar, lider diye lanse ettikleri kişiyi de yeni görevler verdiler. Suriye örneğini kopya etmeye çalışmaları, bu iki ülkedeki durumun benzerlği konusunda yeterli bilgiyi sunuyor. Kemalizm ve onu temsil eden devşirmeci kalıntısı ordu sayesinde kurtulduklarını sanan Alevi kitleler, önümüzdeki dönemde hızlandırılacak siyasal islam proje-planlarının hedefleri olacaklardır. Sahte dedeler ve Alevi örgütlerine verilen sus paylarının sonu görünüyor. Sunni siyasal İslam tekçi olduğu için, Alevilerin varlıkları konusunda endişe duymaları ve Sunnileşen bir orduya da artık güvenememeleri, yeni tercihleri gündeme getirecektir.

Sevgi ve Saygılarla
Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

———————————————————————-
Esin Duran,
Selda Suner,
N. Gök,
Ferdi koçkar
Yeliz seren
Pelin Moda,
Bedri Engin,
Nazmi Dogan,
Sevda Suner
Sezer Aşkın,
H. Datvan,
Salih Demir,
Nizamettin Duran
A. Demir
Melahat Baykara,
ismail çekmez.
Aydin Nizam
Uğur Demir
Ismail B. Cenk,
Tekin Balkic
Selma Altuntaş,
Murat Koç
Filiz Serin,
Nedim Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,
Ahmet Meriç
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman B.
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
Aynur Balkaya
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
M. Oktay
Kemal Aktas
Yelda tekinoglu
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız
Murat Çetindal
Ali OkyarMusa Tekin
Aslı Birdal
Nazmi Doğan
İnci Gür
L. Okar
Mustafa Karkaya
Omer Aytac
Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız
Murat Nidar
şemsi Kaya
Ayten Ekşi,
Eda leman
nermin ışıl
D. Polat
Kadir Erdem
Serdar OKTAY
Mehmet Özdemir
Mustafa Erkan
Nuri AKTAS
Emine AKTAS
O. Kadir Ergun
Metin Kurca
Sedat Isiklar
Filiz Bag
Kadir Baskale
Sevim Varlik
Hasan Mesut Akkaya
Necmi Guler
Erhan Isguz
Meral Okur
Bilge Okyaz.
Kemal Koç
L. Mirakoğlu
Oktay Kızılcık
Mehmet Yavuzgil
Erdal Polat
Hüsnü oktay
k. Sankay
Ahmet tekin.
Semra Kaya
Mustafa Çiçek
Kayhan Göçkaya
Erdal Solgun
Mehmet Solgun
Esra Solgun
N. Altik
Oguz Karakış
Leyla Mert
Işık mert
D. Öksüz
Erdem Yılmaz
Ayse Eltan
S. Guner
M. Deniz Ok
Mehmet İnce
Huseyin Cinar
Meltem Cinar
Berk Cinar
L. Demirkaya
Huseyin Çilek
Ayten Irmak
D. Okdere
Ali Uskan
Berdan Temiz.
H. Baskale
Murat Gülay
Esra Gülay
Mustafa Akyol
A. jale Kol
M. Kol
Tamer Oktay
Aslan Burukoglu
I. Demir
Nurettin Akdal
Uzan Kara
ismail Igdır
Nuri Şen
Hasan.Y. Balci
Mehmet Yucel

Çamlıca ve Taksim’e kazma vurmanıza rızamız yok, bu sizi ilgilendirmiyor mu? #Camlica – Kampanyaya İmza Ver!
Kampanyaya İmza Ver

ORTADOĞU VE KUZEY AFRİKA SİYASAL SUNNİ İSLAM’IN POSTALLARI ALTINDA İNLİYOR!

SURİYE VE TÜRKİYE’DE YAŞANAN SÜREÇ ÖZGÜRLÜĞE DEĞİL, SUNNİ İSLAM’IN HEGEMONYASINA GİDER.

