Monthly Archives: July, 2013

ALBAYLAR DARBESİ!

Şalvarı şaltak Osmanlı

Eyeri kaltak Osmanlı
Ekende yok biçende yok
Yiyende ortak Osmanlı
 

R.T. ERDOĞAN’IN VESAYET REJİMİNDE YEDİRME(ME) HALET-İ RUHİYESİ!

 

Mezhep, cemaat, tarikat, kabile ve zümre piskolojisine seslenerek, “seni marjinal gruplara yedirmem” diyen  Recep Tayyip Erdoğan, bu türden ”yedirmeme” söylemlerini, bir zamanlar seçim öncesi beyaz eşya dağıtan Tunceli Valisi için kullanmıştı, …”Valimizi Baykal’a yedirmem” demişti ve şimdi aynı Erdoğan kendisi için: “Baktılar büyük geldi; dişlerini geçiremiyorlar… Valilerimize, kaymakamlarımıza, polisimize hırlamaya başladılar…,” Erdoğan, MİT’çi ‘Hakan Fidan’ı yedirmem’, derken, AKP li Akdoğan; “Tayyip Erdoğan’ı kimseye yedirtmeyiz. Yüzyılda çıkan bir liderdir Başbakan. Dönüştürücü, karizmatik liderliği ile. Şu anda böyle başka bir lider de yoktur….” diyerek, AKP’de yaygınlaşan bu ilkel kabile mentalitesinin sistematik hale dönüştüğünü ortaya koydu.

Psikolojik harekatın bir parçası olarak kullanılan bu türden propogandalar tamamen kendi insanları üzerinde etki kurmak ve toplumu mezhep, cemaat, zümre vesayetine entegreye yöneliktir. 

Erdoğan’ın, kendisine bağlı olan subayları bile takibe tabii tutması, Sunni mezhepten ve dinci olmadığı bilinen, General olmayan alt rutbeli subayların ailelerinin telefonlarını bile dinlettirmesi, sorunun boyutunu yansıtıyor. Belli ki MİT’in verdiği raporlar, olası bir darbenin ”alt rutbellilerden” geleceği yönündedir.

Sivil diye lanse edilen MİT başkanı ne zamana kadar Erdoğan’a sadık kalacak? Mursi’nin ki Hakan Fidan’dan daha fazla sivil görünüyordu!

”.. Hakan Fidan 1986 yılında, henüz 18 yaşında iken astsubay olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) girdi. Dış Politika ve İstihbarat’la ilgili yüksek lisans tezini yazdığı 1999 senesinde halen orduda görev yapıyordu. İstihbarat meseleleriyle bilimsel olarak o dönemde ilgilendiği düşünüldüğünde bugün, ilgi ve uzmanlık alanına uygun bir kariyere ulaştığı daha iyi anlaşılır.
Astsubaylıktan gelme bir eski ordu mensubunun, askerin geçmişteki ağırlığından ötürü generaller tarafından yönetilmiş MİT’in başına getirilmesi planlıdır.

Fidan, lisans eğitimini University of Maryland University College’da yönetim ve siyaset bilimi eğitimi alarak yaptı. TSK’da iken Almanya’daki NATO Süratli Reaksiyon Kolordusu Karargahı’nda bulundu. Burası çok ilginç, buraya gizli sevislerin en önemli unsurları uğrayabiliyor! Türkiye’yi 11 yıldır yöneten AK Parti’nin kurulduğu sene TSK’daki görevinden taktiksel anlamda ayrıldı. Ordudan ayrıldıktan sonra Avustralya’nın Ankara Büyükelçiliği’nde siyasi ve ekonomik danışman olarak görev yaptı. Bu noktadan sonra, maskeleme ve araziye uyma yeni bir sürece girdi… Hakan Fidan, tabii ki asker olarak doğdu, sonradan değişen şartlara bağlı olarak kıyafeti yeni arazilere uyduruldu” Asker doğmamışsan ve yabancı ülkelerde envay çeşit testlerden geçmemişsen seni bu türden mevkilere asla getirtmezler.

”Her Türk asker doğar, Türkler asker ve çiftçidir: K. Evren 1982”’

YALÇINKAYA: ASKER MİLLETİZ

Yozgat İl Jandarma Garnizon Komutanı Albay Recep Yalçınkaya, törende yaptığı konuşmada, askerlik vazifesinin önemine değindi. Albay Yalçınkaya, Türk ulusunun, ‘asker millet’ kavramının dünyadaki yegane örneğini teşkil ettiğini vurguladı. Yalçınkaya, “Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından askerlik hizmetini yapamayıp askerlik özlemi çeken engelli vatandaşlarımıza Genel Kurmay Başkanlığımız tarafından bir gün süreli temsili askerlik yaptırma faaliyeti 2002 yılından bu tarafa Engelliler Haftası’nda icra edilmektedir. Bugün 18 kardeşimiz bu hizmeti yerine getirmek için aramızdadır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ayrılmaz bir parçası olan Türkiye Cumhuriyeti Jandarması saflarında temsili askerlik hizmetini yerine getirmek için gelen engelli vatandaşlarımız heyecan ve coşkuyla asker üniformalarını giymiş kahraman birer Mehmetçik olarak karşınızda gurur ve onurla durmaktadırlar” dedi. Engellileri bile kışkırtan güruh, ”Ilımlı Müslüman” lakabı takılan Milli Görüş militanları ile nereye kadar uyumlu kalacak?

Türkiye gibi insanı asker piskolojisi ile şartlandırılan, militarist ruhu hat safhada olan bir ülke dünya darbe rekorunu elinde tutuyor. Roma Imparatorluğundan sonra ilk darbeyi yapan Türkiye’deki Askeri yapı olmuştur. Esasen Osmanlı’yı yıkanlar, dış devletlerden ziyade bugün hala devam eden ve Tanzimat’la başlayan ve adına ”batı ruhu”, eğitimlerini Avrupa devletlerinde yapmış Jön Türkler, eski Doğu Roma’nın devamı, II Mahmut’un zulmünden kaçan ve Balkan’lara sığınan bazı Yeniçeri guruplarının soy soplarının, devşirme unsurların da katılmı ile ortaya çıkan militarist mentalitedir.

Her Türk asker doğar!

Her Türk çiftçi doğar…
Her Türk kasap doğar…
Her Türk imam doğar…

”… 48. Piyade Er Eğitim Alayı Komutanı Piyade Albay Fahrettin Dörtkol, Türk ailesinin evladını doğuştan itibaren askerliğe fikren hazırladığını ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne teslim ettiğini belirtti. Piyade Albay Dörtkol, “Bu evlatlarımız ‘Her Türk asker doğar’ özdeyişini ispatlarcasına kısa sürede askerliğe intibak ederek, aslan gibi birer Mehmetçik oldu. Ne mutlu bu aslan Mehmetçikleri yetiştiren anne ve babalara” diye konuştu. 

Türkiye darbe ihracatını başlatan ilk ülke şerefine sahiptir. Çeşitli dönemlerde çeşitli ülkelerde meydana gelen darbelere bir bakalım.

Cemal Gürsel Türkiye 1960

Georgios Papadopulos Yunanistan 1967

Saddam Hüseyin Irak 1968

Muammer Kaddafi Libya 1969

Kâbus bin Seyd El Ebu Seyd Umman 1970

Augusto Pinochet Şili 1973

Ziya ül Hak Pakistan 1978

Teodoro Obiang Nguema Ekvator Ginesi 1979

Kenan Evren Türkiye 1980

Lansana Conté Gine 1984

Blaise Compaoré Burkina Faso 1987

Zine el Abidin bin Ali Tunus 1987

Than Shwe Myanmar 1988

Ömer Hasan Ahmet el Beşir Sudan 1989

Yahya Jammeh Gambia 1994

Hamad bin Khalifa Katar 1995

Pervez Müşerref Pakistan 1999

François Bozizé Orta Afrika Cumhuriyeti 2003

Josaia Voreqe Bainimarama Fiji 2006

Muhammed Veled Abdül Aziz Moritanya 2008

Andry Rajoelina Madagaskar 2009

Roberto Micheletti Honduras 2009

Niye her Türk asker doğuyormuş? Çünkü Türk milleti farklıymış, başka milletlere benzemezmiş, ayrıca askerlik peygamber ocağıymış, Mehmetçik Muhamet’in kısaltılmış biçimi imiş!

Türkiye’deki askeri darbelerin tümü cami ile kışla arasındaki kavganın, Türk Müslüman olmayan etnik toplumların  başında patlamasıdır. AKP iktidarıyla ötekilerin kavgası kızıştığında ve AKP rejimi bu kavgayı bastıramadığında göreve kim çağrılacak? Elbette Türk ordusu…TC, Soğuk Savaş’ta, Kaçınılmaz olarak ordu NATO ordusuna dönüştü. Şimdi cahil kitleler Nato için anadan birer rezervasyon olarak doğuyor..Ordunun örgütlenmesi, eğitimi ve harbe hazırlığı Nato ordu talimnamelerinin rehberliğinde yürütülüyor. Paşalar, NATO Paşaları olmakla şeref duyuyor. Geleceğin komutan adayları olarak seçilen subaylar yabancı kışlalarında eğitimden geçirilirdikten ve denendikten sonra gerekli rutbelere gelebiliyor; silah, melbusat ve sair araç gereç ihtiyacı başka orduların savaş artığı malzemesiyle karşılanmaya devam ediliyor. Osmanlı’dan günümüze asker ağırlıklı bir toplum geleneği devam ediyor. II. Mahmud ile başlayan, Jöntürkler ve İttihadçılar ile devam eden batılılaşma hareketi Cumhuriyet dönemine kadar devam etmiş ve Cumhuriyet dönemi kadroları ile de batılılaşma hareketi ulus-devlet projesi ile birleşerek askeri zihniyet çerçevesinde politik hale getirilmiştir. Asker kendi içindeki hiyerarşik yapı bir yana, jakoben, baskıcı ve yönlendirici rol üstlenerek kendini en üste koymuştur. Geçmiş darbeler bir yana, artık günümüz gelişmeleri ve liberal aydınlanma nedeniyle askerlerin sivil siyaset üzerinde etkisini kaybettiği gibi bir durum söz konusu olsa da aslında bu sadece konjönktürel bir geri çekilmedir. Yani asker darbe geleneğinden ve siyaseti vesayet altında tutma düşüncesinden vazgeçmiş değildir.

Sivilleşme adı altında çoğunlukla emekli olmuş, vilalarında keyf çatan bazı subayların yakalanması, haklarında davalar açılması göstermeliktir…Üst düzey askerlerin ihaleleri kendi şirketlerine vererek zenginleşmeleri ve emekli olanların danışman adı altında sermaye ile olan ilişkileri devam ediyor.

Paramiliter güçler; Mit, Jitem ve Özel harp dairesi gibi kurumlar, değişen şartlara göre yeniden biçimlendirilmiş, son Taksim – Gezi eylemlerinde olduğu gibi AKP rejimi için kullanılmaya başlanmışlardır. Haziran başında özel uçaklarla batıya sevk edilen özel güçler, Ölesiye adam dövme ve işkencelerde kullanılan köy Koruyucularının dahada kuvvetlendirilmesi gelecek için yeni işaretler vermektedir.  Dolayısıyla şartlar oluşursa asker tekrar darbe geleneğine devam edecektir…

Şimdi ise Türk İslam diktatörlerinin kendi aralarındaki yağma ve iktidar çatışması, Mısır’da ki gibi beklenmedik bir anda yeni bir asker doğuracaktır…Bu tür darbeler daha acımasızdır.

Vesayet pratikte, “Reşid olmama, akıl maluliyeti, mahkumiyet ehliyeti olmayan kişilerin idaresi ve onların temsil edecek birisinin atanması” anlamına gelmektedir. Cemaat, kabile ve mezhep vesayetine geri dönülen bu aşamada, bakalım kim kimleri yiyecek.

Sunni islam diktatörlüklerinin yaşandığı Pakistan’dan, Suudi Arabistan, Yemen, Katar, Kuveyt, Mısır, Libya, Tunus vs..  Fas’a kadar bütün devletlerde rastlanan mezhep, cemaat, kabile ve zümre vesayetinin inşasına Türkiye’de de hız verildi…Görünürde demokratik olan seçimle gelen ve giden gibi gösterilen AKP rejiminde asıl iktidar hala başka güç odakların elindedir. Seçimle iş başına gelmiş iktidar güç odaklarının risk olarak gördükleri yada beğenmedikleri kararlar alırsa derhal gerekli mekanizmaları harekete geçirirler. Bazen de doğrudan müdahale etmek zorunda kalırlar. ortak yanları yapılan her şeyin ülkenin menfaatleri için olduğunu söylemeleridir. Adeta kendilerini ülkenin gerçek sahipleri olarak görürler. bunun aksini iddia etmek vatan hainliği ile eşdeğerdir.
İslam ülkelerinin çoğunda, afrika ve uzakdoğu ülkelerinde ve maalesef türkiye de vesayet rejimi için örnek olarak verilebilir.

