ALBAYLAR DARBESİ!

Şalvarı şaltak Osmanlı

Eyeri kaltak Osmanlı
Ekende yok biçende yok
Yiyende ortak Osmanlı
 

R.T. ERDOĞAN’IN VESAYET REJİMİNDE YEDİRME(ME) HALET-İ RUHİYESİ!

 

Mezhep, cemaat, tarikat, kabile ve zümre piskolojisine seslenerek, “seni marjinal gruplara yedirmem” diyen  Recep Tayyip Erdoğan, bu türden ”yedirmeme” söylemlerini, bir zamanlar seçim öncesi beyaz eşya dağıtan Tunceli Valisi için kullanmıştı, …”Valimizi Baykal’a yedirmem” demişti ve şimdi aynı Erdoğan kendisi için: “Baktılar büyük geldi; dişlerini geçiremiyorlar… Valilerimize, kaymakamlarımıza, polisimize hırlamaya başladılar…,” Erdoğan, MİT’çi ‘Hakan Fidan’ı yedirmem’, derken, AKP li Akdoğan; “Tayyip Erdoğan’ı kimseye yedirtmeyiz. Yüzyılda çıkan bir liderdir Başbakan. Dönüştürücü, karizmatik liderliği ile. Şu anda böyle başka bir lider de yoktur….” diyerek, AKP’de yaygınlaşan bu ilkel kabile mentalitesinin sistematik hale dönüştüğünü ortaya koydu.

Psikolojik harekatın bir parçası olarak kullanılan bu türden propogandalar tamamen kendi insanları üzerinde etki kurmak ve toplumu mezhep, cemaat, zümre vesayetine entegreye yöneliktir. 

Erdoğan’ın, kendisine bağlı olan subayları bile takibe tabii tutması, Sunni mezhepten ve dinci olmadığı bilinen, General olmayan alt rutbeli subayların ailelerinin telefonlarını bile dinlettirmesi, sorunun boyutunu yansıtıyor. Belli ki MİT’in verdiği raporlar, olası bir darbenin ”alt rutbellilerden” geleceği yönündedir.

Sivil diye lanse edilen MİT başkanı ne zamana kadar Erdoğan’a sadık kalacak? Mursi’nin ki Hakan Fidan’dan daha fazla sivil görünüyordu!

”.. Hakan Fidan 1986 yılında, henüz 18 yaşında iken astsubay olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) girdi. Dış Politika ve İstihbarat’la ilgili yüksek lisans tezini yazdığı 1999 senesinde halen orduda görev yapıyordu. İstihbarat meseleleriyle bilimsel olarak o dönemde ilgilendiği düşünüldüğünde bugün, ilgi ve uzmanlık alanına uygun bir kariyere ulaştığı daha iyi anlaşılır.
Astsubaylıktan gelme bir eski ordu mensubunun, askerin geçmişteki ağırlığından ötürü generaller tarafından yönetilmiş MİT’in başına getirilmesi planlıdır.

Fidan, lisans eğitimini University of Maryland University College’da yönetim ve siyaset bilimi eğitimi alarak yaptı. TSK’da iken Almanya’daki NATO Süratli Reaksiyon Kolordusu Karargahı’nda bulundu. Burası çok ilginç, buraya gizli sevislerin en önemli unsurları uğrayabiliyor! Türkiye’yi 11 yıldır yöneten AK Parti’nin kurulduğu sene TSK’daki görevinden taktiksel anlamda ayrıldı. Ordudan ayrıldıktan sonra Avustralya’nın Ankara Büyükelçiliği’nde siyasi ve ekonomik danışman olarak görev yaptı. Bu noktadan sonra, maskeleme ve araziye uyma yeni bir sürece girdi… Hakan Fidan, tabii ki asker olarak doğdu, sonradan değişen şartlara bağlı olarak kıyafeti yeni arazilere uyduruldu” Asker doğmamışsan ve yabancı ülkelerde envay çeşit testlerden geçmemişsen seni bu türden mevkilere asla getirtmezler.