Sunnici AKP rejimi, yeşil sosyalizmi savunan Kaddafi’nin devrilişinde son anda büyük rol oynadı, – Kaddafi’ye vurucu darbeyi indiren Misrata alanındaki aşiretlere, ağır silahlar ve aşırı dinci militanlar, Suriye örneğinde olduğu gibi Türk ordusunca, ‘yardım gemileri’ ile sağlandı. Sunni Libyalı aşiretler, AKP desteğinde iktidara geldiler…
AKP rejimi baştan beri Mısır’da Müslüman kardeşler örgütünü destekledi. Sunni’ci siyasal İslamcılar Mısır’da da iktidar oldular.
AKP rejimi, Tunus’da aynen Mısır gibi siyasal İslamcıları destekledi ve iktidara gelmeleri için gerekli yardımları yaptı.
Sunni AKP rejimi, Bahreyn’de Şii muhalafeti bastırmak için ilkel aile diktatörlükleri olan Suudi, Kuveyt, Arap emirlikleri ve Katar’ın yanında yer aldı. Türk rejimi Irak’da Şii’lerre karşı Sunni Arap ve Sunni Kürtleri yanına çekerek orada da Sunni hegemonyasının restorasyonuna çalışıyor.
Suriye alanına dönersek, gerçeklik olan, azınlık topluluklar olarak Kürtler ve Alevi’lerin Suriye ve Türkiye’deki durumlarının hemen hemen aynı oluşudur. Aleviler, her iki ülkede de azınlıktırlar.
1925 yılında Mustafa Kemal’in çıkarmış olduğu yasayla Alevilik yasaklanmıştı. Aleviler kendi inançlarını yaşayamadılar. 1960’lara kadar Aleviler toplanamazdı. Cem yapamazlardı. Cem yapmak yasaktı. Cem yapabilmeleri için köyün etrafına nöbetçiler yerleştirilirdi. Cemler gizli yapılırdı.
1990 yıllarına kadar bu ülkede Kürt olmak ‘ta suç sayılıyordu. Kürtçe kaset bile çıkarmak suçtu. Kürtçe bir kaset çıkarmanın yolu cezaevinden geçerdi. Ahmet Kaya “Kürtçe bir klip yapacağım” dediği için hakkında onlara yıl hapis istendi. Osmanlı da oyun çoktur. Dün Alevileri Sünnileştirmek için çakma Ehl-i Beyitler yetiştirdiler, günümüzde ise Kürt’leri Türkleştirmek için “köy korucusu” yetiştirdiler. Ve bugün köy korucularının görevi ne ise o dönemlerde Anadolu Alevi’sinin yoğun olarak yerleştiği bölgelere gönderilen Ehl-i Beyitlerin görevi o idi Alevileri Sünnileştirmekti.
Türk ordusunda ki Alevi kökenliler, ‘barışçıl’ yollan temizlenirken, Suriye’de bunun silahla olacağı gerçeği göz ardı edilemez, gerisi benzer bir tablo! Şu anda AKP’ yi destekleyen geniş Alevi kitleleri kendilerini bekleyen felaketlerin farkında değiller!
1200 ile 1700 yılları arasında Anadolu topraklarında resmi rakamlara göre 850 bin Alevi Osmanlılar tarafından katledildi. 1700 yıllarından sonra, Osmanlılar katliamlarla bitiremedikleri Alevileri asimile etmek için yeni bir oyun sergilediler. Özel olarak 800 dolaylarında çakma Ehl-i Beyt dedeler yetiştirdiler. Bunlara Ehl-i Beyt unvanını verdiler. Alevilerin yaşadığı bölgelere göndererek “esas Müslüman biziz” propagandasını yaydılar. Bununla da yetinmediler var olan Kuran-ı Kerim için “bu gerçek değil gerçeği Mısır’dadır, Kuranda namaz yoktur, cami yoktur. Ali namaz kılmazdı, yolumuz Ali’nin yoludur” söylemiyle zaman içinde Alevileri, buna inandırdılar.
Osmanlı’nın Anadolu’yu istila ettiği yıllardan beri, “Kızılbaş” olarak adlandırılan Anadolu Alevilerinin “Katli vacip, malı namusu helal” fetvaları ile yüz binlerce Alevi katledilerek bugüne gelinmiştir.
Üç asır Osmanlılara direnen Aleviler, çok ağır bedeller ödediler. Yavuz Selim Katliamı’ndan sonra, Aleviler zorunlu olarak -kerhen de olsa- İslam’ı kabul etmiştir. O tarihten sonra Alevileri Müslümanlaştırma politikası izlendi. Merkezine insanı koyan bir inancı yanlış yere oturtmaya çalıştılar. O kadar ileri gidil ki, Ali ile Ömer, Yezid ile Hüseyin’in arasındaki iktidar kavgasını ‘’Alevi Yolu’’ diye Alevilere anlatıldı. Amaç: Bu yolla Alevilere İslam’ı benimsetmek ve asimle etmek!
Altı yüz seksen yılında Hüseyin’in Kerbala’da Yezid tarafından katledilmesi, Anadolu Alevilerinin zihinlerini bulandırmak ve Alevileri asimle etmek için en etkin bir silah olarak kullandılar. Bundan da başarılı oldular. Öyle ki Aleviler Anadolu’da İslam’a direnen kendi pirlerini bile anmaz oldular.
Alevi olmayan, namaz kılarken öldürülen Ali, camide çıkmayan oğlu Hüseyin’i Alevi yaptılar. Alevileri kendi değerlerine yabancılaştırdılar. Alevileri asimle etmek için “esas Müslüman Alevilerdir” propagandasını en etkin bir biçimde kullandılar. Milyonlarca Alevi’yi Sünnileştirdiler.
Öyle ki zamanla sistem ‘’kendi Alevi’sini’’ yarattı. Sistemin Alevileri ‘’Cuma günleri namaz kılmak Aleviler için farzdır’’ propagandasını yaptılar. Alevileri camilere götürdüler. Müslümanlığı reddeden camiye gitmeyen Aleviler katledildi. Bugün de sistem bazı Alevilere bazı imkânlar tanıyarak, kullanmaya devam ediyor.
Dünya’nın hiç bir yerinde, insanlar Atalarını katledeni, inancına zulüm yapanı, inançlarına yasak getireni, dergâhlarını kapatan kişiyi asla sevmezler. İnançlarını yasaklayan kişinin resmini evine ve ibadet ettikleri yere asmazlar. Kendi cellâdını çocuklarına kurtarıcısı gibi göstermezler. Aleviler bu hatayı yaptı.