İslam dini, kültürü tamamıyla bir vesayet kültürüdür, Müslümanlarda ki vesayet ruhu kaynağını Kuran’dan alır. Arap rejimlerinin kökten kukla vesayet karakterini taşımaları tesadüdi değildir. İslamiyetin özünde cihat ve ganimet kavramları vardır. Suriye’de savaşan Çeçen militanlarının 4 kadın hakkını savunmaları ve bunu garanti altına almak için Kürt bölgelerine de saldırmaları bu kavramların ikileme yer vermediğini gösteriyor. Yüksek bir güce bağlı olarak insanlar onun dediğini sandıklarını yaptıkları zaman günahsız olduklarını düşünürler. Dolaysıyla batılı anlamda bir ahlaktan söz edemeyiz. Örneğin Alevi ve Hiristiyan bölgelerine binlerce füze attıkları için övünürler, onları korkutmak hoşlarına gider övünürler. Bütün bu islamist hareketlerin serseri mayın misali İslam coğrafyasında dolanmalarını, çıkış arayışlarından bağımsız görmemek gerekiyor. Anılan bu hareketlerin yanlış konumlanması, doğru tutumlar için önemli veriler olarak görmek gerekiyor. Özellikle Suriye’deki iç savaş bu hareketler için turnosol işlevi görmektedir. Sunni islam diktatörlükleri  katı, tutucu inanç tüm mezhepleri temel alırlar ve islamın reforme olmasının önündeki en büyük engeli teşkil etmektedirler. Doğmatik inanç, felsefenin, bilimin İslam coğrafyasına girmesine izin vermemiştir. Bu yüzden de sosyalite, toplumsal gelişme, ekonomik büyüme, kültürel derinlik dibe vurmuştur.
Ne demiş halk türküsü eşkiya dünyaya hükümdar olmaz.

AKP ile tamamıyla bir vesayet rejimine adapte edilen Türkiye’de, yaklaşık 200 yıldan beri süregelen ikilemin yeni bir biçimi yaşanıyor: Osmanlı’da siyaset genellikle tarikat-cemaat mezhep yapılanması üzerinde yürütülürdü. 21. yüzyılda, vesayetçilik buna benzer bir şekil almaya başladı. Tarikat-cemaat, kabile ve mezhepler ipleri yeniden çekmeye başladılar. Bir dönem iktidar olmak için Askeri gücü kullanmak yeterli idi, yeniçerilerin son dönemlerinde bu bir gelenek halini almıştı.  Daha ileriki dönemlerde, özellikle Balkan savaşlarından sonra paniğe kapılan komitacı subaylar bu çizgiyi tamamıyla hakim hale getirerek 2000 li yıllara kadar başarıyla sürdürdüler…Her politika mutlaka tersini de yaratır. 1908′ lerden beri güç kaybeden Osmanlıcılar örgütlenerek, kaybettikleri alanları yeniden ele geçirdiler. Şimdi İktidarı almak için cemaatlere dayanmak gerekiyorsa ve de kendilerini ülkenin geleceğini kendi ideolojileri ve inançları doğrultusunda biçimlendirme misyonuyla donanmış gören cemaatler politik iktidar mücadelesine giriyorlarsa, orada modern alnlamda bir demokrasiden ve özgürlüklerden söz etmek güçleşir. Çünkü siyasal kadroların, yöneticilerin, iktidarların özgür iradeleri üzerinde vesayet var: bağlı oldukları ya da iktidar olabilmek için mecbur kaldıkları tarikat-cemaat vesayeti…

Cemaat, tarikat ve kabile kültürünce yönlendirilen R.T. Erdoğan’ın söylemleri bazı deli dolu Osmanli Padişahlarınkini  geride bıraktı. Erdoğan’ın  Esenboğa Havalimanı’na inerken söylediklerinden..: ”…çökersen sen çökersin borsada benim param yok. Biz spekülatörlere fırsat vermedik yarın da vermeyeceğiz. Eğer yakalarsam ümüğünüzü sıkarız.’ 

Sözde süper ekonomi yaratmış kişinin ekonomiye yaklaşım şekline bir bakın! Sanki İstanbul borsasından kendisi sorumlu değilmiş de, Kasımpaşa’da çaycılık yapıyor…Bu türden ilkel  konuşmalara Afrika’nın kabile devletlerinde bile artık rastlanmıyor! Bu kafayla hangi ekonomi düzeltilir?

Kabile kafalı Milli Görüş militanı Erdoğan:…”Fidan için, “Sır küpüm, devletin sır küpü” ifadesini kullandı.” Erdoğan devamla: ‘…Geçen sene kardeşimi (Hakan Fidan) yakalayıp içeri atacaklardı. Siyasi riskimi aldım, teslim olmaması için bütün adımları attım. Bunu da açıkça burada söylüyorum’ ifadelerini kullandı.

“Polisimi kimseye yedirmem”, polis kuvvetlerini “yürüyün koçlarım, sizi kimseye yedirmem” gazıyla tahrik eden Erdoğan, açık açık iç savaş çağrılarında bulunup, alenen yaşanan polis terörüne sahip çıktı. İşte ruhlarına işkence ve terör işlemiş vahşet ve zulüm polisi böyle ele geçirilir…

Burada sanki Kongo’da bir kabile lideri konuşuyor! MİT ve polisi ele geçirmede zorlanmayan AKP, Vesayetin sadece askeri vesayetten ibaret olmadığını, sivilleşmenin sadece militarizmden bağımsızlaşmak olmadığını, silahlı güçlerin ve istihbaratın kilit bölümlerini kontrol altına almanın alternatif bir vesayetlen de mümkün olabileceğini gösterdi.

AKP, sadece Türkiye Sunniciliğine oynamıyor, Erdoğan kendisini bütün Sunnilerin başı olarak görüyor! Suriye ve Kafkas’lardaki aşırı dinci sunni örgütler bu anlamda destekleniyor. Militarist-bürokratik vesayetten kurtulmanın özgür ve demokratik topluma doğru dev bir adım olduğundan en küçük kuşku duymadan, kişinin özgür düşünce ve eylemine sınır koyan her türlü üst iradeden, özellikle de tarikat- cemaat vesayetinden kurtulmadan demokratik bir ülkenin özgür siyasetçileri ve bireyleri olunamaz.

Üstelik günümüzde cemaatlerin uluslararası bağlantıları, hükmettikleri ağların muazzam mali kaynakları hesaba katılırsa, iktidar mücadelesinin boyutları daha iyi kavranabileceği gibi siyasetteki ağırlıklarının tek tek yurttaşlar, bireyler olarak hepimizin özgürlüğünü tehdit ettiği de daha iyi anlaşılır. Askeri mekanizmayı kontrol altına alan  AKP’nin otoriter, baskıcı, özgürlükleri yok eden yüzünü, mezhep ve tarikatların takip ettikleri çizgiden bağımsız ele almamak gerekir.

Tarikatlere dayalı dinî cemaatlerin mensupları, müridleri üzerindeki güçleri kuşkusuz laik tarikatlerle-cemaatlerle kıyaslanmayacak kadar güçlü; bu gerçeği teslim etmek gerek. Ama neresinden bakarsanız bakın, her türlü tarikat-cemaat yapısı bireyin iradesinin üstüne ipotek koyar, özgür düşünceyi kısıtlar. 

Vesayetçilik, sadece bir devletin halkı üzerinde oluşturduğu bir baskı kültürü değildir. Kimi zaman bunu bir toplum kuruluşu, bir yasadışı örgüt, bazen dini bir cemaat olabilir.

Bu tür vesayet anlayışları, değişik isimler (Örgütlenme, teşkilatlanma, veya cemaatleşme/biat) adı altında tabiileri tarafından kabul edilir. Bu tür vesayetçiliklerin toplumun içselleştirdiği vesayetçiliktir.

Bir vesayet şekli de var ki özellikler az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri yön veren vesayetçiliktir.

Soğuk savaş yıllarında uygulanan vesayetçilik anlayışı farklıydı. Ülkemizde ki darbelerin  nedeni bu vesayet anlayışı olmuştur. Elbette bunun son örneği 12 eylül 1980 darbesidir.

Akparti 2002 seçimlerinde % 34 gibi bir oranla, İslami ve muhafazakar oyları alarak, ezici bir çoğunlukla işbaşına geldi.

Vesayetçiliyi bir platforma taşıyan cemaatlerin son dönemlerde yapılan icraatlarına baktığımızda kendi vesayet anlayışlarını ilahi bir kılıfa sokarak “kutsal” vesayetçiliğin temellerini atmaya çalışmaktadırlar.

Yani dış devletlerin TC’ nin askeri kanatlarını kullanarak bize dayattığını bu defa cemaat dayatıyor. Bizim kendi kendimizi idareden aciz olduğumuzu, akılsız ve cahil olduğumuzu, bizi bize bırakırlarsa efendilerimizin iradesi dışına çıkarak “tek devlet, tek dil,  tek millet, tek ırk ve tek bayrak” anlayış alanından çıkacağımızdan korktukları için kendileri ile dirsek teması olmayanların üzerinde vesayet geliştirmeye ve  hizaya sokmaya çalışmaktadırlar. Bu örgütün kuracağı “Sünni Ayetullah vesayet rejimi”, askerin “vesayet” rejimiyle bazı noktalarda farklılık gösterse de özde aynıdır.. “Askeri vesayet” somut bir kurumdur. Ordudur. Başındakiler bellidir. cemaat ise bir “hayalet” örgüttür. Bakın topluma, yalnızca “tek ve ebedi şef” orta yerdedir. Büyük tarikatlar daha çok politik alanda etkinler. Bir zamanlar ANAP başkanı ve Başbakan olan Turgut Özal Milli Görüş Hareketi’nin ideologu ve Saadet Partisi’nin başkanı Necmettin Erbakan Nakşibendî Tarikatı mensubudur. AKP’nin Başkanı ve Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ da Nakşibendîcidir. AKP kabinesinin % 69’undan fazlasının Nakşibendîci olduğu bilinmektedir.. Eğitim, medya ve ekonomi alanlarında böyle bir Tarikatın gücünü tahmin etmek zor olmasa gerek.
Erdoğan, Özal gibi, vesayetin en kötüsünü inşa ediyor. AKP, Abdülhamid’in pan islamcı politikalarını yeniden canlandırarak, Tanzimat döneminde kalınan noktaya geri döndü. Dinci şöven militanlar başta MİT, Ordu ve polis olmak üzere devletin ana noktalarını ele geçirerek hedeflerine yürüyorlar. Sunni mezhepçi tarikatçı kitleler başta Suudi Arabistan olmak üzere, dünyanın en kötü rejimlerine benzer bir vesayet, yeni tipten bir köleliğe doğru hızla ilerliyorlar…

Mezhep tarikat Cemaat partisi AKP’nin, ülkeyi yönetebilecek bir vizyon ve kapasiteseye sahip olmadığı artık ortaya çıktı. 

Balon gibi şişirilen sözde ekonomi, Suudi, Katar veya Kuveyt kopyalamasıdır. Bu türden diktacı ülkelerde, Sunni Araplar dollarların arasında boğuluyor,ama başlarına dikildikleri refah ekonomisi kendileri tarafından değil tamamıyla yabancılar tarafından kurulmuştur…Bu ülkelerde yaşayan Araplar’ın katkıları nihildir. Standart olarak, ”Arap çalışmaz,  Allah rıskını doğarken vemiştir.” Bu parazitlik, A. Gül, Arap bankalarının başında iken, Türkiyeye’de bir model olarak sunuldu. AKP rejimince aynen devralınan, Sunni Arap sisteminin ”porto ekonomisi”, doğası gereği her an tümden sıfırlanabilir. Şu an Türkiye’de ekonomiyi elde tutanlar yabancılardır. AKP, Katar’da ki benzeri zümre gibi sadece rantını yiyor.

Erdogan ve yandaşları, beceriksiz oldukları kadar farklı fikir ve hayat tarzlarına karşı tahammülsüzler… Ülkedeki Aleviler ve Hristiyanlar Erdogan döneminde aşağılandı! Keza; Sünni inancına sahip olup reformize olmuş müslümanlar da aynı politikadan nasibini aldı. Erdogan, ”herkesin başkanı”olmayı başaramaz. Zaten, dünya görüşü buna izin vermiyor. Temsil ettiği Nakşibendi ve Milli Görüş için Aleviler, laik görüşlüler birer düşmandırlar.

 

Erdoğan’ın nüfus patlamaları çığırtkanlığı!
 

Nüfus patlamaları yoluyla hegemonya kurmak, başka toplumlar üzerinde baskıyı, onları yaşam alanlarına, sayısal güç, yapmacık çoğunluklar yaratarak müdahale etmek bilindiği gibi ilkel çağlara tekabül eden ve Osmanlı’ların da başarı ile uyguladıkları bir politikadır. Bütün Anadolu toprakları, bu strateji ile yaratılan yapay çoğunluklar sayesinde etnik temizliğe tabi tutulmuştur.

Osmanlı yetkilileri, ele geçirecekleri yerlere, önce fakir fukara adı altında göçmenler sokar, arkasından da yağma ve talan için seferlere başvururlardı. Ekarte edilen milletlerin çocukları da ellerinden alınarak, devşirme sistemince Türk Müslüman olarak yetiştirilirdi. R. T. Erdoğan, bu devşirme silahına sahip olmadığı için belki de yanıp tutuşuyor ama o ortalığı kuru kalabalıklarla doldurmak için, padişahlardan daha başka olanaklara sahiptir. Erdoğan, doğum başına vereceği yardımı çoğaltmaya hazırlanıyor: ”doğurun, doğurun, daha fazla doğurun, bu yolda her şey mubahtır, ne duruyorsunuz, biz bunu boşa mı söylüyoruz”, demekle kalmıyan Erdoğan’ın, Nakşibendi derviş ve şıhlarına, dini alanlarda cahil kitlelerin kışkırtılması ve hatta Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinden damızlıklar getirilmesi konusunda körüklemelerde bulunması işin ciddiyetini gösteriyor.

Türkiye, yüzkarası insan ihracatında dünyada 1. sırayı tutmaya devam ediyor. Avrupa’ ya milyonlarca cahil cuhul insan ihraç edilmiş, bunlar yarli halklara düşmanı olarak örgütlenmiş, kadınlarına Türban veya benzeri üniformalar giydirilerek, mevcut toplumla kaynaşmaları yasaklanarak, karşıt bir güç olarak ortaya çıkarılmışlardır. Bu rezalet duruyorken aynı ilkel, sanatsız, kültürsüz AKP, yöneticileri daha çok çocuk yapın demeye devam ediyorlar! Erdoğan, bu çocuk doğurtma savaşını, sidik yarışına  dönüştürdü. Erdoğan’dan önce bu konuyu en ciddi şekilde devlet stratejisi yapan Alman Nazi lideri Hitler olmuştur.