”Her Türk asker doğar, Türkler asker ve çiftçidir: K. Evren 1982”’

YALÇINKAYA: ASKER MİLLETİZ

Yozgat İl Jandarma Garnizon Komutanı Albay Recep Yalçınkaya, törende yaptığı konuşmada, askerlik vazifesinin önemine değindi. Albay Yalçınkaya, Türk ulusunun, ‘asker millet’ kavramının dünyadaki yegane örneğini teşkil ettiğini vurguladı. Yalçınkaya, “Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından askerlik hizmetini yapamayıp askerlik özlemi çeken engelli vatandaşlarımıza Genel Kurmay Başkanlığımız tarafından bir gün süreli temsili askerlik yaptırma faaliyeti 2002 yılından bu tarafa Engelliler Haftası’nda icra edilmektedir. Bugün 18 kardeşimiz bu hizmeti yerine getirmek için aramızdadır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ayrılmaz bir parçası olan Türkiye Cumhuriyeti Jandarması saflarında temsili askerlik hizmetini yerine getirmek için gelen engelli vatandaşlarımız heyecan ve coşkuyla asker üniformalarını giymiş kahraman birer Mehmetçik olarak karşınızda gurur ve onurla durmaktadırlar” dedi. Engellileri bile kışkırtan güruh, ”Ilımlı Müslüman” lakabı takılan Milli Görüş militanları ile nereye kadar uyumlu kalacak?

Türkiye gibi insanı asker piskolojisi ile şartlandırılan, militarist ruhu hat safhada olan bir ülke dünya darbe rekorunu elinde tutuyor. Roma Imparatorluğundan sonra ilk darbeyi yapan Türkiye’deki Askeri yapı olmuştur. Esasen Osmanlı’yı yıkanlar, dış devletlerden ziyade bugün hala devam eden ve Tanzimat’la başlayan ve adına ”batı ruhu”, eğitimlerini Avrupa devletlerinde yapmış Jön Türkler, eski Doğu Roma’nın devamı, II Mahmut’un zulmünden kaçan ve Balkan’lara sığınan bazı Yeniçeri guruplarının soy soplarının, devşirme unsurların da katılmı ile ortaya çıkan militarist mentalitedir.

Her Türk asker doğar!

Her Türk çiftçi doğar…
Her Türk kasap doğar…
Her Türk imam doğar…

”… 48. Piyade Er Eğitim Alayı Komutanı Piyade Albay Fahrettin Dörtkol, Türk ailesinin evladını doğuştan itibaren askerliğe fikren hazırladığını ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne teslim ettiğini belirtti. Piyade Albay Dörtkol, “Bu evlatlarımız ‘Her Türk asker doğar’ özdeyişini ispatlarcasına kısa sürede askerliğe intibak ederek, aslan gibi birer Mehmetçik oldu. Ne mutlu bu aslan Mehmetçikleri yetiştiren anne ve babalara” diye konuştu. 

Türkiye darbe ihracatını başlatan ilk ülke şerefine sahiptir. Çeşitli dönemlerde çeşitli ülkelerde meydana gelen darbelere bir bakalım.

Cemal Gürsel Türkiye 1960

Georgios Papadopulos Yunanistan 1967

Saddam Hüseyin Irak 1968

Muammer Kaddafi Libya 1969

Kâbus bin Seyd El Ebu Seyd Umman 1970

Augusto Pinochet Şili 1973

Ziya ül Hak Pakistan 1978

Teodoro Obiang Nguema Ekvator Ginesi 1979

Kenan Evren Türkiye 1980

Lansana Conté Gine 1984

Blaise Compaoré Burkina Faso 1987

Zine el Abidin bin Ali Tunus 1987

Than Shwe Myanmar 1988

Ömer Hasan Ahmet el Beşir Sudan 1989

Yahya Jammeh Gambia 1994

Hamad bin Khalifa Katar 1995

Pervez Müşerref Pakistan 1999

François Bozizé Orta Afrika Cumhuriyeti 2003

Josaia Voreqe Bainimarama Fiji 2006

Muhammed Veled Abdül Aziz Moritanya 2008

Andry Rajoelina Madagaskar 2009

Roberto Micheletti Honduras 2009

Niye her Türk asker doğuyormuş? Çünkü Türk milleti farklıymış, başka milletlere benzemezmiş, ayrıca askerlik peygamber ocağıymış, Mehmetçik Muhamet’in kısaltılmış biçimi imiş!