Biz atalarımızın düşmüş olduğu hataya asla düşmeyeceğiz. Geçmişimize bakıp ders çıkarmak zorundayız. Dostumuz kim, düşmanımız kim çocuklarımıza anlatmak zorundayız. Bunu anlatamazsak dün atalarımız katledildi, bugün bizler, yarın’da çocuklarımız katledilir. Alevileri dün Osmanlı katletti bugün ise Kemalizm…
Mustafa Kemal Cumhuriyeti kurarken, en büyük desteği Alevilerden almıştır. Mustafa Kemal kendi sistemini kurduktan sonra, 1925’de meclis’te özel bir yasa çıkararak, Alevileri yok saydı. Alevi dergâhlarının tamamını yasakladı. Alevilere ihanet etti. Bununla kalmadı Alevilere yönelik yeni katliamlar gerçekleştirdi.
Dersim’de on binlerce alevi katletti. Atalarımız kendi ibadetlerini yaşayamaz oldular. Yeni nesil bunları bilmez. Bir köyde Cem yapılacaksa, köyün bütün giriş çıkışları kontrol altına alınırdı. Nöbetçi bırakılırdı. Devlet görmesin diye. 1990 yıllarına kadar Alevi gençlerin çoğu Cem nedir bilmezdi. Ne acıdır değil mi? Böyle bir zulüm olur mu? İşte Kemalizm budur. Ama çocuklarımız bunu bilmiyor.
Mustafa Kemal, Sünni bir inancı savunuyordu. Bugünkü diyanetin temelini o attı. Camileri serbest bıraktı, ‘’Devletin resmi dini İslam’dır’’ dedi. Alevi dergâhlarını yasakladı. Nüfus cüzdanına din hanesini ekleyerek; Alevileri Müslüman gösterdiler. Bugün Tayyip Erdoğan ‘’Türkiye’nin yüzde 99 Müslüman’dır, ibadet yerleri Camidir ‘’diyebiliyorsa Alevilerin kimliklerine Müslüman yazıldığı içindir.
Mustafa Kemal Irkçı, faşist, Turancı, Sünni mezhebine dayalı Faşist Türk devletinin temellerini attı ve geliştirdi. Bu ülkede yaşayan başta Kürt ulusu olmak üzere herkesi yok saydı. ‘‘Ne Mutlu Türk’üm’’ diyerek herkese tek tip elbise giydirdi. 1925’de Alevi dergâhlarını kapatan yasayı çıkarınca atalarımız yeterince tepki göstermemiştir.
Var sayalım ki o zaman koşullar buna müsait değildi. Sindirilmiş bir Alevi toplumu vardı. Sessiz kalındı. Peki, Alevilerdeki Kemalizm hayranlığını nasıl açıklayabiliriz? Atalarımız hata yaptılar, hala bu yanlışta diretenler var. Dergâhlarımızı kapatan, Dilimizi, inancımızı yasaklayan Mustafa Kemal’i bize yanlış tanıttılar. Yazıktır günahtır. Doğruları anlatmak, hem insanlığın hem de inancımızın gereğidir.
Hani bir söz vardır; insanlar kendi cellâdına âşık olur mu? Diye. Evet, Aleviler kendi cellâtlarına âşık oldular. Bugün her Alevinin evinde ve Cemevlerinde Mustafa Kemalin ve Ali’nin resmi var. İşte bugün Alevi gençleri bunu sorguluyor.
Hangi Alevi’ye sorsan;
‘’Şeriata karşı mısın?’’
‘’Evet, karşıyım’’ der.
Ama hiç kimse şu soruyu kendisine sormadı. Ali kim? Ali nasıl bir yol izlemiş yaşamı boyunca Aleviler için ne yapmış? Ali, Muhammet, Ebubekir, Osman ve Ömer’den sonra şeriatı en güzel tatbik eden kişidir. 4. Halifedir. Şeriatın egemen olmasında en çok onun emeği vardır. Alevilerin düşman olarak gördükleri 3. Halife olan Ömer in de kayınbabasıdır.
Güneş balcıkla sıvanmaz, masal anlatarak okur- yazarı olmayan temiz kalpli insanları, yıllarca İslam’ın cenderesine hapis ettiniz. Onları kandırdınız. Ama artık yolun sonu göründü. “Alevilik İslam’ın Özüdür” diyenler sistemde beslenen sistemi karşılarına almak istemeyen tuzu kuru olan, kendi aslını inkâr edenler. Alevi gençleri bunların kim olduklarını artık biliyor ve tanıyor.
Bugün Alevi gençliği hem tarihi ile hem de hurafecilerle hesaplaşıyor. Aleviler için yeni bir süreç başladı. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Okuyan, araştıran, sorgulayan bir gençlik yetişmektedir. Osmanlının Alevileri asimle etmek için, “Esas Müslüman Alevilerdir” gerçekleri yansıtmadığını Alevi gençliği görebiliyor ve sorguluyor.
Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Alevi gençleri kendi tarihleriyle yüzleşiyor. İslam’dan binlerce yıl önce var olan bir inancı İslam la birlikte var olmuş gibi gösterenleri yargılıyor.
Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Aleviler İslam’ı değil kendi inancını yaşayacaklar.
 Baasçılar daha önce Arap ırkçılığı altında insan bile kabul edilmeyen Kürtler’e, onları karşılarına almamak için beklenmedik bir şekilde otonomi verdiler. AKP- sivil Asker zinde güçler, bu taktiğin tuttuğunu görünce kendileri de hemen 180 derece çark ederek, 35 yıldan beri en büyük düşman diye ilan ettikleri PKK’yi yanlarına aldılar, lider diye lanse ettikleri kişiyi de yeni görevler verdiler. Suriye örneğini kopya etmeye çalışmaları, bu iki ülkedeki durumun benzerlği konusunda yeterli bilgiyi sunuyor. Kemalizm ve onu temsil eden devşirmeci kalıntısı ordu sayesinde kurtulduklarını sanan Alevi kitleler, önümüzdeki dönemde hızlandırılacak siyasal islam proje-planlarının hedefleri olacaklardır. Sahte dedeler ve Alevi örgütlerine verilen sus paylarının sonu görünüyor. Sunni siyasal İslam tekçi olduğu için, Alevilerin varlıkları konusunda endişe duymaları ve Sunnileşen bir orduya da artık güvenememeleri, yeni tercihleri gündeme getirecektir.
 