Esasen bugün Erdoğan’ın Türkiye’de uyguladığı ”çocuk parası, yardımı”, ilk defa Hitler tarafından, ”üstün ırk” diye tanımlanan Alman ırkının üstünlüğünü sayısal anlamda korumak ve dünyayı ele geçirmek için uygulanmıştır.

Aynı şekilde, Erdoğan’ın sık sık bağırarak tekrarladığı, ”tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan…” sloganı da,  Alman Nazi’lerinin ana sloganlarından bir tanesidir.

Bu noktadan da anlaşılacağı gibi, Erdoğan’ın temsil ettiği Milli Görüş ideolojisi, Arap Milliyetçiliği olan İslamcılık ile Alman Irkçı nazı ideoljisinin bir karmasıdr.

 

 

AVRUPA’YA KATILIM PROBLEMİ

 

Asker doğma-savaş-yoketme- yeme ideolojisi ve piskolojisinden kurtulamayan bir kültür yapılanmasıyla sivil bir topluma entegre olmak doğal olarak zordur. Avrupa’ya düşmanlık edilerek oraya girilemez, kültürünü, yaşam biçimini beğenmediğin, sana tamamıyla ters düşen bir sisteme bağlanmayı savunmak şaibelidir. Bu da AKP’ nin 5.kol olarak doğan Müslüman askerlerinin taktiği olsa gerek! AKP, Milli Görüş örgütü temelinde esasen hem teorik hem de pratik anlamda Avrupa kültür ve tarihinin, değer ve yargılarının, onun en temel yaşam şekillerinin karşısındadır:tek bir ortak noktaları bile yoktur. Cahil, şartlanmış Müslüman kitle iç güdüsel olarak bir yerlere doğru gidilmesi gerektiğinin farkında, ama bunu  Erbakan gibi dürüstlükle söyleyemiyorlar. Erbakan, Avrupa’yı resmen tehdit ederek, ” biz Roma’yı içerden fethetmek için geliyoruz..” demişti. Avrupa’da doğup büyüyen 3. 4.  kuşakları ”askerli parası” adı altında kılıflı haracı ikiye katlayarak ipotek altına alan AKP, eski militaristleri geride bıraktığı gibi, Avrupa’ya aslında neden girmek istediğini saklamaya devam ediyor!.

Erbakan’ın oğlu tekrar ediyor: ”..Mücahit Erbakan tezarühatlarıyla kürsüye gelen Fatih Erbakan, bir saati aşkın salona hitap etti.Necip Fazıl’ın ” surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!Ey kahpe rüzgar, ne yandan esersen es” dizelerini hatırlatarak, “şuurlu, samimi ve sadık bir toplantı olan bu toplantı, ikinci 40 yılın şahlanışıdır” dedi.Erbakan, şöyle konuştu:”Milli Görüş’ün misyonu, sadece oruç tutarak sadece namaz kılarak, bir hayır kurumu gibi çalışmak değildir.Avrupa’da bir çalışma olacağı zaman bunun Almanya’dan başlaması çok doğal çünkü insanlarımız burada neredeyse bir Belçika Hollanda kadar nüfus yoğunluğuna ulaşmış durumdalar. Almanya bizim olacaktır…” Görüldüğü gibi AKP’nin politik ideolojik motoru olan bu Milli Görüş, mazlum fakir işçi, iş arayan saf göçmenler, dinine sadık iyi vatandaşlar adı altında resmen 5.kol olarak örgütleniyor… Erdoğan’ın non-stop çocuk yapma taktiği esasen bu hedefe yöneliktir. Türkiye’de milyonlarca işsiz varken, çocuk istemeyen kadınları aşağılayan Erdoğan, ”.. siz merak etmeyin, Allah için en az 3 olsun,.., AKP olarak ekonomik mucizeler yaratıyoruz.”, diyerek Milli Görüş ideolojisine biraz diplomasi katıp 2071 parolası altında eski Osmanlı hedefinden vaz geçmediklerini vurgulamaya devam ediyor.

Avrupa’ya sokulan Milyonlarca kara cahil kitle ise ”giriş, çıkıştan”  sadece şunu anlıyor: ” Bundan sonra Türkiye’de ve Dünyada Muhammed Ali Fatih Selim Erdoğan rüzgarı esecek inşaallah. En yakın zamanda Erdoğan’ı Avrupa Birliğinin  başında görmek istiyoruz. ”

Zavallı Avrupa halklarının bu yiyicilerden çekecekleri var: Berlin, Paris, Londra artık eski Avrupa başkentleri değil, sokaklar AKP’yi ayakta tutan tarikat ve cemaatlerin üniformalarını taşıyan, rütbeleri, yıldızları Türbanın bağlanışı ile kolaylaştırılan yağma talancıların elindedir.

 

Sevgi ve Saygılarla

Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

———————————————————————-
Esin Duran,
Selda Suner,
N. Gök,
Ferdi koçkar
Yeliz seren
S. Aktaş
Pelin Moda,
Bedri Engin,
Nazmi Dogan,
Sevda Suner
Sezer Aşkın,
H. Datvan,
Salih Demir,
Nizamettin Duran
A. Demir
Melahat Baykara,
ismail çekmez.
Aydin Nizam
Uğur Demir
Ismail B. Cenk,
Tekin Balkic
Selma Altuntaş,

Murat Koç
Filiz Serin,
Nedim Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,
Erdal Cömert
Ismail Bulak
Ahmet Meriç
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman B.
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
Aynur Balkaya
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
M. Oktay
Kemal Aktas
Yelda tekinoglu
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız
Murat Çetindal
Ali OkyarMusa Tekin
Aslı Birdal
Nazmi Doğan
İnci Gür
L. Okar
Mustafa Karkaya
Omer Aytac
Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız
Murat Nidar
şemsi Kaya
Ayten Ekşi,
Eda leman
nermin ışıl
D. Polat
Kadir Erdem
Serdar OKTAY
Mehmet Özdemir
Mustafa Erkan
Nuri AKTAS
Emine AKTAS
O. Kadir Ergun
Metin Kurca
Sedat Isiklar
Filiz Bag
Kadir Baskale
Sevim Varlik
Hasan Mesut Akkaya
Necmi Guler
Erhan Isguz
Meral Okur
Bilge Okyaz.
Kemal Koç
L. Mirakoğlu
Oktay Kızılcık
Mehmet Yavuzgil
Erdal Polat
Hüsnü oktay
k. Sankay
Ahmet tekin.
Semra Kaya
Mustafa Çiçek
Kayhan Göçkaya
Erdal Solgun
Mehmet Solgun
Esra Solgun
N. Altik
Oguz Karakış
Leyla Mert
Işık mert
D. Öksüz
Erdem Yılmaz
Ayse Eltan
S. Guner
M. Deniz Ok
Mehmet İnce
Huseyin Cinar
Meltem Cinar
Berk Cinar
L. Demirkaya
Huseyin Çilek
Ayten Irmak
D. Okdere
Ali Uskan
Berdan Temiz.
H. Baskale
Murat Gülay
Esra Gülay
Mustafa Akyol
A. jale Kol
M. Kol
Tamer Oktay
Aslan Burukoglu
I. Demir
Nurettin Akdal
Uzan Kara
ismail Igdır

Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
Nuri Şen
Hasan.Y. Balci
Mehmet Yucel
İsmet C. Koray
salih Söğütlü
Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
Ali Dem. Sarahoğlu

***********************************************************************

 

TAKSİM’E  VE  ÇAMLICA’YA  CAMİ   İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!

 

İMZA KAMPANYASINA KATILALIM… 

http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica

 

Çamlıca ve Taksim’e kazma vurmanıza rızamız yok, bu sizi ilgilendirmiyor mu? #Camlica – Kampanyaya İmza Ver!

Kampanyaya İmza Ver

Advertisements

ARAP BAHARI YOK, SUNNİ BAHARI VAR.

R.T.Eroğan: ”Ey cahil, Türkiye’de Türk Baharı 3 Kasım 2002’de oldu. Ama onlar bunun farkında değil. Bunların kulağı duymaz. İşte millet işte karar!”, derken, Türkiye’de, adına ”Arap baharı” denilen, Sunnilerin her alanda ikltidarları ele geçirmelerini yansıtan bu hareketin ana karakterini ortaya koydu. Gerçekten de, Arap baharı adı altında, nasyonalıst diktalara karşı gelişen isyanlardan sonra, önderliği Sunni şeriatçı partiler ele geçirdi.
İsyanların çıktığı hiç bir ülkede normal bir rejim kurulamadı. Tunus’ tan, Yemen’e kadar her yerde Sunni iktidarlar kuruldu. Libya ve Mısır’da Erdoğan gibi Sunniler kendi rejimlerini rahatlıkla kurdular.
Alevilerin yaşadıkları yerlerde ise bu Sunni Baharı tehlikeye giriyor. İşte bunların başında Suriye ve Türkiye geliyor…
Suriye iç savaşa sahne olurken, Turkiye Alevileri Erdoğan’a kolaylıkla geçit vermiyecek gibi görünüyorlar.
Erdoğan’ın Sunni baharı sert kayalara çarparak dağılabilir.
Kürtleri yalan dolanla, MİT operasyonları ile kandıran Erdoğan, iki yüzlülüğünü açığa vermeseydi, ”yeni bir Alevi açılımı” adı altında Alevileri de kandıracaktı. Neyseki aynı Erdoğan, Kürtlerin yüzüne bile bakmadan, ”bunu nerden çıkarıyorsunuz, ben hangi belgeye imza atmışım, getirin bakalım …”, diyerek, basit bir kriminalden farklı olmadığını ortaya koydu.
AKP diktasının sunni islam politikası ile halkların içlerine attığı nefret tohumlarının dışa yansımasının tepkisi işte bu Taksim isyanıdır.
Baskının, nefretin patladığı bu direniş kriminal zihniyete karşı  özgürlük haykırışıdır; AKP diktatörlüğüne  başkaldırıştır.

Sahte umutlar ve manipülasyonlar üzerine inşa edilen AKP rejiminin korku imparatorluğu tüm yönleriyle çatırdıyor.

”Ilımlı Müslümanlık” maskesi arkasına gizlenen AKP rejimi, askeri rejimleri aratmayan baskı ve işkenceyi arsızca savunmaya devam ediyor… R. T. Erdoğan, ”polise emri ben verdim” diyerek, sokak başı polis guruplarınca ölesiye dövülen suçsuz insanlara yapılan zulüm ve işkencenin arkasında olduğunu gururlanarak beyan etti. Kendisini “ılımlı Müslüman demokrat”, olarak yutturan AKP rejiminin, halkın özgürlük mücadelesi karşısında maskesi düştü, AKP bırakalım ılımlılık, askeri rejimlerin terörünü bile geride bıraktı..
AKP’nin cekirdek kadroları direniş’e katılanlara tehditler savurunca ve bu tehditler televizyonlardan dolaylı şekilde yapılınca, saldırılar hemen başladı.

Tüm Avrupa’yı ve dünyayı ayağa kaldıran polis şiddeti ile toplanma, gösteri, ifade özgürlüğünü gasp eden AKP rejiminin ipliği pazara çıkıtı. AKP’nin gazcı, işkenceci yöneticileri sokaklarda gezen insanları bile kendileri için bir tehlike arzettiler…, Erdoğan kliği resmen katliam provası yaptı!
 
Sokaklarda gezen sıradan kişiler bile dur denmeden, kurt sürüsü gibi saldıran polislerce anında işkenceye tabii tutuluyorlar. Binlerce suçsuz insan mağdur olmuş durumdadır. AKP terör rejiminin benzerleri halk ayaklanmaları ile yıkıldılar. Latin Amerika’da ki askeri rejimleri örnek alan AKP ise, devlet terörünü bu şekliyle sürdürmeye devam ediyor. Zehirli gaz Müslümanları, Erdoğan’ın başkanlık rüyası gerçeklesirse, Anadolu haklarına yeni soykırımlar uygulayacaklardır.

SUNNİ İSLAM DİKTATÖRLÜĞÜN EMNİYET KANADI, EVREN CUNTASI, ÇİLLER AĞAR’DAN DEVRALINIP DAHA DA İSLAMLAŞTIRILAN AYNI KRİMİNAL YAPININ DEVAMIDIR…

AKP, Çiller -Ağar kliğinden devraldığı çete polis örgütlenmesini uç noktaya vardırmaktan başka bir şey yapmamıştır. AKP diktası  polis aygıtında  iskenceci sadit militanlarının kadrosunu olağanüstü büyütürken bunun nedenleri vardı: Bütün işkenceciler, katiller, soyguncu rüşvetçi polis yöneticileri görevlerinde duruyor, bir kısmı da mükafatlandırılarak daha üst mevkilere getirilmişlerdir. Erdoğan, “rejimin güvencesi polis” diyerek, nasıl bir rejim hedeflediğini ortaya koydu. Devlet güvencesi olarak polisi gören yönetimlerin ortak bir adı vardır, bu da kanunsuz diktadır. Kısacası “manken” değişiyor ama nitelik aynı. AKP’liler daha önce de gömlek değiştirdikleri için bu değişiklikleri seviyorlar.
Dünyada en kötülerden bilinen TC polisi hiç bir reform yaşamadan çağdışı konumunu devam ettiriyor.
TC polis örgütlenmesi, şu an dünyada, bezerlerinden geriye kalan son ucubelerden biridir. Latin Amerika’da ki diktaların bu türden polis rejimleri çoktan yıkıldılar. Türkiye’de ise, dinciler bunu daha da güçlendiriyorlar. Erdoğan’ın emri ile, kendi kanunlarını da tanımayan sadist polis çeteleri dünyanın gözü önünde sokakların ortasında kadın çocuk demeden işkencelerine devam ediyorlar.