Türkiye’deki askeri darbelerin tümü cami ile kışla arasındaki kavganın, Türk Müslüman olmayan etnik toplumların  başında patlamasıdır. AKP iktidarıyla ötekilerin kavgası kızıştığında ve AKP rejimi bu kavgayı bastıramadığında göreve kim çağrılacak? Elbette Türk ordusu…TC, Soğuk Savaş’ta, Kaçınılmaz olarak ordu NATO ordusuna dönüştü. Şimdi cahil kitleler Nato için anadan birer rezervasyon olarak doğuyor..Ordunun örgütlenmesi, eğitimi ve harbe hazırlığı Nato ordu talimnamelerinin rehberliğinde yürütülüyor. Paşalar, NATO Paşaları olmakla şeref duyuyor. Geleceğin komutan adayları olarak seçilen subaylar yabancı kışlalarında eğitimden geçirilirdikten ve denendikten sonra gerekli rutbelere gelebiliyor; silah, melbusat ve sair araç gereç ihtiyacı başka orduların savaş artığı malzemesiyle karşılanmaya devam ediliyor. Osmanlı’dan günümüze asker ağırlıklı bir toplum geleneği devam ediyor. II. Mahmud ile başlayan, Jöntürkler ve İttihadçılar ile devam eden batılılaşma hareketi Cumhuriyet dönemine kadar devam etmiş ve Cumhuriyet dönemi kadroları ile de batılılaşma hareketi ulus-devlet projesi ile birleşerek askeri zihniyet çerçevesinde politik hale getirilmiştir. Asker kendi içindeki hiyerarşik yapı bir yana, jakoben, baskıcı ve yönlendirici rol üstlenerek kendini en üste koymuştur. Geçmiş darbeler bir yana, artık günümüz gelişmeleri ve liberal aydınlanma nedeniyle askerlerin sivil siyaset üzerinde etkisini kaybettiği gibi bir durum söz konusu olsa da aslında bu sadece konjönktürel bir geri çekilmedir. Yani asker darbe geleneğinden ve siyaseti vesayet altında tutma düşüncesinden vazgeçmiş değildir.

Sivilleşme adı altında çoğunlukla emekli olmuş, vilalarında keyf çatan bazı subayların yakalanması, haklarında davalar açılması göstermeliktir…Üst düzey askerlerin ihaleleri kendi şirketlerine vererek zenginleşmeleri ve emekli olanların danışman adı altında sermaye ile olan ilişkileri devam ediyor.

Paramiliter güçler; Mit, Jitem ve Özel harp dairesi gibi kurumlar, değişen şartlara göre yeniden biçimlendirilmiş, son Taksim – Gezi eylemlerinde olduğu gibi AKP rejimi için kullanılmaya başlanmışlardır. Haziran başında özel uçaklarla batıya sevk edilen özel güçler, Ölesiye adam dövme ve işkencelerde kullanılan köy Koruyucularının dahada kuvvetlendirilmesi gelecek için yeni işaretler vermektedir.  Dolayısıyla şartlar oluşursa asker tekrar darbe geleneğine devam edecektir…

Şimdi ise Türk İslam diktatörlerinin kendi aralarındaki yağma ve iktidar çatışması, Mısır’da ki gibi beklenmedik bir anda yeni bir asker doğuracaktır…Bu tür darbeler daha acımasızdır.

Vesayet pratikte, “Reşid olmama, akıl maluliyeti, mahkumiyet ehliyeti olmayan kişilerin idaresi ve onların temsil edecek birisinin atanması” anlamına gelmektedir. Cemaat, kabile ve mezhep vesayetine geri dönülen bu aşamada, bakalım kim kimleri yiyecek.

Sunni islam diktatörlüklerinin yaşandığı Pakistan’dan, Suudi Arabistan, Yemen, Katar, Kuveyt, Mısır, Libya, Tunus vs..  Fas’a kadar bütün devletlerde rastlanan mezhep, cemaat, kabile ve zümre vesayetinin inşasına Türkiye’de de hız verildi…Görünürde demokratik olan seçimle gelen ve giden gibi gösterilen AKP rejiminde asıl iktidar hala başka güç odakların elindedir. Seçimle iş başına gelmiş iktidar güç odaklarının risk olarak gördükleri yada beğenmedikleri kararlar alırsa derhal gerekli mekanizmaları harekete geçirirler. Bazen de doğrudan müdahale etmek zorunda kalırlar. ortak yanları yapılan her şeyin ülkenin menfaatleri için olduğunu söylemeleridir. Adeta kendilerini ülkenin gerçek sahipleri olarak görürler. bunun aksini iddia etmek vatan hainliği ile eşdeğerdir.
İslam ülkelerinin çoğunda, afrika ve uzakdoğu ülkelerinde ve maalesef türkiye de vesayet rejimi için örnek olarak verilebilir.