MEZHEP KAVGALARI ÖZGÜRLÜK DEĞİL, BÖLÜNMEYİ GETİRİR!
 
AKP rejiminin Suriye’deki mezhep kökenli çatışmalarda yer alması, başka devletleri de kışkırtıp alevleri sağa sola üfürmesi, Türkiye’ nin geleceğini belirleyecektir. Alevi Sunni çatışması hızla Türkiye’ye doğru yol alıyor!
Şimdilerde Suriye ve Irak’ta yeniden alevlenen geleneksel mezhep kavgalarının hiç bir toplum veya millete özgürlük getirmeyeceğini 1400 yıllık geçmişe dayanarak idda etmek yerinde olacaktır.
Ali-Ömer-Osman-Ebubekir arasında başgösteren taht kavgalarına dayanan bu hizipleşme 1400 yıldan beri milyonlarca insanın ölümüne yol açtı. Ortadoğu’da Hristiyanların mirasına konarak yayılan Müslümanlık, onların bölünüp hizipleşmesini kopyalamakla kalmadı, üstelik bunu en uç noktaya götürerek, çok adi, tamamıyla kriminal bir ortam yarattı. Ali, Osman, Ömer, Bekir ve diğer Arap aşiret liderleri arasındaki rant kavgalarında sağ çıkan olmadı, bunlar birbirlerini öldürmekle kalmadılar, yığınla insanıda kutsallık adına felaketlere sürüklediler…
İslam’ı kuran guruplar tamamıyla aşiret ve aynı soydan gelen kabilelerin şimdiki mafya örgütlenmesi dışında özel bir durumları yoktur: yöntemleri ilkel bir metot olan kan bağı kurmaya dayanıyor, yani herkes birbirinin kızını alarak vererek mafya örgütlenmesine giriyor…

Görüldüğü gibi Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye ve Yezid hepsi birbirine basit şekliyle kan bağı kurularak bağlanmış.