 
SUNNİ İSLAM DİKTATÖRLÜĞÜN ÖBÜR AYAĞI OLAN DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI, “BİBER GAZI CAİZDİR DEDİ!
Polisin göstericilere terör ve insan sağlığına zarar veren gaz kullanması, halkın kanını emen parazit yeşil ordu, Diyanet İşleri Başkanlığınca hemen desteklendi. “Devletin güvenliği ile alakalı meselelerde biber gazı kullanılır. Ayrıca insan sağlığına en az biber gazı zarar veriyor” diyen katiller çetesi, Dini açıdan biber gazının kullanılmasının sakıncalı olmadığı, İslam’ a uygun olduğu idda edildi.
İşte her yıl milyarlarca dollar yutan kan emici kenelerin vahşi islamı: arada sırada verilen geçici tavizler mücadelenin taktiksel yönleri olarak sunuluyor. AKP Militarist bir aygıtı, yeşile boyayarak yola devam diyor!. Polis yine aynı ırkçı dinci işkenceci sadist polis. Bu İslamist yeşil ulus devlet anlayışı ki ‘’tek şef Erdoğan”mentalitesini kökleştirmeye çalışıyor. AKP, Türk devletinin, “tek şef” önderliğinde Sünni İslam-Türk devleti” olduğunu “simgelerle” kafalara yerleştirme konusunda ısrarlı. Bu ise Alevilerin eskisine nazaran çok daha fazla baskı altında tutulmaları, hatta dış mihrakların bir uzantısı olarak gösterilerek, asimile ve göçe tabii tutulmalarını kaçınılmaz kılmaktadır.
Erdoğan “yeni dış politika”nın gerekçeleri açıklarken “Ecdadımızın at sırtında gittiği her yere biz de gideriz, ilgileniriz” diyor. Erdoğan alttan alta Avrupa’yı yeniden tehdit ederken, harem ‘keyfi’ yapan, saray entrikaları içinde oynatılan, bir eli yağda bir eli balda yaşayan ecdadım diye ilan ettiği padişahların miraslarına
Karizmalı lider diye lanse edilen Erdoğan, ”Avrupa Parlementosunu tanımıyorum” diyerek köyüne kapanmış bir aşiret reisi karizmasını yansıtmaktan ileri gidemedi. Tayyip Erdoğan’ın son dönemdeki agresif tavırları, dış dünyada ona en çok destek vermiş olan insanları kaybetmesine yolaçarken, ana çemberinde de kara bulutları toplamaya başladı. AKP liderinin aşırı çelişkili tavırları, 2 saat içinde söylediğinin tam tersini idda etme hızında bakanlarını bile geçmesi, sokak kabadayılarını andıran tavırları ile Kenya, Uganda veya Kongo’da çete savaşları yapan tribu liderleri benzeri bir imaj yarattı. Kazak- Türk iş forumu’na katılmak için gittiği kazakistan’da, Kazaklar’dan 5 çocuk yapmalarını, Balkanları yeniden kan gölüne çevirmek için Bosna ve Arnavutlar’dan da en az 5 çocuk yapmalarını isteyen Erdoğan, bu son olaylardan sonra korkmuşa benzer ki, ”çok çocuk” masalını tekrarlamadı…
AKP karizmacısının söylediği beş çocuktan üçü zaten ekmek bulamayıp Avrupa’ya göçüyor, geride kalanlar ya tinerci oluyor, yada varlıklarının nedeni olmuş Erdoğan’a karşı isyan ediyor, Taksim isyanı ile başlayan yeni gelenekle gözleri açıldığından her zaman Erdoğan’ın bizzat kendisi için potansiyel bir tehlike olarak çoğalıp duracaklardır.
 
AKP iktidarı Aleviler’i aşağılamaya devam ediyor. AKP şimdi açıktan, Alevilere karşı, Alevi katliamcısı padişah ve politikacıların diliyle konuşuyor. Taksim ve Çamlıca’ya, Osmanlı dönemini yeniden canlandıracak dev camiler kurma planları, İstanbul’da yapımına karar verilen üçüncü köprüye, Alevi katliamcısı Yavuz Sultan Selim’in adının verilmesi, bunun göstergeleridir. Erdoğan artık resmen Alevi kültürüne küfür etmeye başladı. Bir halkın kültürünü yok sayan, onu aşağılayan böyle bir ”karizma” çok tehlikelidir.

2. Köprünün adı: Fatih köprüsü, yani kardeş katilliğini kanunlaştıran ilk zalim! Fatih henüz 11 aylık olan kardeşi Ahmet’in öldürülmesini emretmişti. Fatih sultan Mehmet henüz devlete isyan edecek nitelikte olmayan ve sadece hanedan mensubu olması sebebiyle kendisinden şüphe edilebilecek kardeşinin katlini emrederek suç işlemiştir. İşte bu katilliği köprülerle semboleştiren Sunni islam ideolojisini devam ettirmeye çalışan AKP rejiminin çağ dışı karakteri!

3. Köprü: Yavuz Selim köprüsü,  kardeşleri Korkut ve Ahmed’i devlete isyan gerekçesi ile öldüren zalim… Bu zalim sistemin liderleri, Padişahlar Fatih’in bu kanununa dayanarak kardeşlerini veya çocuklarını boğdurturken, esasında devletin bütünlüğüne zarar verdiklerini ve iktidara karşı geldiklerini iddia etmişlerdir. Asi olan hanedan mensubu da olsa, üçüncü bir şahıs da olsa cezası bellidir. İdam…
Sunni Osmanlıcılar’ın cevapları hemen hazırdır: ”…Osmanlı bu yolla birlik ve beraberlik sağlamıştır, yoksa koca osmanlı olmazdı..” deyip duruyorlar! Ne yazık ki bu ”kardeşleri” normal bir yolla birleştirmeyi başaramayan böylesine bir sistem en kötü bir sistemdir. Yani 2 kardeşi normal bir şekilde bir arada tutamayan zalim Osmanlı’nın, o kadar milleti nasıl tahakküm altında tuttuğu aşikardır.
Osmanlı’nın ideolojik babası Muhamet, çete reislerini kız alıp vererek birbirine bağlıyarak Arap milliyetçiliğini yaratmıştı. Yani o da bir buçukluk bir kaç aşireti normal yolla birleştirememişti.
Fatih kanunnamesinden sonra Yavuz Sultan Selim, kardeşleri Korkut ve Ahmed’i devlete isyan gerekçesi ile öldürtmüştür. Gerçekten de henüz Sultan İkinci Beyazıd’ın sağlığında üç oğlu arasında taht kavgaları başlamış, şehzadeler kendi orduları ile birbirleriyle savaşmış ve bu savaşlar sonucu Sultan Selim tahtta sahip olmuştur. Diğer kardeşler ise devlete asi geldikleri için makus talihlerine razı olmuşlardır. Kardeşlerinin erkek evlatlarına da aynı muameleyi reva görmek ne kadar bu kanunname kapsamında değerlendirilebilir anlamak mümkün değildir. Zalim osmanlı burada gerçek yüzünü gösteriyor. Hakikaten henüz kundakta olan hanedanın erkek üyeleri dahi Yavuz’un emrinden kurtulamamışlardır.
Yavuz’un oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın da oğlu Bayezid ve onun beş evladını devlete isyan etmek gerekçesi ile öldürdüğü bir vakıadır.
Bu konuda en pervasız padişahlardan birisi maalesef 3. Murad olmuştur. Padişah, çevrenin de etkisiyle ve siyâseten katl esasına dayandırarak beş kardeşini idama mahkûm ettirmiştir.
İŞTE AKP ‘ İN SAVUNDUĞU KARDEŞ KATİLİ OSMANLI…

Esassen AKP’ nin de azgınca savunduğu bu Osmanlı bir zulüm, vahşet ve barbarlık sistemidir, kaynağını Sunni islam’dan alır. Sünni hegemonyasının tesis strateji, AKP ve diğer Arap devletlerinin ortak projesi olarak gelişirken, tam da böylesi bir süreçte, Türkiye’de Alevileri rencide eden politikalara hız verilmesi, Sünnileri Alevilere karşı düşmanlaştırmaya yönelik AKP kışkırtmaları, Alevilerin Hiristiyanlardan daha tehlikeli oldukları şeklindeki Osmanlı düşüncesinin miting alanlarıda propoganda malzemesi olarak kullanılması tehlikenin boyutunu göstermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti, Sunni dinci asker-polis devleti olmayı 11 yıllık AKP rejiminde gerçekleştirdi, ama bunun zirve noktasına ulaşılırsa Alevi’lerin sonu Rum ve Ermeniler’in  ki gibi olacaktır.
Bunun provası şimdilik Suriye’de, AKP Sunni islamcılarının desteğinde yapılıyor…
Erdoğan’ın, Suriye’ye giriş planlarından vazgeçmemesi, PKK’yi, Sunni şeriatçı gurupları desteklemek için 5.kol şeklinde oraya sokma girişimi, sorunun ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.
 
AKP’nin kendi özel ordusunu kurma yolunda hızlı adımlar attığı bu günlerde, polis gücünün bu kadar kısa sürede palazlanıp küçük ve donanımlı bir ordu haline gelmesi, Kürt aşiret reislerinin silahlı güçlerinin de bunlara entegre edilmesi sürecine paralel olarak ortaya sürülen son senaryo tamamıyla aldatmacadır…
”barış süreçleri”, geri çekilmeler, İmralı’da, gizli karanlık hücrelerdeki MİT senaryoları, ”Kürt sorununu çözmek” için hazırlanan, nerede oldukları bilinmeyen hayali plan ve projeler”, bunlar tamamıyla yalandır, bunun herhangi bir belgesi ve imzalayıcısı da yoktur. Sunni islamcıların tek şefi (yeni tipten bir halife!) olma dışında hiçbir amacı olmayan Erdoğan’ın kalkıp da Kürt sorunları ile uğraşacağını sanmak saflık olacaktır. AKP rejiminin Suriye’de direk Alevileri ve Hiristiyanları hedef alan soykırım planlarını gerçekleştirmek için PKK altında örgütlenmiş gerilla tecrübesine sahip kontraların gücünden faydalanma taktiğidir bu: Abdullan Öcalan’ın, ”İslam bayrağı altında, Erdoğan’ın başkanlığı altında birleşelim” çağrıısı ve kontraların dağlardan alınıp güneye kaydırılmaları, AKP rejiminin aşamalı planlarını ortaya koydu…Erdoğan’ın Ali’cilik yapması da, tamamıyla adi bir propogandadır ve piskolojik savaşın bir parçasıdır. Alevi’lerin, kendi varlıklarını hedef alan bu türden piskolojik savaşa dur demelerinin zamanı gelmiştir.
AKP rejiminin Müslüman Sünni kesime sırf Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden yıllık en az 8.6 milyar dolar kaynak aktarıyor. İmam-hatip okullarına, Kur’an kurslarına, diğer kurumlardaki mescitlere milyarlar akmaya devam ediyor. Alevilerin verdikleri vergiler onlara karşı birer silah olup çıkıyor. Bütün maddi kaynaklar Sünniliğe doğrudan entegre edilmiş. Diğer yandan 11 yıllık AKP rejiminde Alevilik tarihinin en büyük asimilasyonunu yaşadı. Milyonlarca Alevi Sunnileştirilip dejenere edildi. Osmanlı Aleviliğe karşı insanlık tarihinin gördüğü en vahşi ve en büyük katliamların uygulayıcısı olmuştur. Başta Ayasofya olmak üzere binlerce kilise Camiye çevrilmiştir. Alevilerin kendilerini İslam dairesi içerisinde tanımlamaları tamamen korku temelinde, zorla söyletilmiş bir vurgudur. Müslümanlarca çembere alınan halklar yaşama şanslarını artırmak için bu yolla başvurmuşlardır…Aleviler, Sünni ve Şii anlayışın benimsediği ve uyguladığı İslam anlayışını uydurma bir din olarak nitelendirmektedirler.
Alevilerin din anlayışı ile Sünni Şii İslam anlayışı arasındaki derin farkları olduğu için, İslam’ın Halifeliğini üstlenen Osmanlı için bu sapık bir inançdır ve yokedilmesi gerekir. 1826 katliamından sonraki süreçte Osmanlı Alevilerle ilgili politikasında değişikliğe giderek, katliamın ve baskının yanı sıra çok yoğun olarak asimilasyon politikasına girişilmiştir. Alevi Köylerine Cami yapma politikası bu dönemde başlamıştır. Alevi Bektaşi Dergahları Sünni tarikatlara teslim edilirken, dağ başlarındaki Alevi Tekke – Dergahlarına ise o bölgeden Alevi işbirlikçiler görevlendirilmiştir. Alevi çocukları köylerinden alınarak Sünni okullarında eğitilip köylerinde görevlendirilmişlerdir. Aleviler açısından çok yoğun bir Sünnileşme yaşanmış, Alevilikte görülen Sünni usullerde bu dönemde Aleviliğe sokulmuştur.
 
Osmanlı’ın devamı olduğunu idda eden AKP Sünniliğe dayalı korku imparatorluğunu kuruyor.

Erdoğan, hükümet olmanın namazı, Kuran’ı ve abdesti bilenlerin işi olduğu söylüyor. “Ne zaman abdest alınacağını bilmeyecek kadar zavallı, ne İslam’dan ne abdestten, ne Kuran’dan habersiz olan insanlar Türkiye’de iktidar olmaya kalkıyorlar. Önce milleti tanı bakalım” ifadesi ile, ayrımcılıktan beslenen, tekçiliği dayatan ideolojik yüzünü gösterirken, diğer yandan ise, hedeflerinde var olan salt Sünniliğe dayalı Türkiye düşüncesini gözler önüne sermektedir.
AKP hükümeti, Alevileri, camiye, abdeste ve namaza davet etmekten vazgeçmelidirler. Aleviler Cemevinde, Niyazında ve ruh abdestlerinden mutludurlar. Gayri Müslimler ise kendi Kilisesinde, Havrasında ve Sinagogunda mutlu ve huzurludur.
 