İslam dini, kültürü tamamıyla bir vesayet kültürüdür, Müslümanlarda ki vesayet ruhu kaynağını Kuran’dan alır. Arap rejimlerinin kökten kukla vesayet karakterini taşımaları tesadüdi değildir. İslamiyetin özünde cihat ve ganimet kavramları vardır. Suriye’de savaşan Çeçen militanlarının 4 kadın hakkını savunmaları ve bunu garanti altına almak için Kürt bölgelerine de saldırmaları bu kavramların ikileme yer vermediğini gösteriyor. Yüksek bir güce bağlı olarak insanlar onun dediğini sandıklarını yaptıkları zaman günahsız olduklarını düşünürler. Dolaysıyla batılı anlamda bir ahlaktan söz edemeyiz. Örneğin Alevi ve Hiristiyan bölgelerine binlerce füze attıkları için övünürler, onları korkutmak hoşlarına gider övünürler. Bütün bu islamist hareketlerin serseri mayın misali İslam coğrafyasında dolanmalarını, çıkış arayışlarından bağımsız görmemek gerekiyor. Anılan bu hareketlerin yanlış konumlanması, doğru tutumlar için önemli veriler olarak görmek gerekiyor. Özellikle Suriye’deki iç savaş bu hareketler için turnosol işlevi görmektedir. Sunni islam diktatörlükleri  katı, tutucu inanç tüm mezhepleri temel alırlar ve islamın reforme olmasının önündeki en büyük engeli teşkil etmektedirler. Doğmatik inanç, felsefenin, bilimin İslam coğrafyasına girmesine izin vermemiştir. Bu yüzden de sosyalite, toplumsal gelişme, ekonomik büyüme, kültürel derinlik dibe vurmuştur.
Ne demiş halk türküsü eşkiya dünyaya hükümdar olmaz.

AKP ile tamamıyla bir vesayet rejimine adapte edilen Türkiye’de, yaklaşık 200 yıldan beri süregelen ikilemin yeni bir biçimi yaşanıyor: Osmanlı’da siyaset genellikle tarikat-cemaat mezhep yapılanması üzerinde yürütülürdü. 21. yüzyılda, vesayetçilik buna benzer bir şekil almaya başladı. Tarikat-cemaat, kabile ve mezhepler ipleri yeniden çekmeye başladılar. Bir dönem iktidar olmak için Askeri gücü kullanmak yeterli idi, yeniçerilerin son dönemlerinde bu bir gelenek halini almıştı.  Daha ileriki dönemlerde, özellikle Balkan savaşlarından sonra paniğe kapılan komitacı subaylar bu çizgiyi tamamıyla hakim hale getirerek 2000 li yıllara kadar başarıyla sürdürdüler…Her politika mutlaka tersini de yaratır. 1908′ lerden beri güç kaybeden Osmanlıcılar örgütlenerek, kaybettikleri alanları yeniden ele geçirdiler. Şimdi İktidarı almak için cemaatlere dayanmak gerekiyorsa ve de kendilerini ülkenin geleceğini kendi ideolojileri ve inançları doğrultusunda biçimlendirme misyonuyla donanmış gören cemaatler politik iktidar mücadelesine giriyorlarsa, orada modern alnlamda bir demokrasiden ve özgürlüklerden söz etmek güçleşir. Çünkü siyasal kadroların, yöneticilerin, iktidarların özgür iradeleri üzerinde vesayet var: bağlı oldukları ya da iktidar olabilmek için mecbur kaldıkları tarikat-cemaat vesayeti…

Cemaat, tarikat ve kabile kültürünce yönlendirilen R.T. Erdoğan’ın söylemleri bazı deli dolu Osmanli Padişahlarınkini  geride bıraktı. Erdoğan’ın  Esenboğa Havalimanı’na inerken söylediklerinden..: ”…çökersen sen çökersin borsada benim param yok. Biz spekülatörlere fırsat vermedik yarın da vermeyeceğiz. Eğer yakalarsam ümüğünüzü sıkarız.’ 

Sözde süper ekonomi yaratmış kişinin ekonomiye yaklaşım şekline bir bakın! Sanki İstanbul borsasından kendisi sorumlu değilmiş de, Kasımpaşa’da çaycılık yapıyor…Bu türden ilkel  konuşmalara Afrika’nın kabile devletlerinde bile artık rastlanmıyor! Bu kafayla hangi ekonomi düzeltilir?

Kabile kafalı Milli Görüş militanı Erdoğan:…”Fidan için, “Sır küpüm, devletin sır küpü” ifadesini kullandı.” Erdoğan devamla: ‘…Geçen sene kardeşimi (Hakan Fidan) yakalayıp içeri atacaklardı. Siyasi riskimi aldım, teslim olmaması için bütün adımları attım. Bunu da açıkça burada söylüyorum’ ifadelerini kullandı.