Muhammet, Ebu Bekir’in damadı.
Muhammet, Ömer’in damadı.
Osman, Muhammed’in damadı.
Ali, Muhammed’in damadı.
Ömer, Ali’nin damadı.
Muaviye, Muhammed’in kaynıdır.
Yezit, Muhammed’in kaynı olan Muaviye’nin oğludur.
Bu durumda
Osman’ın ve Ali’nin çocukları Hz. Muhammed’in torunlarıdır.
Ömer’in, Ali’nin kızı Gülsüme’den doğan çocukları Ali’nin torunlarıdır. Gülsüme Ali’nin kızı, Muhammed’in torunudur.
Ömer’in çocukları Muhammed’in kayınlarıdır.
Osman, Ali’nin çocukları, Hasan ile Hüseyin’in teyzesinin eşidir.
Muaviye, Ali’nin eşi Fadime’nin dayısı.
Yezid, Hz. Muhammed’in kaynının oğludur.
Muhamet’in 632 yılında ölümünden sonra, Ebu Bekir halife oldu. Onun zamanında fetihler devam ederek; Bahreyn, Irak’ın bir kısmı ve Suriye’nin bir bölümü fethedildi. Yağma ve talanlarla iştahları açılan Arap kabileleri artık durmak bilmiyorlardı…İslâm’la birlikte Arap Yarımadası’nda otorite olan Vahabi kabilelerin kendi aralarında ki kan davaları, müstakil olarak birbirinden intikam almaları durdurulmuş, önlerine yeni hedefler konulmuştur. Gasp, soygun, içki, kumar, fuhuş, hırsızlık, yetim malı yemek, kan dökme, intikam, yalan, kin, haset, kibir dışında hiç bir iyisi olmayan acımasız Arap kabilelerin önlerine konulan bu yeni hedeflerle, dikkatleri komşu ülkelerin zenginliklerini yağma ve talana çekilmiştir.

Egoist Arap liderlerinin Muhamet’in mirası için başlattıkları kanlı kavgalar biçim değiştirerek devam ediyor…Halifeliğe soyunan Arap liderleri it dalaşında can vermelerine rağmen, ortaçağın karanlığında yaşayan Ortadoğu ve Afrika kabileleri onlarda ”kutsallık” yaratarak İslam mezheplerini oluşturmuşlardır.
Başlangıçta asalak Bedevi’lerin aktif rol oynadıkları bu rant kavgalarının politik ve askeri stratejileri temelinde şekillenen fraksiyonlar-hizipler ortaçağ karanlığında milyonlarca insanı etkilerine alarak bütün kıtaları sardı. Göçebe Orta Asya Türk’lerinin de zorla bu hiziplere çekilişi, Arap yağma talan ideolojisinin dünyadan izole edilmiş bu türden ilkel boy, soy ve soplara aşılanması, başka halkların İslam adına köleleştirilmelerinin hak olduğu, Bizans ve Pers alanlarındaki zenginliklere zorla el koymanın mübah olduğu, bunun ”Allah’ın Müslümanlara verdiği bir rısk” olduğunun din iman adına propoganda edilişi, bu mezheplerin çığ gibi büyümesini beraberinde getirdi… Yağma ve talandan pay almaya çalışan ilkel kitleler her zaman bu mezheplerden birine yaslanıyor, Müslümanlık da hızla büyüyerek bölgeye hakimiyetini sağladı.
Bugün Türkiye’de müslümanlaşan yerli halkların eski çöl örf ve adetleri Araplar’dan daha şiddetle savunmaları Arap milliyetçiliğinin ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir. Müslümanların başı Erdoğan’ın eğer Ali önderliği kabul edilyorsa bende Aleviyim derken neye parmak basıyor? Abbasi döneminde kaleme alınan Buhari, Müslim gibi Ehli-Sünnetin benimsediği hadis kitapları, yine aynı dönemde kurulup, yayılan Hanefi, Şafi , Maliki, Hanbeli gibi mezhepler Arap milliyetçiliğini kitlelere sünnet ve sevap nitelendirmeleriyle yutturmuşlardır.
Hiristiyan ve Jahudi zenginliklerini ele geçirmek için İslam denen yeni bir dinin yaratılması tamamıyla Arap aşiretlerinin savaş stratejisinin ideolojik-politik temelini oluşturdu. İdolojik alanda çoğu yaşlı karısı tarafından geliştirilen bu sistemin kaderi tarihteki benzerlerinden farksız oldu. Muhamet’in ölümünden sonra ganimet gelirlerinin azalması orduda memnuniyetsizlikler ve isyanların başlamasına neden oldu. Osman döneminde yaşanan bu olaylar sonucunda terör faaliyetleri başlamıştır. Ele geçirilen ganimetlerin paylaşım sorunu, mevki ve çıkarlar,taht kavgaları karışıklıklara ve daha fazla yağmalama anlamına gelen fetihlerin durmasına neden olmuştur. Osman iktidar kavgasında öldürüldü. Ali halife seçildi, Osman’ın katilleri iyi örgütlenmişti…Karşı kliğe yaslanan Muaviye ve Ayşe, Ali’nin halifeliğini tanımadılar. Bu resmen politik bir kavgadır, bunun neresi kutsallık içeriyor. Ali Osman kavgası, o dönemin aşiret reisleri arasındaki kavgalar, mafia çetelerinin dalaşmalarından farksızdır. Ayşe’nin önderliğindeki Mekke grubu ile Ali grubu arasında Cemel Savaşı yapılmıştır. Taht için herşeyi göze alan çete liderleri arasında yapılan bu savaşı Ali kazanmıştır. Muaviye’nin başını çektiği Şam grubu ile Ali arasında Sıffin Savaşı yapılmıştır. Hakem Olayı’ndan sonra iktidar kavgaları yoğunlaşmış, daha fazla siyasal gruplar ortaya çıkmıştır. Ali’de hayatını iktidar kavgasında, yağma ve talandan ele geçirilen ganimetlerin paylaşım kavgasında yitirmiştir. O dönemin bütün Arap liderleri bu türden taht kavgalarına bulaşmış ve birbirlerini acımasızca katletmişlerdir.
Sadece haca gitme adı altında örgütlenen ve yıllık Türkiye bütçesinden daha fazla gelir sağlayan İslam hac ticareti göz önüne alındığında Suudi Bedevilerinin ve diğer Arapların kılıççı Ali’ye tapmaları normalin ötesinde olağanüstü derecede önemli ekonomik politik çıkarları öngören çekirdeksel bir işlevdir. Avrıupa’da yaşayan Türklerin hac görevi adına Suudi bedevilerine bıraktığı yıllık haraç ortalama 5.8 milyar Euroyu bulmaktadır. Buna karşılık Türklerin Araplaştırılması için bin bir ad altında faaliyet gösteren İslami örgütler yalnızca Almanya da 11 000 e yakın cami kurup Türkiye’nin avrupadan kovulmasının alt yapısını sağlamaktadırlar.
Konu bu kadar açık iken AKP liderlerinin Suudiler desteğinde, Suriye’ye saldırı planları yapmaları, oraya onbinlerce terörist örgütleyip sokmaları, bu cellatların yağcılığını yapmaları, bedavadan bunlara daha fazla etki alanlarının yaratılmasını sağlayan idolojik politik süreclerde yer almaları bir suçtur.