Bilindiği gibi, Arap aşiret liderleri Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye ve Yezid ve sonraları Osmanlı halifeleri döneminde, büyüme gelişme genellikle kan bağı yaratılarak sağlanıyordu. Osmanlının ortaya çıkışı aynı bu yolu izledi. Osman’ ın oğlu Orhan, bir Bizans prensesi ile evlendirildi ve böylece Osmanlı dünyaya gözünü açtı.
 
Ne yazık ki bu ”kutsal” insanları normal bir yolla birleştirmek mümkün değilmiş!
 
İslam politik ideolojisinin lideri Muhamet, Arap ulusunu yaratmak için Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye, Yezid ve tüm geri kalan yöneticileri, kız alıp verme denilen ilkel bir gelenekle birbirine bağladı.
 
Muhammet, Ebu Bekir’in damadı.
Muhammet, Ömer’in damadı.
Osman, Muhammed’in damadı.
Ali, Muhammed’in damadı.
Ömer, Ali’nin damadı.
Muaviye, Muhammed’in kaynıdır.
Yezit, Muhammed’in kaynı olan Muaviye’nin oğludur.
Bu durumda
Osman’ın ve Ali’nin çocukları Hz. Muhammed’in torunlarıdır.
Ömer’in, Ali’nin kızı Gülsüme’den doğan çocukları Ali’nin torunlarıdır. Gülsüme Ali’nin kızı, Muhammed’in torunudur.
Ömer’in çocukları Muhammed’in kayınlarıdır.
Osman, Ali’nin çocukları, Hasan ile Hüseyin’in teyzesinin eşidir.
Muaviye, Ali’nin eşi Fadime’nin dayısı.
 
Demek ki bugün yüz milyonlarca insana hükmeden Muhamet idolojisi o zaman bir kaç aşiret ileri gelenini bile bir araya getirmekte yetersiz kalmış!
Yezid, Hz. Muhammed’in kaynının oğludur.Görüldüğü gibi Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye ve Yezid hepsi birbirine birer kan bağı ile kenetlendirilmişler. Bu yapaydır, sunnidir. Demekki bu sözde ”kutsal” insanları normal bir yolla birleştirmek mümkün değilmiş!
 
Toplumların uluslararası entegrasyonu dururken, Avrupa kültürüne entegrasyon dururken, çöllerde serseri mayın gibi izole hayat yaşayan Bedevi kalıntısı ilkel toplulukların yalan dolanla abartıp günümüze kadar bölge halklarına zorla dayatıkları savaş ve yağmalama kültürüne sarılmak, kabile şeflerinin hikayelerinde kutsallık aramak, bunların ideolojileri ile devlet yönetmeye kalkmak sonuçsuz kalmaya mahkümdur.
Aleviler, kendilerini bu saçma sapan İslamist ideolojilerden kurtarıp özgür bir toplum haline gelmelidirler.
Türkiye’ de Dersim alanı dışında Alevi’lerin çoğunluk sağladığı şehir kalmadı.
Aleviler, şimdiye kadara takip edilen yanlış politikalarla zorla asimile edilerek 13 şehirden göçe zorlandılar, boş kalan alanlara ise Balkan ve kafkas göçmenleri yerleştirildi… Aleviler kendi inançlarını yaşayamadılar. 1960’lara kadar Aleviler toplanamazdı. Cem yapamazlardı. Cem yapmak yasaktı. Cem yapabilmeleri için köyün etrafına nöbetçiler yerleştirilirdi. Cemler gizli yapılırdı.
1990 yıllarına kadar bu ülkede Kürt olmak ‘ta suç sayılıyordu. Kürtçe kaset bile çıkarmak suçtu. Kürtçe bir kaset çıkarmanın yolu cezaevinden geçerdi. Ahmet Kaya “Kürtçe bir klip yapacağım” dediği için hakkında onlara yıl hapis istendi. Osmanlı da oyun çoktur. Dün Alevileri Sünnileştirmek için çakma Ehl-i Beyitler yetiştirdiler, günümüzde ise Kürt’leri Türkleştirmek için “köy korucusu” yetiştirdiler. Ve bugün köy korucularının görevi ne ise o dönemlerde Anadolu Alevi’sinin yoğun olarak yerleştiği bölgelere gönderilen Ehl-i Beyitlerin görevi o idi Alevileri Sünnileştirmekti.
Ali-Ömer-Osman-Ebubekir arasında başgösteren taht kavgalarına dayanan bu hizipleşme 1400 yıldan beri milyonlarca insanın ölümüne yol açtı. Ortadoğu’da Hristiyanların mirasına konarak yayılan Müslümanlık, onların bölünüp hizipleşmesini kopyalamakla kalmadı, üstelik bunu en uç noktaya götürerek, çok adi, tamamıyla kriminal bir ortam yarattı. Ali, Osman, Ömer, Bekir ve diğer Arap aşiret liderleri arasındaki rant kavgalarında sağ çıkan olmadı, bunlar birbirlerini öldürmekle kalmadılar, yığınla insanıda kutsallık adına felaketlere sürüklediler…
İslam’ı kuran guruplar tamamıyla aşiret ve aynı soydan gelen kabilelerin şimdiki mafya örgütlenmesi dışında özel bir durumları yoktur: yöntemleri ilkel bir metot olan kan bağı kurmaya dayanıyor, yani herkes birbirinin kızını alarak vererek mafya örgütlenmesine giriyor…
 
 
Muhamet’in 632 yılında ölümünden sonra, Ebu Bekir halife oldu. Onun zamanında fetihler devam ederek; Bahreyn, Irak’ın bir kısmı ve Suriye’nin bir bölümü fethedildi. Yağma ve talanlarla iştahları açılan Arap kabileleri artık durmak bilmiyorlardı…İslâm’la birlikte Arap Yarımadası’nda otorite olan Vahabi kabilelerin kendi aralarında ki kan davaları, müstakil olarak birbirinden intikam almaları durdurulmuş, önlerine yeni hedefler konulmuştur. Gasp, soygun, içki, kumar, fuhuş, hırsızlık, yetim malı yemek, kan dökme, intikam, yalan, kin, haset, kibir dışında hiç bir iyisi olmayan acımasız Arap kabilelerin önlerine konulan bu yeni hedeflerle, dikkatleri komşu ülkelerin zenginliklerini yağma ve talana çekilmiştir.

Egoist Arap liderlerinin Muhamet’in mirası için başlattıkları kanlı kavgalar biçim değiştirerek devam ediyor…Halifeliğe soyunan Arap liderleri it dalaşında can vermelerine rağmen, ortaçağın karanlığında yaşayan Ortadoğu ve Afrika kabileleri onlarda ”kutsallık” yaratarak İslam mezheplerini oluşturmuşlardır.
Başlangıçta asalak Bedevi’lerin aktif rol oynadıkları bu rant kavgalarının politik ve askeri stratejileri temelinde şekillenen fraksiyonlar-hizipler ortaçağ karanlığında milyonlarca insanı etkilerine alarak bütün kıtaları sardı. Göçebe Orta Asya Türk’lerinin de zorla bu hiziplere çekilişi, Arap yağma talan ideolojisinin dünyadan izole edilmiş bu türden ilkel boy, soy ve soplara aşılanması, başka halkların İslam adına köleleştirilmelerinin hak olduğu, Bizans ve Pers alanlarındaki zenginliklere zorla el koymanın mübah olduğu, bunun ”Allah’ın Müslümanlara verdiği bir rısk” olduğunun din iman adına propoganda edilişi, bu mezheplerin çığ gibi büyümesini beraberinde getirdi… Yağma ve talandan pay almaya çalışan ilkel kitleler her zaman bu mezheplerden birine yaslanıyor, Müslümanlık da hızla büyüyerek bölgeye hakimiyetini sağladı.
Bugün Türkiye’de müslümanlaşan yerli halkların eski çöl örf ve adetleri Araplar’dan daha şiddetle savunmaları Arap milliyetçiliğinin ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir. Müslümanların başı Erdoğan’ın eğer Ali önderliği kabul edilyorsa bende Aleviyim derken neye parmak basıyor? Abbasi döneminde kaleme alınan Buhari, Müslim gibi Ehli-Sünnetin benimsediği hadis kitapları, yine aynı dönemde kurulup, yayılan Hanefi, Şafi , Maliki, Hanbeli gibi mezhepler Arap milliyetçiliğini kitlelere sünnet ve sevap nitelendirmeleriyle yutturmuşlardır.
Hiristiyan ve Yahudi zenginliklerini ele geçirmek için İslam denen yeni bir dinin yaratılması tamamıyla Arap aşiretlerinin savaş stratejisinin ideolojik-politik temelini oluşturdu. İdolojik alanda çoğu yaşlı karısı tarafından geliştirilen bu sistemin kaderi tarihteki benzerlerinden farksız oldu. Muhamet’in ölümünden sonra ganimet gelirlerinin azalması orduda memnuniyetsizlikler ve isyanların başlamasına neden oldu. Osman döneminde yaşanan bu olaylar sonucunda terör faaliyetleri başlamıştır. Ele geçirilen ganimetlerin paylaşım sorunu, mevki ve çıkarlar,taht kavgaları karışıklıklara ve daha fazla yağmalama anlamına gelen fetihlerin durmasına neden olmuştur. Osman iktidar kavgasında öldürüldü. Ali halife seçildi, Osman’ın katilleri iyi örgütlenmişti…Karşı kliğe yaslanan Muaviye ve Ayşe, Ali’nin halifeliğini tanımadılar. Bu resmen politik bir kavgadır, bunun neresi kutsallık içeriyor. Ali Osman kavgası, o dönemin aşiret reisleri arasındaki kavgalar, mafia çetelerinin dalaşmalarından farksızdır. Ayşe’nin önderliğindeki Mekke grubu ile Ali grubu arasında Cemel Savaşı yapılmıştır. Taht için herşeyi göze alan çete liderleri arasında yapılan bu savaşı Ali kazanmıştır. Muaviye’nin başını çektiği Şam grubu ile Ali arasında Sıffin Savaşı yapılmıştır. Hakem Olayı’ndan sonra iktidar kavgaları yoğunlaşmış, daha fazla siyasal gruplar ortaya çıkmıştır. Ali’de hayatını iktidar kavgasında, yağma ve talandan ele geçirilen ganimetlerin paylaşım kavgasında yitirmiştir. O dönemin bütün Arap liderleri bu türden taht kavgalarına bulaşmış ve birbirlerini acımasızca katletmişlerdir.
Sadece haca gitme adı altında örgütlenen ve yıllık Türkiye bütçesinden daha fazla gelir sağlayan İslam hac ticareti göz önüne alındığında Suudi Bedevilerinin ve diğer Arapların kılıççı Ali’ye tapmaları normalin ötesinde olağanüstü derecede önemli ekonomik politik çıkarları öngören çekirdeksel bir işlevdir. Avrıupa’da yaşayan Türklerin hac görevi adına Suudi bedevilerine bıraktığı yıllık haraç ortalama 5.8 milyar Euroyu bulmaktadır. Buna karşılık Türklerin Araplaştırılması için bin bir ad altında faaliyet gösteren İslami örgütler yalnızca Almanya da 11 000 e yakın cami kurup Türkiye’nin avrupadan kovulmasının alt yapısını sağlamaktadırlar.
Konu bu kadar açık iken AKP liderlerinin Suudiler desteğinde, Suriye’ye saldırı planları yapmaları, oraya onbinlerce terörist örgütleyip sokmaları, bu cellatların yağcılığını yapmaları, bedavadan bunlara daha fazla etki alanlarının yaratılmasını sağlayan idolojik politik süreclerde yer almaları bir suçtur.
 