“Polisimi kimseye yedirmem”, polis kuvvetlerini “yürüyün koçlarım, sizi kimseye yedirmem” gazıyla tahrik eden Erdoğan, açık açık iç savaş çağrılarında bulunup, alenen yaşanan polis terörüne sahip çıktı. İşte ruhlarına işkence ve terör işlemiş vahşet ve zulüm polisi böyle ele geçirilir…

Burada sanki Kongo’da bir kabile lideri konuşuyor! MİT ve polisi ele geçirmede zorlanmayan AKP, Vesayetin sadece askeri vesayetten ibaret olmadığını, sivilleşmenin sadece militarizmden bağımsızlaşmak olmadığını, silahlı güçlerin ve istihbaratın kilit bölümlerini kontrol altına almanın alternatif bir vesayetlen de mümkün olabileceğini gösterdi.

AKP, sadece Türkiye Sunniciliğine oynamıyor, Erdoğan kendisini bütün Sunnilerin başı olarak görüyor! Suriye ve Kafkas’lardaki aşırı dinci sunni örgütler bu anlamda destekleniyor. Militarist-bürokratik vesayetten kurtulmanın özgür ve demokratik topluma doğru dev bir adım olduğundan en küçük kuşku duymadan, kişinin özgür düşünce ve eylemine sınır koyan her türlü üst iradeden, özellikle de tarikat- cemaat vesayetinden kurtulmadan demokratik bir ülkenin özgür siyasetçileri ve bireyleri olunamaz.

Üstelik günümüzde cemaatlerin uluslararası bağlantıları, hükmettikleri ağların muazzam mali kaynakları hesaba katılırsa, iktidar mücadelesinin boyutları daha iyi kavranabileceği gibi siyasetteki ağırlıklarının tek tek yurttaşlar, bireyler olarak hepimizin özgürlüğünü tehdit ettiği de daha iyi anlaşılır. Askeri mekanizmayı kontrol altına alan  AKP’nin otoriter, baskıcı, özgürlükleri yok eden yüzünü, mezhep ve tarikatların takip ettikleri çizgiden bağımsız ele almamak gerekir.

Tarikatlere dayalı dinî cemaatlerin mensupları, müridleri üzerindeki güçleri kuşkusuz laik tarikatlerle-cemaatlerle kıyaslanmayacak kadar güçlü; bu gerçeği teslim etmek gerek. Ama neresinden bakarsanız bakın, her türlü tarikat-cemaat yapısı bireyin iradesinin üstüne ipotek koyar, özgür düşünceyi kısıtlar. 

Vesayetçilik, sadece bir devletin halkı üzerinde oluşturduğu bir baskı kültürü değildir. Kimi zaman bunu bir toplum kuruluşu, bir yasadışı örgüt, bazen dini bir cemaat olabilir.

Bu tür vesayet anlayışları, değişik isimler (Örgütlenme, teşkilatlanma, veya cemaatleşme/biat) adı altında tabiileri tarafından kabul edilir. Bu tür vesayetçiliklerin toplumun içselleştirdiği vesayetçiliktir.

Bir vesayet şekli de var ki özellikler az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri yön veren vesayetçiliktir.

Soğuk savaş yıllarında uygulanan vesayetçilik anlayışı farklıydı. Ülkemizde ki darbelerin  nedeni bu vesayet anlayışı olmuştur. Elbette bunun son örneği 12 eylül 1980 darbesidir.

Akparti 2002 seçimlerinde % 34 gibi bir oranla, İslami ve muhafazakar oyları alarak, ezici bir çoğunlukla işbaşına geldi.

Vesayetçiliyi bir platforma taşıyan cemaatlerin son dönemlerde yapılan icraatlarına baktığımızda kendi vesayet anlayışlarını ilahi bir kılıfa sokarak “kutsal” vesayetçiliğin temellerini atmaya çalışmaktadırlar.