SUNNİ İSLAM

Türkiye’de Sunni mezhebi yoluyla Müslümanlık tekelini ellerinde tutan cemaat ve tarikatlar, islam’ın yeniden yükselişini hızlandırma sürecinde eski silahlara yeniden sarılıyorlar.
Ortadoğu’da Sunni islam’ın hegomonyasının klasik anlamda yeniden restorasyonu için daha kanlı mücadelelerin kaçınılmazlığı sözkonusudur. Suudi’lerin haram paraları ile palazlanan bin bir çeşit örgüt, çürümüş kokuşmuş bazı Batılı liderlerinin desteğinde feci şekilde silahlanmaya devam ediyor.
Türkiye’de halkın çoğunluğunu oluşturan Türk Sünni Müslüman kitlenin Alevi ve Kürt kökenli yurttaşlara bakışındaki çarpıklıklar, ayrımcılık ve piskolojik baskı artarak devam ediyor. Şöyle ki; eskiden İslamcılık perspektifin belirlediği entelektüel fanus içerisinde mezhepçilik olarak hemen hemen tümüyle olumsuzlanırdı. İlerleyen ülke için bir fazlalıktı bu. Tarihin çöplüğünde yok olması bekleniyordu. Ama bu beklenti boşa çıktı. Son çeyrek asırda iyice ivme kazandığı üzere İslamcılık kamusal hayata geri döndü.
Bizdeki İslamcılık tartışmasının merkezinde Sünni İslam var. Sünni İslam kamusal hayatı donuklaştıran, hatta belli ölçülerde yozlaştıran katalizör bir güç gibi iş görüyor. Özellikle İslamcılık-erkek eşitliği, farklı inanç ve düşüncelere saygı ile devlet ya da aile gibi kurumlara atfedilen kutsallık gibi nitelikler bakımından Sünni İslam eşitsizlikçi, antidemokratik ve otoriter bir kültürün yeniden üretimine yardımcı olmaya devam ediyor..