Türk ordusunda ki Alevi kökenliler, ‘barışçıl’ yollan temizlenirken, Suriye’de bunun silahla olacağı gerçeği göz ardı edilemez, gerisi benzer bir tablo! Şu anda AKP’ yi destekleyen geniş Alevi kitleleri kendilerini bekleyen felaketlerin farkında değiller!
1200 ile 1700 yılları arasında Anadolu topraklarında resmi rakamlara göre 810 bin Alevi Osmanlılar tarafından katledildi. 1700 yıllarından sonra, Osmanlılar katliamlarla bitiremedikleri Alevileri asimile etmek için yeni bir oyun sergilediler. Özel olarak 800 dolaylarında çakma Ehl-i Beyt dedeler yetiştirdiler. Bunlara Ehl-i Beyt unvanını verdiler. Alevilerin yaşadığı bölgelere göndererek “esas Müslüman biziz” propagandasını yaydılar. Bununla da yetinmediler var olan Kuran-ı Kerim için “bu gerçek değil gerçeği Mısır’dadır, Kuranda namaz yoktur, cami yoktur. Ali namaz kılmazdı, yolumuz Ali’nin yoludur” söylemiyle zaman içinde Alevileri, buna inandırdılar.
Osmanlı’nın Anadolu’yu istila ettiği yıllardan beri, “Kızılbaş” olarak adlandırılan Anadolu Alevilerinin “Katli vacip, malı namusu helal” fetvaları ile yüz binlerce Alevi katledilerek bugüne gelinmiştir.
Üç asır Osmanlılara direnen Aleviler, çok ağır bedeller ödediler. Yavuz Selim Katliamı’ndan sonra, Aleviler zorunlu olarak -kerhen de olsa- İslam’ı kabul etmiştir. O tarihten sonra Alevileri Müslümanlaştırma politikası izlendi. Merkezine insanı koyan bir inancı yanlış yere oturtmaya çalıştılar. O kadar ileri gidil ki, Ali ile Ömer, Yezid ile Hüseyin’in arasındaki iktidar kavgasını ‘’Alevi Yolu’’ diye Alevilere anlatıldı. Amaç: Bu yolla Alevilere İslam’ı benimsetmek ve asimle etmek!
Altı yüz seksen yılında Hüseyin’in Kerbala’da Yezid tarafından katledilmesi, Anadolu Alevilerinin zihinlerini bulandırmak ve Alevileri asimle etmek için en etkin bir silah olarak kullandılar. Bundan da başarılı oldular. Öyle ki Aleviler Anadolu’da İslam’a direnen kendi pirlerini bile anmaz oldular.
Alevi olmayan, namaz kılarken öldürülen Ali, camide çıkmayan oğlu Hüseyin’i Alevi yaptılar. Alevileri kendi değerlerine yabancılaştırdılar. Alevileri asimle etmek için “esas Müslüman Alevilerdir” propagandasını en etkin bir biçimde kullandılar. Milyonlarca Alevi’yi Sünnileştirdiler.
Öyle ki zamanla sistem ‘’kendi Alevi’sini’’ yarattı. Sistemin Alevileri ‘’Cuma günleri namaz kılmak Aleviler için farzdır’’ propagandasını yaptılar. Alevileri camilere götürdüler. Müslümanlığı reddeden camiye gitmeyen Aleviler katledildi. Bugün de sistem bazı Alevilere bazı imkânlar tanıyarak, kullanmaya devam ediyor.
 Bugün Tayyip Erdoğan ‘’Türkiye’nin yüzde 99 Müslüman’dır, ibadet yerleri Camidir ‘’diyebiliyorsa Alevilerin kimliklerine Müslüman yazıldığı içindir.
Hani bir söz vardır; insanlar kendi cellâdına âşık olur mu? Diye. Evet, Aleviler kendi cellâtlarına âşık oldular. Bugün her Alevinin evinde ve Cemevlerinde Mustafa Kemalin ve Ali’nin resmi var. İşte bugün Alevi gençleri bunu sorguluyor.
Hangi Alevi’ye sorsan;
‘’Şeriata karşı mısın?’’
‘’Evet, karşıyım’’ der.
Ama hiç kimse şu soruyu kendisine sormadı. Ali kim? Ali nasıl bir yol izlemiş yaşamı boyunca Aleviler için ne yapmış? Ali, Muhammet, Ebubekir, Osman ve Ömer’den sonra şeriatı en güzel tatbik eden kişidir. 4. Halifedir. Şeriatın egemen olmasında en çok onun emeği vardır. Alevilerin düşman olarak gördükleri 3. Halife olan Ömer in de kayınbabasıdır.
Güneş balcıkla sıvanmaz, masal anlatarak okur- yazarı olmayan temiz kalpli insanları, yıllarca İslam’ın cenderesine hapis ettiniz. Onları kandırdınız. Ama artık yolun sonu göründü. “Alevilik İslam’ın Özüdür” diyenler sistemde beslenen sistemi karşılarına almak istemeyen tuzu kuru olan, kendi aslını inkâr edenler. Alevi gençleri bunların kim olduklarını artık biliyor ve tanıyor.
Bugün Alevi gençliği hem tarihi ile hem de hurafecilerle hesaplaşıyor. Aleviler için yeni bir süreç başladı. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Okuyan, araştıran, sorgulayan bir gençlik yetişmektedir. Osmanlının Alevileri asimle etmek için, “Esas Müslüman Alevilerdir” gerçekleri yansıtmadığını Alevi gençliği görebiliyor ve sorguluyor.
Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Alevi gençleri kendi tarihleriyle yüzleşiyor. İslam’dan binlerce yıl önce var olan bir inancı İslam la birlikte var olmuş gibi gösterenleri yargılıyor.
Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Aleviler İslam’ı değil kendi inancını yaşayacaklar.
 Baasçılar daha önce Arap ırkçılığı altında insan bile kabul edilmeyen Kürtler’e, onları karşılarına almamak için beklenmedik bir şekilde otonomi verdiler. AKP- sivil Asker zinde güçler, bu taktiğin tuttuğunu görünce kendileri de hemen 180 derece çark ederek, 35 yıldan beri en büyük düşman diye ilan ettikleri PKK’yi yanlarına aldılar, lider diye lanse ettikleri kişiyi de yeni görevler verdiler. Suriye örneğini kopya etmeye çalışmaları, bu iki ülkedeki durumun benzerlği konusunda yeterli bilgiyi sunuyor. Devşirmeci kalıntısı İslamist askeri güçler sayesinde kurtulduklarını sanan Alevi kitleler, önümüzdeki dönemde hızlandırılacak siyasal islam proje-planlarının hedefleri olacaklardır. Sahte dedeler ve Alevi örgütlerine verilen sus paylarının sonu görünüyor. Sunni siyasal İslam tekçi olduğu için, Alevilerin varlıkları konusunda endişe duymaları ve Sunnileşen bir orduya da artık güvenememeleri, yeni tercihleri gündeme getirecektir.
 
 
Sevgi ve Saygılarla
Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

———————————————————————-
Esin Duran,
Selda Suner,
N. Gök,
Ferdi koçkar
Yeliz seren
Pelin Moda,
Bedri Engin,
Nazmi Dogan,
Sevda Suner
Sezer Aşkın,
H. Datvan,
Salih Demir,
Nizamettin Duran
A. Demir
Melahat Baykara,
ismail çekmez.
Aydin Nizam
Uğur Demir
Ismail B. Cenk,
Tekin Balkic
Selma Altuntaş,
Murat Koç
Filiz Serin,
Nedim Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,
Ahmet Meriç
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman B.
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
Aynur Balkaya
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
M. Oktay
Kemal Aktas
Yelda tekinoglu
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız
Murat Çetindal
Ali OkyarMusa Tekin
Aslı Birdal
Nazmi Doğan
İnci Gür
L. Okar
Mustafa Karkaya
Omer Aytac
Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız
Murat Nidar
şemsi Kaya
Ayten Ekşi,
Eda leman
nermin ışıl
D. Polat
Kadir Erdem
Serdar OKTAY
Mehmet Özdemir
Mustafa Erkan
Nuri AKTAS
Emine AKTAS
O. Kadir Ergun
Metin Kurca
Sedat Isiklar
Filiz Bag
Kadir Baskale
Sevim Varlik
Hasan Mesut Akkaya
Necmi Guler
Erhan Isguz
Meral Okur
Bilge Okyaz.
Kemal Koç
L. Mirakoğlu
Oktay Kızılcık
Mehmet Yavuzgil
Erdal Polat
Hüsnü oktay
k. Sankay
Ahmet tekin.
Semra Kaya
Mustafa Çiçek
Kayhan Göçkaya
Erdal Solgun
Mehmet Solgun
Esra Solgun
N. Altik
Oguz Karakış
Leyla Mert
Işık mert
D. Öksüz
Erdem Yılmaz
Ayse Eltan
S. Guner
M. Deniz Ok
Mehmet İnce
Huseyin Cinar
Meltem Cinar
Berk Cinar
L. Demirkaya
Huseyin Çilek
Ayten Irmak
D. Okdere
Ali Uskan
Berdan Temiz.
H. Baskale
Murat Gülay
Esra Gülay
Mustafa Akyol
A. jale Kol
M. Kol
Tamer Oktay
Aslan Burukoglu
I. Demir
Nurettin Akdal
Uzan Kara
ismail Igdır
Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
Nuri Şen
Hasan.Y. Balci
Mehmet Yucel
***********************************************************************
 
TAKSİM’E VE ÇAMLICA’YA CAMİ İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!
 
İMZA KAMPANYASINA KATILALIM…
 
http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica
 
Çamlıca ve Taksim’e kazma vurmanıza rızamız yok, bu sizi ilgilendirmiyor mu? #Camlica – Kampanyaya İmza Ver!
Kampanyaya İmza Ver
 

“İmam”ın Kürtleri.

Pervin Buldan: ”Öcalan’ın koşulları süreç için sıkıntı yaratıyor

BDP Grup Başkanvekili Buldan, Abdullah Öcalan’ın cezaevi koşullarının süreci yönetme konusunda sıkıntı yarattığını söyledi.” ….”Henüz bu paketle ilgili bize iletilen resmi bir şey yok. Bu paketin, demokratikleşme paketinin içerisinde neler var bunları bilmiyoruz. Ama ümit ediyoruz ki olumlu şeyler var” şeklinde konuştu. (Kaynak : Radikal)
Sözde Kürtlerin temsilcileri diye piyasaya sürülen, tek düşündükleri, Kürtlerin başına bela kesilen, Kürt diktatörü rolündeki bir şahsın kişisel çıkarlarını savunmaktan başka bir amaçları olmayan bu sözde vekiller ne yazık ki ”paket ” dedikleri şeyin neyi kapsadığını hala bilmiyorlar! Diktacıya kuyrukçulukta sıraya giren, sözde seçimle gelmiş bu insanlardan daha büyük bir rezalet beklenemezdi. ”süreç” diyorlar, ne olduğunu bilmiyorlar. MİT ve özel harp elemanlarınca detayına kadar bunlar adına hazırlanmış, ama zavallılara henüz iletilme zahmetinde bulunulmamış!. Önce M. Kemal hayranlığını, şimdide, yeni patronundan aldığı emir gereği, ”İslam bayrağı altında, Erdoğan’ın başkanlığı altında birleşelim” diyerek yeni stratejiyi dikteleyen, dolayısıyla Kürtleri 100 yıl daha esaret zincirine bağlamaya çalışan bir şahsın kişisel çıkarlarını bütün Kürtlerin menfaatlerinden daha yüksek tutan bu yalakalar için, o pakette ne yazıldığı hiç önemli değil! Diktatör onlar adına düşünmüş ve kararı da o vermiştir.
”…TC hükümet üyelerine sunulan istihbarat raporlarında KCK’daki revizyonun tamamen Abdullah Öcalan’ın bilgisi dahilinde yapıldığı kaydedildi. Raporlara göre, revizyon hakkında BDP heyetlerine şifahen, örgüt yönetimine ise Kandil’e yazılan mektup ile haber verildi. Yani KCK yönetimindeki revizyonun tamamı Öcalan’ın kontrolünde gerçekleştirildi. Devlet ise revizyondan henüz KCK’ya talimat ulaştırılmadan haberdar oldu ve konuyla ilgili olarak hükümet üyelerine uyarıda bulundu.” (Kaynak: Taraf gazetesi)
Yani burada Kürt lideri diye lanse edilen A. Öcalan önce MİT ve diğer Kürt düşmanı politik askeri güçlerle oturup, ”Kürt örgütü” diye kitlelere zorla dayatılan bir oluşumun yapısını, kimin nereye ve nasıl yerleşetireceğinin detaylarını, bir bütün olarak bu örgütün taktik ve stratejisini, önce onlarla kararlaştırıyor ve TC devletinin onayını aldıktan sonra yine MİT kuryeleri vasıtasıyla, sözde TC ‘yi yıkacak Kandil’deki militanlara iletiyor!

Bu olay dünya tarihinde şimdiye kadar hiç görülmedi ve sonunda Kürtler’e nasip oldu!

Böylece, bu devlet, sözde düşman saydığı bir örgütü kendisi yönetiyor ve Kürt toplumu da düşmanlarınca manipüle ediliyor. Burada görülen şey, Abdullah Öcalan’ın gerçek kimliğinin yeniden su üstüne çıkmasından başka bir şey değildir.
”PKK liderinin eli güçlendi

Revizyon ile birlikte Öcalan’ın hem çözüm sürecini hem de örgütü eskisinden daha iyi kontrol edebilmesi anlamında eli güçlendi. Bu doğrultuda yapılan revizyon ile hükümete, örgüte, Suriye’ye ve İran’a doğrudan mesaj verilmiş oldu. İstihbarat birimlerine göre, revizyonun kodları ve Öcalan’ın verdiği mesajlar şöyle:…” (Taraf)
Öcalan’ın verdiği mesajlar tabii ki Kürtler’i tehditten başka bir şey değildir. Yani, Ortadoğu coğrafyasında gelişen yeni durumu kontrol etmek ve Kürtler’in olası bir başarısını engellemek için, devletin planladığı A. Öcalan kartının daha da net oynanması, etkisinin artırılması için serbest bırakılması senaryosundan başka bir şey değildir.
Yoksa burada Kürtler’e verilecek hiç bir kemik kırıntısı yoktur. Şu ana kadar verilen olmadığı gibi, bundan sonra da hiç bir şey verilmeyecektir. TC’ nin aniden böyle bir tiyatro oyununa başvurması, Suriye ve Irak Kürtlerinin başarılarına set çekmeyi hedefleyen bir komplodan başka bir şey değildir. MİT’in KCK örgütlenmesini bizzat yönetmesi, Abdullan Öcalan’ın bir kaç İmralı görüşmesi dışında MİT karargahında bir büroda aktif olarak çalışması, durumun vahametini göstermektedir!
AKP-_PKK komplosu, devlet kontrolünde başarıyla uygulanıyor. Bu olay öncekiler gibi, Kürtlerin kesinlikle iradesi dışındadır. Görünürde Kürt görünen unsurların, BDP’ li bazı gönüllülerin iradesi varmış gibi gösterilsede, bunlar da bu ihanete alet edilerek, kukla olarak kullanılılarak, Kürtlerin yüzyılların baskı ve zulüm sürecinden kurtulamamaları sürecine katkıları sağlanıyor. Bu sürecin, A. Öcalan tarafından başlatıldığı söylendi. Hem de ne zaman. Kürt halkının Hakkari’da kitlesel savaşı başlattığını ve “Kurtarılmış Bölge” stratejisini izlediğini açıkladığı, bunun pratiğini yaşamakta olduğu bir dönemde yaptı. Yani devlet, bazı yerel Kürt guruplarının kitlesel herekete geçtiğini görünce, kuklalarının kontrolünün tehlikeye girdiğini gördü ve hemen harekete geçti.
A. Öcalan, eski patronu Militarist Kemalist kanadın zayıfladığını görünce, ondan uzaklaşarak, İstihbarat ve polis gücünü ele geçiren Dinci AKP ile çalışmaya karar verdi. Solcu kılığına sokulan marksist Abdullah, temiz bir Müslüman olup çıktı! PKK’nın devlet tarafından nasıl projelendirildiğini, devlet adına neler yaptığını, bölge devletleriyle ve dünyadaki değişik istihbarat örgütleriyle ilişkilerini, 1999’da yakalandığı zaman Ergenekon’a konuştuklarının hepsini AKP’ye aktaran Öcalan bundan böyle de AK Parti’nin yönettiği devlete her yanıyla hizmet edeceği konusunda, hükümet ve MİT yetkililerini ikna etti. Özel Yetkili Savcılardan Sadrettin Sarıkaya, MİT’in şimdiki müşteşarı Hakan Fidan, bir önceki müsteşarı Emre Taner, bir önceki müsteşar yardımcısı Afet Güneş ile iki yardımcısını KCK’yi örgütleyip ve yönettiklerini, İmralı ile Kandil arasındaki kominikasyonda kullanılan bütün MİT elemanlarını belgeledi, akabinde tasfiye edildi. Kürt ulusal hareketini yok etmeye yönelik plan doğrultusunda yürütülen AKP-MİT ile KCK arasındaki görüşmelerin detayı, bütün konuşulanların kayıtları böylece ikinci bir gücün elinde mevcuttur. Kozmik odadan alınan ve Özel güçler listesinde adı bulunanların arasında hangi PKK yöneticileri mevcuttur!? Toplantılara katılan MİT elemanlarının son derece kısıtlı, hatta bir kaç önemsiz ve kamufüleye yönelik hareketin dışında, bütün toplantıları müsteşar ile sınırlandırması, devlet sırrı denilen, A. öcalan’ın esas kimliğini deşifreye yol açacak rizikolardan kaçınmak içindir.