Yani dış devletlerin TC’ nin askeri kanatlarını kullanarak bize dayattığını bu defa cemaat dayatıyor. Bizim kendi kendimizi idareden aciz olduğumuzu, akılsız ve cahil olduğumuzu, bizi bize bırakırlarsa efendilerimizin iradesi dışına çıkarak “tek devlet, tek dil,  tek millet, tek ırk ve tek bayrak” anlayış alanından çıkacağımızdan korktukları için kendileri ile dirsek teması olmayanların üzerinde vesayet geliştirmeye ve  hizaya sokmaya çalışmaktadırlar. Bu örgütün kuracağı “Sünni Ayetullah vesayet rejimi”, askerin “vesayet” rejimiyle bazı noktalarda farklılık gösterse de özde aynıdır.. “Askeri vesayet” somut bir kurumdur. Ordudur. Başındakiler bellidir. cemaat ise bir “hayalet” örgüttür. Bakın topluma, yalnızca “tek ve ebedi şef” orta yerdedir. Büyük tarikatlar daha çok politik alanda etkinler. Bir zamanlar ANAP başkanı ve Başbakan olan Turgut Özal Milli Görüş Hareketi’nin ideologu ve Saadet Partisi’nin başkanı Necmettin Erbakan Nakşibendî Tarikatı mensubudur. AKP’nin Başkanı ve Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ da Nakşibendîcidir. AKP kabinesinin % 69’undan fazlasının Nakşibendîci olduğu bilinmektedir.. Eğitim, medya ve ekonomi alanlarında böyle bir Tarikatın gücünü tahmin etmek zor olmasa gerek.
Erdoğan, Özal gibi, vesayetin en kötüsünü inşa ediyor. AKP, Abdülhamid’in pan islamcı politikalarını yeniden canlandırarak, Tanzimat döneminde kalınan noktaya geri döndü. Dinci şöven militanlar başta MİT, Ordu ve polis olmak üzere devletin ana noktalarını ele geçirerek hedeflerine yürüyorlar. Sunni mezhepçi tarikatçı kitleler başta Suudi Arabistan olmak üzere, dünyanın en kötü rejimlerine benzer bir vesayet, yeni tipten bir köleliğe doğru hızla ilerliyorlar…

Mezhep tarikat Cemaat partisi AKP’nin, ülkeyi yönetebilecek bir vizyon ve kapasiteseye sahip olmadığı artık ortaya çıktı. 

Balon gibi şişirilen sözde ekonomi, Suudi, Katar veya Kuveyt kopyalamasıdır. Bu türden diktacı ülkelerde, Sunni Araplar dollarların arasında boğuluyor,ama başlarına dikildikleri refah ekonomisi kendileri tarafından değil tamamıyla yabancılar tarafından kurulmuştur…Bu ülkelerde yaşayan Araplar’ın katkıları nihildir. Standart olarak, ”Arap çalışmaz,  Allah rıskını doğarken vemiştir.” Bu parazitlik, A. Gül, Arap bankalarının başında iken, Türkiyeye’de bir model olarak sunuldu. AKP rejimince aynen devralınan, Sunni Arap sisteminin ”porto ekonomisi”, doğası gereği her an tümden sıfırlanabilir. Şu an Türkiye’de ekonomiyi elde tutanlar yabancılardır. AKP, Katar’da ki benzeri zümre gibi sadece rantını yiyor.

Erdogan ve yandaşları, beceriksiz oldukları kadar farklı fikir ve hayat tarzlarına karşı tahammülsüzler… Ülkedeki Aleviler ve Hristiyanlar Erdogan döneminde aşağılandı! Keza; Sünni inancına sahip olup reformize olmuş müslümanlar da aynı politikadan nasibini aldı. Erdogan, ”herkesin başkanı”olmayı başaramaz. Zaten, dünya görüşü buna izin vermiyor. Temsil ettiği Nakşibendi ve Milli Görüş için Aleviler, laik görüşlüler birer düşmandırlar.

 

Erdoğan’ın nüfus patlamaları çığırtkanlığı!
 

Nüfus patlamaları yoluyla hegemonya kurmak, başka toplumlar üzerinde baskıyı, onları yaşam alanlarına, sayısal güç, yapmacık çoğunluklar yaratarak müdahale etmek bilindiği gibi ilkel çağlara tekabül eden ve Osmanlı’ların da başarı ile uyguladıkları bir politikadır. Bütün Anadolu toprakları, bu strateji ile yaratılan yapay çoğunluklar sayesinde etnik temizliğe tabi tutulmuştur.

Osmanlı yetkilileri, ele geçirecekleri yerlere, önce fakir fukara adı altında göçmenler sokar, arkasından da yağma ve talan için seferlere başvururlardı. Ekarte edilen milletlerin çocukları da ellerinden alınarak, devşirme sistemince Türk Müslüman olarak yetiştirilirdi. R. T. Erdoğan, bu devşirme silahına sahip olmadığı için belki de yanıp tutuşuyor ama o ortalığı kuru kalabalıklarla doldurmak için, padişahlardan daha başka olanaklara sahiptir. Erdoğan, doğum başına vereceği yardımı çoğaltmaya hazırlanıyor: ”doğurun, doğurun, daha fazla doğurun, bu yolda her şey mubahtır, ne duruyorsunuz, biz bunu boşa mı söylüyoruz”, demekle kalmıyan Erdoğan’ın, Nakşibendi derviş ve şıhlarına, dini alanlarda cahil kitlelerin kışkırtılması ve hatta Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinden damızlıklar getirilmesi konusunda körüklemelerde bulunması işin ciddiyetini gösteriyor.