Aleviler üzerinde baskı olduğu kabul edilmelidir. Bugün Türkiye’deki 20 milyonluk Alevi kitle üzerinde, Osmanlı Devleti zamanından gelen ve halen sosyal, kültürel ve psikolojik ağırlıklı olarak süren ağır bir baskı vardır. Bu baskının adını, açık yüreklilikle koymanın zamanı gelmiştir. 
Alevi kitle bugün bile Alevi olmaktan korku duymaktadır. Türkiye radyo ve televizyon istasyonları, Alevi kitlenin varlığını esasen kabul etmiyor.
Suudi Arabistan veya Suriye örneğinden farksız olan Diyanet örgütü, son yıllarda, Alevi köylerine cami yapmak, imam göndermek gibi, bilinçli bir baskı yöntemi daha geliştirdi. Kendi varlığından başkasına tahammül edemeyen zihniyetin bu uygulamasına son verilmezse Suriye örneği iç savaşlar kaçınılmaz olacaktır. Aleviler, Osmanlı kalıntılarının yapmak istediklerini şimdilik korku içerisinde sesizce takip ediyorlar, ama bu yaklaşan fırtınanın varlığının inkarı değildir.
Suriye üzerinden mezhep kavgasına katılan AKP rejimi, ”özgürlük hürriyet” adına Suudi ve Katar’dan gelen milyarlarların şarhoşluğu ile, Orta doğu’yu kan gölüne çevirecek senaryoların baş aktörü olmak istiyor. Türkiye’de islamın dışında başka dinlere geçenlerin zülme uğradığını bilmeyen yok! 1913 lerde Osmanlı nüfusunun yüzde 36 sını oluşturan Türkiye Hıristiyanlarının kökü getirildi. Bugün Türkiye’de yüzde yüzlük Müslümanlığı savunan AKP rejiminin, Suriye’ye özgürlük getirme yalanlarına kanmak saflıktır. Kendi ülkesinde hiç bir hak hukuk tanımayan Katar, Pakistan ve Suudi Arabistan gibi en kötü diktatörlüklerin başka ülkelere özgürlük getireceklerine inanmak kadar aptalca bir şey olamaz.
AKP’ nin bugün takip ettiği çizginin mezhep – hizip – tarikat – aşiret temelinde oluştuğu ortada olmasına rağmen, çıkar peşindeki bazı kesimlerin takkiyelerine şaşmamak mümkün değil! Türk ırkçılığı ile Arap milliyetçiliği olan islam ideolojisinin karışımından yeni siyasal ideolojisini oluşturan AKP yönetimine göre ”Avrupalılık” siyasal olgusu fazla özgürlükler içerdiğinden kökten dönüştürülmelidir.
AKP İktidarının, ülkeyi ele geçirerek, devleti kendine göre yeniden tanzim ederek zaman içinde dışa yönelmeyi, komşu ülkelere saldırmayı hedeflediği belli oldu! “Siyasallaştırılmış Teologlar (İmam Hatipliler) devri”dir bu devir. Siyasi teoloji anlayışının, “dinsiz” seküler politika ve politikacılardan daha temiz ve isabetli olduğu (çünkü Allah’la ilişkili olduğu vs.) efsanesi çökmeden yeni hedeflerle kitlelerin elde tutulması gereklidir..
Türkiye’nin iktidar partisi AKP, yonetiminin 12. yılına girerken laik ve demokratik bir ülkeden bahsetmek abestir. AKP bürokrasiyi kendi kontrolü altına geçirerek Türkiye’nin temel kimliğini değiştirmiştir. Bugün, Avrupa Birliği’ne katılma retoriğine karşın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’yi Avrupa’dan uzaklaştırıp Müslüman kardeşler, Hamas, Hizbullah gibi karanlık oluşumlarla dostluklar geliştirmiştir. Türkiye’nin bu radikal dönüşümün ardında sadece AKP’nin siyasi makinası değil, 8 büyük cemaat- tarikat – tekkenin de ortak olduğu uluslararası politik İslamın gücü vardır.
Bugün Türkiye’de 164 bin cami var. Yani, her 410 vatandaşa bir cami düşüyor. Din iman adına Türkiye bir beton yığınağına çevrilmektedir. Diyanet İşleri Bakanlığı’nın harcamaları yediye katlanmıştır. Din işleri bakanlığı harcamaları AKP’nin iktidarı sırasında 5.3 katrilyon liraya çıkarılmıştır. Bu bakanlığın bütçesi diğer sekiz bakanlığın toplam bütçesinden daha büyüktür.
Postmodern ümmetçi hareket, bugün muazzam bir güç haline gelmiştir. Medyadan, MİT, ordu ve polis teşkilatına, ticari alanlardan, eğitim kurumlarına kadar inanılmaz örgütsel ağlar oluşturulmuştur. Bu son derece iyi düşünülmüş, iyi hesaplanmış ve büyük bir soğuk kanlılıkla hayata geçirilmiş bir kuşatma stratejisidir. İslam, yeniden bir yayılma taktiği olarak kullanılıp ülke “toplu hipnoza” sokulmuştur.
İslam gibi bir din veya devlet anlayışı, Osmanlı’da olduğu gibi her alanda baskı zulmün alt temellerini oluşturmaya devam ediyor. Osmanlı Devleti bünyesinde sistemli razia hareketleri ile zayıf olan azınlıkların toplu katledildiklerini görmekteyiz. Aynı şekilde şimdiki politik islamın hızla her alanda dengeleri lehine çevirerek Irkçı tekçi esaslar üzerinde yeniden formasyon kazanarak aynı icraatları devam ettirme azminde olduğunu gözlüyoruz. Asimile devam ediyor, ötekileştirilerek, kendi kimliklerine düşman edilme devam ediyor. Yerli Anadolu halklarının inkar edilmesi, herşeyin İslamist Arap ve Orta Asya göçebelerinin Anadolu’ya ayak basmalarına indekslenmesi hala devam ediyor. Kürtler’in ve Alevi’lerin Arab’ ın kılıcı ile Müslümanlığı kabul etmeleri onların yüzyıllar süren bu tarihsel esirliklerinin de maddi temellerini oluşturmuştur..
Siyasal İslamcıların başat olmayacağı bir Türkiye ve Suriye, Alevi toplumunun savunduğu bir seçenek olmasına rağmen, bunu pratikte gerçekleştirmek zor olacaktır.. Erdoğan’ın ABD ziyareti bunu göstermiştir. Bu açıdan Türkiye yönettiği politik İslamcıları bölgede petrol alanlarına yayılmak için ana güç olarak elde tutacaktır. Bu politika Kürtlerin çıkarlarına terstir. Sistem içinde yer almasını düşündükleri güçler içinde kendi işbirlikçilerini öne çıkarmaya çalışıyorlar, fakat bu kısa vadeli bir oluşuma yöneliktir. Özellikle Irak alanındaki Kürtlerin devletleşmeye doğru hızla yol almaları, bütün Kürdistan’da yükselen uyanış, PKK’ ye hakim olan işbirlikçilerin, özel harple çalışan Abdullah Öcalan’ın MIT ve Kontrgerilla ile beraber uydurdukları sahteliklerle Kürtleri kandırmaya çalışmaları da sonuç vermeyecektir. Eğer hiçbir ırkçı siyasal islam gücün hegemon olmadığı bir Türkiye ve Suriye isteniyorsa Kürt’ lere ve Alevi’lere mutlaka bir statü tanınmak zorundadır. Çünkü bu inkarcılık, özgür ve demokratik yaşamlarını tanımama ancak bir kesimin hegemon olduğu koşullarda olabilir.
 