AKP’ de aslında Kemalistlerin yarattığı projeyi yeni koşullarda geliştirmeye, kullanmaya karar verdi.

Kürt ulusunun kendi kaderini Öcalan/MİT iradesi ve sözleşmesiyle sınırlandıran AKP, Kemalistler gibi, Kürt’leri PKK’yı kullanarak yok etmek istiyor.
AKP _PKK itifakı süreçten neyi kastediyor?  Senaryoya karar verenlerin, devletin karanlık figürleri olan Öcalan/MİT (Hakan Fidan) olması bir kere feci şekilde kendisini sırıtıyor. Esasen bu, devletin Kürtleri kandırmak için, 2 elemanla ve BDP kuklası kullanarak 3 lü gibi gösterdiği, klasik 3 maymun oyundur. Öcalan’ın emirlerini yerine getirmek zorunda kalan esir ruhlu insanların buraya yamalanması gerçeği değiştiremiyor. Bu kuyrukçuluklarından dolayı da, Ankara’da verilen emir üzerine hemen ihanet konferansını gerçekleştirdiler. Bu konferansı da “demokrasi” şöleni olarak lanse ettiler. Oysa ortada olan, dikte ettirilen bir işin hamallığıydı. Bu konferanslardan birinin de Diyarbakır’da yapılacağı emredilmiş. BDP bunu da yapmak zorunda. MİT’ çi Öcalan’ın taşıyıcısı ve taşeronu örgütü de Kürtler’e ihanet etmekten geri kalmıyor.. 

Biliniyor ki Türkiye’de taşeronun da taşeronları var. BDP, Öcalan/Hakan Fidan Taşeronu. İsmi geçen örgütler de BDP’nin doğrudan ve dolaylı olarak da Öcalan’ın taşeronları oluyorlar.

Öcalan’ın Newroz’da yaptığı açıklamada, Misak-i Milinin tesisi için çalışılması gerektiği, bunun için de tüm Kürtler arasında “Türkiye’ye bağlılık ve birleşme kongresi” yapılmasını önermesi, bu cahillere bir şey anlatmıyor!!

AKP-MİT’in süreç dedikleri şey, özel harp dairesince planlanan ve Öcalan’a dikte ettirilen “çerçeve anlayışı”, yani yüzyıllarca esir olarak yaşamak ve TC için bedavadan savaşıp petrol alanlarının işgali için milyonlarca Kürd’ü kırdırıp eski Osmanlı yağmacılığını yeniden canlandırmaktır. Türk Devleti’nin yağma talan stratejisini, İslamcı Türk ulusçu Kemalist/Ve diğerleri, Üniter, işgalci karakterinin devam etmesinin destekçiliğini yapmak ve teorisini derinleştirmektir. 

PKK_AKP planı bu haliyle,  Kürt ulusunun da diğer dünya ulusları gibi özgür iradesiyle kendi geleceğini tayin etmesinin önüne geçmeyi hedeflemektedir. Bu planlar, Kürtlerin hükümranlık, egemenlik, iktidar hakkını ötelemek ve engellemektir ve Kürtlerin ulusal kolektif haklarının gaspının devamını sağlamaktır.
Kürtlerin başına sarılan en büyük bela, işte bu Kürt kılığı altında, onları yoketmek için, düşmanlarınca hazırlanan senaryolardır.
Dünya’da hiç bir örgüt, böylesine bir cezaevinden, kuş uçurtulmayan bir yerden yönetilemez. Devletin resmi örgütlerince, gizli servislerince yönetilen, adına PKK denilen bu örgüt, 13 yıldan beri, dıştan dayatmalarla seçilen yeni bir taktikle, ”Cezaevinde, esir düşmüş kahraman rolünde bir lider kisvesine büründürülmüş, A. Öcalan, özel harpçiler, askeri istihbarat ve MİT tarafından, Kürtler’in en iyi nasıl pasifize edileceklerine yönelik stratejilerin hayata geçirilmesinde kullanılan basit bir araçtan başka bir şey değildir. Çünkü KCK’nın MİT tarafından kurulup yönetildiği ortaya çıktı. Yani devlet sırrı artık yok!
Örneğin, Diyarbakır’da sırtında patlayıcılarla Emniyete girmeye çalışırken yakalanan KCK elemanı MİT üyesi çıktı…

İstanbul’da otobüse molotof atarak Serap Eser adlı genç kızın ölmesine yol açan ve yakalanan KCK’lı MİT elemanı çıktı… (Bu olay nedeniyle, o dönemde devletçe büyük ırkçı gösteriler düzenlendi.)

Van”da PKK kırsalı için eleman toplayıp dağa gönderen ve 20 kişinin örgüte katılmasını sağlayan KCK”lı MİT elemanı, Bu gençlerin daha sonra 16 pusuya düşürelerek öldürüldü…. 

İstanbul”da Emniyet Amiri Semih Balaban”ın vurulduğu Devrimci Karargâh operasyonunda ölü ele geçirilen Orhan Yılmazkaya”nın Kandil”e geçişini sağlayan kişi MİT”le bağlantılı… Mersin”de onlarca eylemin tertipleyicisi olan ve pek çok terör eylemine karışan KCK sorumlusu MİT elemanı… (Kaynak Gültekin Avcı, Bugün Gazetesi,). İstanbul Güngören’de PKK kılığında kalabalığın yoğun olduğu yere bomba koyanlar MİT elemanı çıktı. Liste saynmakla bitmiyor, bunlar sadece Fil’de sinek ve bazı savcıların kendi alanında tesadüfen rastladıkları, son bir kaç yılda geçen olaylar küçük olaylar. Fakat bu kadarının bile ortaya çıkmasına MİT , BDP öfkelendiler… Demek ki bu ortak bir sır… Liste tam olarak ortaya çıksa kimbilir ne depremler olacak…

Ama bu durumun açığa çıkmasına en çok da hükümet öfkelendi. Neden acaba?

KCK örgütlenmesi tabii ki PKK gibi, derin devletin eseriydi ve KCK eliyle düzenlenen bir dizi provokatif eylemle, iktidar dalaşı devam ediyordu. Ama şimdi iktidar tamamıyla AKP eline geçtiğine göre, MİT’e atadığı üst düzey kadrolarla KCK’iyi de önemli derecede kontrolu altına aldı ve tek yol, onu kendi çıkarları için kullanmak olacaktı.

Öte yandan takke düşmüş, kel görünmüştür. Bunlar „komplo teorisi“ diye nitelenemez. Mızrak artık çuvala sığmıyor. PKK’yı, HPG’yi ve tüm ötekileri bağrında toplayan KCK’nın bir devlet projesi olduğu, MİT tarafından yönetildiği ayan beyan ortada şimdi.

Suriye olaylarından önce, TC’nin iç işlerini ayarlamalarda, halk hareketlerinin susturulmasında, asker sivil güçlerin iktidar dalaşmalarında kullanılan PKK, Özel harp dairesini ele geçiren AKP tarafından kendi kontrollerine alındı, yani el değiştirdi. Bazı liderleri, ”gizli tanık” rolünde mahkemelerde görev aldılar. A. Öcalan, daha önce, askeriyenin taptığı Kemalistlik hayranlığını dile getiriken, şimdi, yeni patronundan aldığı emir gereği, ”İslam bayrağı altında, Erdoğan’ın başkanlığı altında birleşelim” diyerek PKK’nin yeni stratejisini belirledi. AKP ile yapılan anlaşmaya göre, Ordunun kırmızı çizgilerine göre, PKK kontralarına dokunulmayacaktı. 40 000 Kürd’ün ölümünden sorumlu özel harb’in Kürdistan koluna asla dokunulmayacaktı ve olan da oldu. Bunlar, ”geri çekilme” adı altında başka alanlara kaydırılarak yeni görevler aldılar.

Sevgi ve Saygılarla
Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

———————————————————————-
Esin Duran,
Selda Suner,
N. Gök,
Ferdi koçkar
Yeliz seren
Pelin Moda,
Bedri Engin,
Nazmi Dogan,
Sevda Suner
Sezer Aşkın,
H. Datvan,
Salih Demir,
Nizamettin Duran
A. Demir
Melahat Baykara,
ismail çekmez.
Aydin Nizam
Uğur Demir
Ismail B. Cenk,
Tekin Balkic
Selma Altuntaş,
Murat Koç
Filiz Serin,
Nedim Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,
Erdal Cömert
Ismail Bulak
Ahmet Meriç
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman B.
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
Aynur Balkaya
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
M. Oktay
Kemal Aktas
Yelda tekinoglu
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız
Murat Çetindal
Ali OkyarMusa Tekin
Aslı Birdal
Nazmi Doğan
İnci Gür
L. Okar
Mustafa Karkaya
Omer Aytac
Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız
Murat Nidar
şemsi Kaya
Ayten Ekşi,
Eda leman
nermin ışıl
D. Polat
Kadir Erdem
Serdar OKTAY
Mehmet Özdemir
Mustafa Erkan
Nuri AKTAS
Emine AKTAS
O. Kadir Ergun
Metin Kurca
Sedat Isiklar
Filiz Bag
Kadir Baskale
Sevim Varlik
Hasan Mesut Akkaya
Necmi Guler
Erhan Isguz
Meral Okur
Bilge Okyaz.
Kemal Koç
L. Mirakoğlu
Oktay Kızılcık
Mehmet Yavuzgil
Erdal Polat
Hüsnü oktay
k. Sankay
Ahmet tekin.
Semra Kaya
Mustafa Çiçek
Kayhan Göçkaya
Erdal Solgun
Mehmet Solgun
Esra Solgun
N. Altik
Oguz Karakış
Leyla Mert
Işık mert
D. Öksüz
Erdem Yılmaz
Ayse Eltan
S. Guner
M. Deniz Ok
Mehmet İnce
Huseyin Cinar
Meltem Cinar
Berk Cinar
L. Demirkaya
Huseyin Çilek
Ayten Irmak
D. Okdere
Ali Uskan
Berdan Temiz.
H. Baskale
Murat Gülay
Esra Gülay
Mustafa Akyol
A. jale Kol
M. Kol
Tamer Oktay
Aslan Burukoglu
I. Demir
Nurettin Akdal
Uzan Kara
ismail Igdır
Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
Nuri Şen
Hasan.Y. Balci
Mehmet Yucel
İsmet C. Koray
salih Söğütlü
Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
Ali Dem. Sarahoğlu
***********************************************************************

TAKSİM’E VE ÇAMLICA’YA CAMİ İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!

İMZA KAMPANYASINA KATILALIM… 
http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica

Çamlıca ve Taksim’e kazma vurmanıza rızamız yok, bu sizi ilgilendirmiyor mu? #Camlica – Kampanyaya İmza Ver!
Kampanyaya İmza Ver

“İmam” ın polisleri

Bu günlerde Taksim olayları çerçevesinde, toplu tutuklamalar ve sistemli işkenceler yeniden gündeme oturdu. Polis devleti kuran AKP’nin şahinleri, pala, çivili sopa ve satırlarla sokak ortasında insan avlayanlara sahip çıkarak kendi koydukları hukuku da rafa kaldırdılar!
AKP, hedeflediği İslam rejimini gerçekleştirebilmek için, karşı çıkanları bastırmada karşılaştığı engelleri atlatabilmek için baskının dozajını yükseltmede kararlı görünüyor…AKP rejimince sıklıkla başvurulan kimyasal gaz silahı tamamen keyfi bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Buna parallel olarak yine son dönemlerde cezaevlerinde gerçekleştirilen işkence ve kötü muamele uygulamalarında da belirgin bir artış gözleniyor…Cuntacıların iktidarlarını sağlamlaştırmak için ilk yol olarak denedikleri sistemli işkencenin kaçınılmazlığı, lokal ve ya münferit baskının yetersizliği konusunda ki beyanlar, AKP yöneticilerinin dil sürçmeleri değil artık!. Türkiyedeki değişikliklerin çoğu kağıt üzerindedir. AKP’ ye güvenmek, şeytana kanmaktır! Süreç adı altında AKP’ye güvenen Kürtler’e daha fazla işkence ve zulüm için yüzlerce yeni işkencehanenin(karakol adı altında) kurulması kararını veren AKP dir. Sözde işkenceye karşı çıkarılan kanunların tümü işkenceleri daha kolay yapmak için çıkarılmıştır. On yıllardan beri işkencecilik yapan bütün polisler, uzmanlar, subaylar, MIT elemanları henüz görev başındadır. Ve işkence yaptıkları için o mevkilere gelmişlerdir. Soruşturma merkezleri, işkenceler hapishaneler bunlardan sorumludur, AKP hükümeti varlığını bu yapılanmayla devam ettiriyor. 