Türkiye, yüzkarası insan ihracatında dünyada 1. sırayı tutmaya devam ediyor. Avrupa’ ya milyonlarca cahil cuhul insan ihraç edilmiş, bunlar yarli halklara düşmanı olarak örgütlenmiş, kadınlarına Türban veya benzeri üniformalar giydirilerek, mevcut toplumla kaynaşmaları yasaklanarak, karşıt bir güç olarak ortaya çıkarılmışlardır. Bu rezalet duruyorken aynı ilkel, sanatsız, kültürsüz AKP, yöneticileri daha çok çocuk yapın demeye devam ediyorlar! Erdoğan, bu çocuk doğurtma savaşını, sidik yarışına  dönüştürdü. Erdoğan’dan önce bu konuyu en ciddi şekilde devlet stratejisi yapan Alman Nazi lideri Hitler olmuştur.

Esasen bugün Erdoğan’ın Türkiye’de uyguladığı ”çocuk parası, yardımı”, ilk defa Hitler tarafından, ”üstün ırk” diye tanımlanan Alman ırkının üstünlüğünü sayısal anlamda korumak ve dünyayı ele geçirmek için uygulanmıştır.

Aynı şekilde, Erdoğan’ın sık sık bağırarak tekrarladığı, ”tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan…” sloganı da,  Alman Nazi’lerinin ana sloganlarından bir tanesidir.

Bu noktadan da anlaşılacağı gibi, Erdoğan’ın temsil ettiği Milli Görüş ideolojisi, Arap Milliyetçiliği olan İslamcılık ile Alman Irkçı nazı ideoljisinin bir karmasıdr.

 

 

AVRUPA’YA KATILIM PROBLEMİ

 

Asker doğma-savaş-yoketme- yeme ideolojisi ve piskolojisinden kurtulamayan bir kültür yapılanmasıyla sivil bir topluma entegre olmak doğal olarak zordur. Avrupa’ya düşmanlık edilerek oraya girilemez, kültürünü, yaşam biçimini beğenmediğin, sana tamamıyla ters düşen bir sisteme bağlanmayı savunmak şaibelidir. Bu da AKP’ nin 5.kol olarak doğan Müslüman askerlerinin taktiği olsa gerek! AKP, Milli Görüş örgütü temelinde esasen hem teorik hem de pratik anlamda Avrupa kültür ve tarihinin, değer ve yargılarının, onun en temel yaşam şekillerinin karşısındadır:tek bir ortak noktaları bile yoktur. Cahil, şartlanmış Müslüman kitle iç güdüsel olarak bir yerlere doğru gidilmesi gerektiğinin farkında, ama bunu  Erbakan gibi dürüstlükle söyleyemiyorlar. Erbakan, Avrupa’yı resmen tehdit ederek, ” biz Roma’yı içerden fethetmek için geliyoruz..” demişti. Avrupa’da doğup büyüyen 3. 4.  kuşakları ”askerli parası” adı altında kılıflı haracı ikiye katlayarak ipotek altına alan AKP, eski militaristleri geride bıraktığı gibi, Avrupa’ya aslında neden girmek istediğini saklamaya devam ediyor!.

Erbakan’ın oğlu tekrar ediyor: ”..Mücahit Erbakan tezarühatlarıyla kürsüye gelen Fatih Erbakan, bir saati aşkın salona hitap etti.Necip Fazıl’ın ” surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!Ey kahpe rüzgar, ne yandan esersen es” dizelerini hatırlatarak, “şuurlu, samimi ve sadık bir toplantı olan bu toplantı, ikinci 40 yılın şahlanışıdır” dedi.Erbakan, şöyle konuştu:”Milli Görüş’ün misyonu, sadece oruç tutarak sadece namaz kılarak, bir hayır kurumu gibi çalışmak değildir.Avrupa’da bir çalışma olacağı zaman bunun Almanya’dan başlaması çok doğal çünkü insanlarımız burada neredeyse bir Belçika Hollanda kadar nüfus yoğunluğuna ulaşmış durumdalar. Almanya bizim olacaktır…” Görüldüğü gibi AKP’nin politik ideolojik motoru olan bu Milli Görüş, mazlum fakir işçi, iş arayan saf göçmenler, dinine sadık iyi vatandaşlar adı altında resmen 5.kol olarak örgütleniyor… Erdoğan’ın non-stop çocuk yapma taktiği esasen bu hedefe yöneliktir. Türkiye’de milyonlarca işsiz varken, çocuk istemeyen kadınları aşağılayan Erdoğan, ”.. siz merak etmeyin, Allah için en az 3 olsun,.., AKP olarak ekonomik mucizeler yaratıyoruz.”, diyerek Milli Görüş ideolojisine biraz diplomasi katıp 2071 parolası altında eski Osmanlı hedefinden vaz geçmediklerini vurgulamaya devam ediyor.