Sevgi ve Saygılarla
Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

———————————————————————-
Esin Duran,
Selda Suner,
N. Gök,
Pelin Moda,
Bedri Engin,
Nazmi Dogan,
Sevda Suner
Sezer Aşkın,
H. Datvan,
Salih Demir,
Nizamettin Duran
A. Demir
Melahat Baykara,
ismail çekmez.
Aydin Nizam
Uğur Demir
Ismail B. Cenk,
Tekin Balkic
Selma Altuntaş,
Filiz Serin,
Nedim Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman B.
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
Aynur Balkaya
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
M. Oktay
Kemal Aktas
Yelda tekinoglu
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız
Murat Çetindal
Ali OkyarMusa Tekin
Aslı Birdal
Nazmi Doğan
İnci Gür
L. Okar
Mustafa Karkaya
Omer Aytac
Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız
Murat Nidar
şemsi Kaya
Ayten Ekşi,
Eda leman
nermin ışıl
D. Polat
Kadir Erdem
Serdar OKTAY
Mehmet Özdemir
Mustafa Erkan
Nuri AKTAS
Emine AKTAS
O. Kadir Ergun
Metin Kurca
Sedat Isiklar
Filiz Bag
Kadir Baskale
Sevim Varlik
Hasan Mesut Akkaya
Necmi Guler
Erhan Isguz
Meral Okur
Bilge Okyaz.
Kemal Koç
L. Mirakoğlu
Oktay Kızılcık
Mehmet Yavuzgil
Erdal Polat
Hüsnü oktay
k. Sankay
Ahmet tekin.
Semra Kaya
Mustafa Çiçek
Kayhan Göçkaya
Erdal Solgun
Mehmet Solgun
Esra Solgun
N. Altik
Oguz Karakış
Leyla Mert
Işık mert
D. Öksüz
Erdem Yılmaz
Ayse Eltan
S. Guner
M. Deniz Ok
Mehmet İnce
Huseyin Cinar
Meltem Cinar
Berk Cinar
L. Demirkaya
Huseyin Çilek
Ayten Irmak
D. Okdere
Ali Uskan
Berdan Temiz.
H. Baskale
Murat Gülay
Esra Gülay
Mustafa Akyol
A. jale Kol
M. Kol
Tamer Oktay
Aslan Burukoglu
I. Demir
Nurettin Akdal
Uzan Kara
ismail Igdır
Nuri Şen
Hasan.Y. Balci
Mehmet Yucel
 
Turkiye Buyuk Millet Meclisi: Vekillerin ayrıcalıklarının artmasını sağlayan yasanın iptalini istiyorum
 
http://www.change.org/petitions/turkiye-buyuk-millet-meclisi-vekillerin-ayr%C4%B1cal%C4%B1klar%C4%B1n%C4%B1n-artmas%C4%B1n%C4%B1-sa%C4%9Flayan-yasan%C4%B1n-iptalini-istiyorum#