Türkiyede askeri darbelerden bağımsız, tarihsel olarak sistemli bir şekilde işkence yapılmaktadır. Osmanlı geleneğinden kalan bir kültürdür bu!Öyleki Türkiye’nin yetişkin nüfusu 60 milyon kişiyse; 18 milyonu kesinlikle işkence görmüştür! Türk devleti işkence ve soykırımlarla kurulmuş, devamlılığı ise bunsuz olamıyor.

KASAP SATIRI, PALA, ÇİVİLİ SOPA VE KİMYASAL GAZLARLA İSLAM REJİMİ KURMAK !

Anadolu insanına yapılagelen işkence ve zulüm, Türk islam sentezinden ilham almaktadır. İşkence bu sistemin ruhudur. Buradaki ruh, devletin ruhudur. Devlet ve siyaset adamı ölçeğinde, işkenceye arka çıkmak, işkenceyi savunmak konusunda Türkiye’nin kötü sicili böylece devam ediyor.
Erdoğan, ”O emri polise ben verdim” diyerek, Türk polisinin eylemlerine kesinlikle sahip çıkarak, devlet politikasının aynen devam edeceğini bir kez daha vurguladı.
Ve barbarlık ve vahşet! 
Türkiyede tutuklanan insanlara korkunç biçimlerde işkence uygulanıyor. AKP polisi, sokakta gezenleri bile muhalif zanederek anında dayağa çekiyor, dayak yiyenler korkudan suç duyurusu yapamıyor, rejime karşı çıkanlaraın, eleştirenlerin, ona ateş püskürenlerin, işkence gördükten sonra tersine dönmeleri, ”işkence görmedik, çok rahatız“ diye konuşmaları, Türkiyede işkencenin olmadığının değil, olduğunun delilidir. feci bir korku piskolojisi ile terör estiren AKP polisi, bırakın devlete karşı olan kişilere, futbol seyircilerine kameralar karşısında, sistemli bir şekilde aynı işkenceleri yapmaktan çekinmiyor. Türk polisinin vahşi görüntüsünü televizyonlarda izlemek, günlük doğal olaylardan artık.
Başbakan desteğinde milyonlarca insana işkence yapan resmi görevliyi düşünün, bunlar yıllarca insanlara işkence yaparak sadistleşmiş, psikopatlaşmış manyaklaşmıştır. İşkence yapmadan yaşamaları, onlar için çok zordur. Zira işkence bir bağımlılık yaratır. 

MEHTER MARŞLARI, BAYRAK TÜRBAN SİDİK YARIŞLARI
AKP rejimi, ”tek bayrak, tek millet-ırk, tek din, tek şef, tek dil” sloganlarını mehter marşları eşliğinde, resmi bayraklar ve türban sembolleri ile süslenmiş, Arapça marşlarlar çoşkuya getirilmiş yabani kitleleri manipülasyonda, öncüllerinden farklı değil…Diktacı sadist bir kabadayı görünce, ‘işte en büyük lider, en karizmalı önder budur’ diyen geri cahil insanlar, salladıkları bayrağın nerden geldiklerini bile bilmiyorlar.

R.T. Erdoğan, Taksim isyanından ders olarak İslamizasyona hız verme sonucunu çıkardı.

AKP lideri R.T. Erdoğan’ın halk hareketi karşısındaki çarpık tavırları, tutarsızlığı, beceriksizliği, kin ve kaprisi AKP’yi oluşturan bazı tarikatları çözülme sürecine soktu. Bölünme ve dağılmanın somut şartları, Erdoğan’ın betonlaşmaya başlayan tavırları sayesinde kaçınılmazdır. Son zamanlarda okullara, askeri kışlalara gönderilen, tarikat propagandası içeren genelgelerle Sunni devlet yapılanmasını hızlandıran AKP, ideolojik politik dayatmasını ağırlaştırdı. Toplumu geriye götürmek, dönüştürmek kolay olmadığı için yeni ayaklanmalar kaçınılmazdır. Arap yeşil sermayesinin localarınca yönetilen ve bir cemaat- tarikat koalisyonu olan AKP’ nin yapılanması son Taksim isyanı ile daha fazla belirginleşti. Sunni dinci tarikat çetelerinin polis ve MİT’ e hakim olma alanında hala rekabet ettikleri, aralarında ki dalaşmanın bitmediği ve daha güçlü bir isyanla dağılabilecekleri ortaya çıktı.

 “GENÇLİĞE GELENEKLERİ ÖĞRETEMEDİK”

”Gençliği biz seviyoruz. Biz bu gençliğe geleneklerini öğretemedik. Burada hatamız var. Geleneğini bilmeyen genç geleceğini bulamaz. Sıkıntı burada bunu başartmamız lazım. Gelenekten geleceği bir yürüyüşü hep birlikte başarmamız lazım. Gezi olayları için Meclis’te araştırma komisyonu kurulması için harekete geçtik. İnşallah meclis boyutuyla da Gezi olaylarının içyüzünü ortaya çıkartacağız.” diyerek yeniden formasyonun dozunu artırmanın zorunluluğunu vurguladı. Gelenek dediği, genellikle Arap Bedevilerinin çölde edindikleri kötü alışkanlıklar, Muhamet’in Arap ulusu kurmak için uydurduğu hikayeler, başka halkların yaşam alanlarına yönelik saldırıları teorize eden ideolojik temmelerdir. Daha önceleri sadece, çoğalın, ne yapın ne edin son hızla çoğalın, 2071 de orayı burayı feth edeceğiz, imasını veren Erdoğan, son hızla üretilip soakaklara atılan çocukların İslamize ediliş hızında hatalar yapıldığı sonucunu, Taksim direnişinden çıkartılacak tek sonuç olarak algılıyor!
AKP devletinin Sunni Irkçı yapılanması daha fazla insanı tedirgin etmeya başladı. 1980 lerin Askeri Anayasasının zorla, sunni Türk islam ideolojisi temelinde, diğer halk ve kültürleri yok etme sürecini devam ettiren AKP arta kalan son gurupları da asimileye hız verdi. İşte bu yeni resmi Türk İslam ideolojisine karşı durma her zamanki gibi gözaltı, tutuklanma ve işkence gerekçesidir. Karşi duranları fiziki imhaya tabi tutan Sunnici ırkçı,kafatasçı AKP son Taksim olayında olduğu gibi karşı çıkma cesareti gösterenleri insanlık dışı işkencelerden geçiriyor. 

AKP’nin ‘Acil Eylem Planı’ kapsamında gerçekleştirmek istediği tüm projeler aslında çağdağlaşmayı engelleyecek, sosyal hakların budandığı, tek şefliğe dayanan polis rejiminin “arka bahçe”de kurgulanmış ideolojik yönelimlerini oluşturan parçalardır.
AKP propogandasına göre, Erdoğan büyük bir önderdir, karizmasının eşi TC tarihinde görülmemiştir. İslamci ırkçı propogandaya göre, Erdoğan ekonomiyi düzeltmiş, PKK yi de ikna ederek terörü bitirmiştir.
Burada birincil olarak, düzeltilmiş, büyütülmüş görünen ekonominin tamamen dışa bağımlı bir balon ekonomisi olduğunu vurgulamak gerekir. Bu türden iplikli ekonomiler daha önce Irak, Yunanistan, Arjantin, Şili gibi ülkelerde denendi. İpler başkalarının ellerinde olduğu için her defasında kolaylıkla dipe vuruldular. Erdoğan’ın dışa bağımlı kof ekonomi kahramanlığı ucuz bir kahramanlıktır. Sunni islamın başını çeken Arap kral-şeyh tayfasının tefecilik sistemince pompalanan dolarlar eroin şırıngası etkisini göstermekten ileri gidemez.
Kendisini Osmanlı devamı gören Erdoğan kliği Avrupa ve diğer batılı ülkeleri ideolojik-kültürel alanda düşman olarak görmeye devam ettiğini açıkça beyan etti. Nakşi tarikatçılığı, Milli görüş propogandası Makyavelizmle ve Militarizmle birleşerek serseri mayın gibi ne tarafa gidileceğini tamamıyla muğlaklaştırdı. Hem Avrupa düşmanlığı yapmak, hemde üyelik için bir bakanlık kurup çırpınıp durmak, Kürtler’in lideri diye cezaevinden seçilmemiş birisini muhatap almak, arkasından terörist başı diye miting alanlarında bağırıp çapırmak, gizli servis elemanları vasıtası ile kanunsuz belgesiz antlaşmalar yapıp, akabinde yapılan planların hiç birine imza atmamak, arkasından hiç bir şeyden haberi yokmuş gibi davranıp tekrar başa dönmek, bu türden birsürü feci tutarsızlık ve tezatlar içinde boğulmak, Erdoğan için ”güvenilmez” imagosunu yarattı. Şimdi artık bir gurup Sunni devlet lideri dışında hiçbir devlet Erdoğan’ı ciddiye almıyor.
Sunni Müslümanların, Hisristiyanlarla beraber yaşadıkları Bosna, Makedonya, Kazakistan, Sudan, Mısır,Arnavutluk benzeri ülkelere gidip orada, en az 5 çocuk yapın diyerek Sunni islamcı nüfus patlamalarını kışkırtmak, oralarda baş gösteren çelişki ve savaşları derinleştirmek, Erdoğan’ı daha önce bu kadar deşifre etmemişti. Daha önce sahtekarlıkla bazı salon sosyalistlerini kandırıp arakasına alan büyük hünkarımız, neden çok çocuk yapın dediğini de böylelikle bir kez daha açığa serdi.
Taksim isyanı, totaliter yeni Osmanlıcı, 1980 darbesinden devralıp “muhafaza” ettiği tüm eski engelleri ve yeni inşa ettiği tekadamcı totaliter rejimi, teste tâbi tuttu ve bunun zaman içinde tamamen tasfiye edileceği gerçeğini ortaya koydu. 
Değişecek kurumlar, devletin tüm organları, polis ve askeri mekanizma, insanlık düşmanı Diyaneti, sayabiliriz. Geçmişte Türkiye’nin ayağına bağ olan tüm siyasi yapılanma türlerinin, bürokratik yapılanmaların ve eski ideolojilerin aşılacağı gerçeği ufukta görünüyor.
Geçmişten gelen ve insanlara sığınılacak liman olan eski ideolojilere gerek duyulmayacağı bir atmosfere doğru yol alıyor Türkiye. İnsanlar eskiden sığındıkları bu ideolojilerin ve kimliklerin, artık kendilerine ayak bağı olduğunu daha iyi anlayabilirler. 
Sevgi ve Saygılarla
Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

———————————————————————-
Esin Duran,
Selda Suner,
N. Gök,
Ferdi koçkar
Yeliz seren
Pelin Moda,
Bedri Engin,
Nazmi Dogan,
Sevda Suner
Sezer Aşkın,
H. Datvan,
Salih Demir,
Nizamettin Duran
A. Demir
Melahat Baykara,
ismail çekmez.
Aydin Nizam
Uğur Demir
Ismail B. Cenk,
Tekin Balkic
Selma Altuntaş,
Murat Koç
Filiz Serin,
Nedim Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,
Erdal Cömert
Ismail Bulak
Ahmet Meriç
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman B.
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
Aynur Balkaya
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
M. Oktay
Kemal Aktas
Yelda tekinoglu
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız
Murat Çetindal
Ali OkyarMusa Tekin
Aslı Birdal
Nazmi Doğan
İnci Gür
L. Okar
Mustafa Karkaya
Omer Aytac
Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız
Murat Nidar
şemsi Kaya
Ayten Ekşi,
Eda leman
nermin ışıl
D. Polat
Kadir Erdem
Serdar OKTAY
Mehmet Özdemir
Mustafa Erkan
Nuri AKTAS
Emine AKTAS
O. Kadir Ergun
Metin Kurca
Sedat Isiklar
Filiz Bag
Kadir Baskale
Sevim Varlik
Hasan Mesut Akkaya
Necmi Guler
Erhan Isguz
Meral Okur
Bilge Okyaz.
Kemal Koç
L. Mirakoğlu
Oktay Kızılcık
Mehmet Yavuzgil
Erdal Polat
Hüsnü oktay
k. Sankay
Ahmet tekin.
Semra Kaya
Mustafa Çiçek
Kayhan Göçkaya
Erdal Solgun
Mehmet Solgun
Esra Solgun
N. Altik
Oguz Karakış
Leyla Mert
Işık mert
D. Öksüz
Erdem Yılmaz
Ayse Eltan
S. Guner
M. Deniz Ok
Mehmet İnce
Huseyin Cinar
Meltem Cinar
Berk Cinar
L. Demirkaya
Huseyin Çilek
Ayten Irmak
D. Okdere
Ali Uskan
Berdan Temiz.
H. Baskale
Murat Gülay
Esra Gülay
Mustafa Akyol
A. jale Kol
M. Kol
Tamer Oktay
Aslan Burukoglu
I. Demir
Nurettin Akdal
Uzan Kara
ismail Igdır
Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
Nuri Şen
Hasan.Y. Balci
Mehmet Yucel
İsmet C. Koray
sali
Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
***********************************************************************
 
TAKSİM’E VE ÇAMLICA’YA CAMİ İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!
 
İMZA KAMPANYASINA KATILALIM…
 
http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica
 
Çamlıca ve Taksim’e kazma vurmanıza rızamız yok, bu sizi ilgilendirmiyor mu? #Camlica – Kampanyaya İmza Ver!
Kampanyaya İmza Ver