Avrupa’ya sokulan Milyonlarca kara cahil kitle ise ”giriş, çıkıştan”  sadece şunu anlıyor: ” Bundan sonra Türkiye’de ve Dünyada Muhammed Ali Fatih Selim Erdoğan rüzgarı esecek inşaallah. En yakın zamanda Erdoğan’ı Avrupa Birliğinin  başında görmek istiyoruz. ”

Zavallı Avrupa halklarının bu yiyicilerden çekecekleri var: Berlin, Paris, Londra artık eski Avrupa başkentleri değil, sokaklar AKP’yi ayakta tutan tarikat ve cemaatlerin üniformalarını taşıyan, rütbeleri, yıldızları Türbanın bağlanışı ile kolaylaştırılan yağma talancıların elindedir.

 

Sevgi ve Saygılarla

Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

———————————————————————-
Esin Duran,
Selda Suner,
N. Gök,
Ferdi koçkar
Yeliz seren
S. Aktaş
Pelin Moda,
Bedri Engin,
Nazmi Dogan,
Sevda Suner
Sezer Aşkın,
H. Datvan,
Salih Demir,
Nizamettin Duran
A. Demir
Melahat Baykara,
ismail çekmez.
Aydin Nizam
Uğur Demir
Ismail B. Cenk,
Tekin Balkic
Selma Altuntaş,

Murat Koç
Filiz Serin,
Nedim Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,
Erdal Cömert
Ismail Bulak
Ahmet Meriç
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman B.
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
Aynur Balkaya
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
M. Oktay
Kemal Aktas
Yelda tekinoglu
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız
Murat Çetindal
Ali OkyarMusa Tekin
Aslı Birdal
Nazmi Doğan
İnci Gür
L. Okar
Mustafa Karkaya
Omer Aytac
Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız
Murat Nidar
şemsi Kaya
Ayten Ekşi,
Eda leman
nermin ışıl
D. Polat
Kadir Erdem
Serdar OKTAY
Mehmet Özdemir
Mustafa Erkan
Nuri AKTAS
Emine AKTAS
O. Kadir Ergun
Metin Kurca
Sedat Isiklar
Filiz Bag
Kadir Baskale
Sevim Varlik
Hasan Mesut Akkaya
Necmi Guler
Erhan Isguz
Meral Okur
Bilge Okyaz.
Kemal Koç
L. Mirakoğlu
Oktay Kızılcık
Mehmet Yavuzgil
Erdal Polat
Hüsnü oktay
k. Sankay
Ahmet tekin.
Semra Kaya
Mustafa Çiçek
Kayhan Göçkaya
Erdal Solgun
Mehmet Solgun
Esra Solgun
N. Altik
Oguz Karakış
Leyla Mert
Işık mert
D. Öksüz
Erdem Yılmaz
Ayse Eltan
S. Guner
M. Deniz Ok
Mehmet İnce
Huseyin Cinar
Meltem Cinar
Berk Cinar
L. Demirkaya
Huseyin Çilek
Ayten Irmak
D. Okdere
Ali Uskan
Berdan Temiz.
H. Baskale
Murat Gülay
Esra Gülay
Mustafa Akyol
A. jale Kol
M. Kol
Tamer Oktay
Aslan Burukoglu
I. Demir
Nurettin Akdal
Uzan Kara
ismail Igdır

Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
Nuri Şen
Hasan.Y. Balci
Mehmet Yucel
İsmet C. Koray
salih Söğütlü
Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
Ali Dem. Sarahoğlu

***********************************************************************

 

TAKSİM’E  VE  ÇAMLICA’YA  CAMİ   İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!

 

İMZA KAMPANYASINA KATILALIM… 

http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica

 

Çamlıca ve Taksim’e kazma vurmanıza rızamız yok, bu sizi ilgilendirmiyor mu? #Camlica – Kampanyaya İmza Ver!

Kampanyaya İmza Ver

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: