Monthly Archives: September, 2013

Türkiye ve Suriye’de Sunni çoğunluğu!

Türkiye ve Suriye’de Sunnilerin çoğunluğu ele geçirmeleri Osmanlı katliamları sayesinde gerçekleşmiştir, anıları tazedir.

 

Suriye iç savaşı uzadığı müddetçe bunun Türkiye için büyük sonuçları sözkonusudur. Erdoğan işi II Abdülhamit’ten itibaren almaya başlıyor ama Aleviler 1514 lere kadar varan bir hesaplaşmayla karşı karşıyalar!

Türkiye Sunni devletidir ve Suriye’de de Sunniler çoğunluktadır diye oraya saldırı politikası geliştirmek tehlikeli br oyundur. Suriye Osmanlılar tarafından işgal edilmeden evel orada Aleviler çoğunlukta idi. Yavuz Selim en büyük katliamlarından birini Suriye’de yaptı. Yaklaşık 80 000 Alevi kılıçtan geçirildi ve geri kalan kitleler sürülerek, toprakları Sunnilere verildi. 1517 lerden sonra Sunniler çoğunluğa geçtiler.

Yavuz ismi Anadolu ve Lazkiye’deki Arap Alevilerinin tarihinde, katliam, zulüm, acı ve kıyımı ifade eder. Yavuz 1514’de 40 bin Anadolu Alevi’sini katletti. 1516’da Hama’da, Humusta, Şam’da Alevilere karşı katliamlar gerçekleştirir. 1517’de Suriye’yi ele geçiren Yavuz, 80 bin Arap Alevisini öldürtmüştür. Bu katliamdan kurtulanlar Lazkiye, Antakya ve İskenderun’a yerleşmişlerdir

Abdülhamit’çi AKP rejimi, Yavuz selim yolunda ilerlemeye devam ediyor…

AKP rejimi Suriye’ye saldırıda kararlıdır…Suriye’ye saldırı, Kürt petrolüne ulaşmaya dönük hesap ve arzuları olan neo – osmanlıcı AKP’nin yayılmacı ve militarist bölge politikalarının bir diğer yanıdır. Suriye kontrol altına alınmadan Kürt petrolüne ulaşmak zordur.

Milli görüşçü, Abdülhamitçi akıncıların partisi AKP,  Ortadoğu’da belirleyici bir önem kazanan dinsel mezhep temelli politik çatışmalarda Suudi Arabistan ve Katar’la birlikte Sünni ittifakın önemli bir bileşeni konumuna geldi.  Kendi halkını ezmekten başka bir formu kalmayan TSK ise güneydeki Suriye sınırına yığınak yaparak, ne kadar kitlesel imha silahı varsa oraya taşıyarak, bu sınırları uluslararası bir çatışmanın ana cephesi haline getirdi.

Türkiye’nin bölgede yüklenmiş olduğu rol gözler önüne serilirken, AKP’nin Sünni İslam temelli politikaları da Tayyip Erdoğan’ın söylemleri ile belirginlik kazanmaya başladı. AKP’nin yayılmacı militarist politikası, Tayyip Erdoğan’ın çeşitli konuşmalarında bir takım ideolojik simgelerle vurgulanmakta idi.Erdoğan, II. Abdülhamit politikasını devam ettirmeye çalışıyor. Hem İslam hemde Türk ırkçılığı yapan makyavelist Erdoğan her telden çalma maharetini,  dalkavuklarına süper karizma diye öttürüyor.

AKP hükümeti mezhepçi politikalarıyla, El kaide, El Nusra ve ÖSO gibi çetelere ilham kaynağı olmaya devam ediyor. 

Neo-Osmanlıcı abdülhamitçi Tayyip Erdoğan Mısır’da Müslüman Kardeşler örgütü için dua edreken diğer yandan  Şam’da Emeviyye Camisi’nde kılınacak namazını hayal etmektedir…Tayyip Erdoğan’ın çeşitli konuşmalarında kullandığı ideolojik simgeler de geçen zaman içinde böylesi bir işleve sahip oldular. Emeviyye Camisi’nde kılınacak öğle namazı müjdesi, yayılmacı ve emperyal bir Osmanlı Sultanının fetih seferinden önce, tebaasını fethe motive etmek ve fethi meşrulaştırmak için kullandığı argümanlarla bire bir örtüşmektedir…Yavuz Selim hayranı Erdoğan, onların yaptığını taklit etmeye başladı…

Şimdi Yavuz’un Cihatçı torunları, Türkmenleri de aralarına alarak “Yavuz Sultan Selim Birliği” kuruyor. Aralarında Fatih Sultan Mehmet Tugayı, Sultan Abdülhamit Tugayı’da var.

Bu birlikler Lazkiye’de Alevilere, Rovaja’da Kürtlere yönelik katliam gerçekleştiriyorlar.

Suriye dış müdahale ile ilk kez tanışmıyor. Lazkiye “Alavi Özerk Bölgesi” olarak ta bilinir. 1925’den 1944’e kadar“Alavi Devleti” özerklik statüsü sürmüştür. Lazkiye Alevi devletinin başkentiydi! Aleviler Fransız mandasını ret ederken, Sünni Araplar  “Özgür Suriye” adı altında Fransız mandasını kabul ettiler.  Bugün ise Aleviler  müdahaleye karşı iken, cihatçılar “Özgür Suriye Ordusu” ismi ile paralı çetelik yapıyorlar….

 

Türkiye’nin kendilerine Özgür Suriye Ordusu diyen Sünni şeriatçı güçleri desteklemesi, silahlandırıp savaştırması,Suriye iç savaşını derinleştirmeye hız vermektedir. Türkiye Kürtleri gibi kendilerine ihanet etmeyen Suriye Kürtleri ise bu durumda  kendi otonom bölgelerini kurmaya mecbur bırakılmışlardır. Sünni Arapların askeri baskısı gündeme geldiğinde, Kürt gruplarını Hıristiyan-Dürzi ve Aleviler ile askeri ve siyasi ittifaka yönelmiştir…Diğer yandan Türkiye’nin Suriye iç savaşına taraf olması durumunda Türkiyeli Aleviler de Suriye Alevilerinin yanında askeri çatışmalara katılımaya mecbur bırakılacaklardır. Türkiye’nin Suriyeyi açık işgali ise iç savaşı Türkiye’ye sıçratacaktır. Suriyede ki Alevi ve Kürtlerin katlarcası Türkiye’de yaşıyor ve hiç bir hakları da yok!

Kürtler ve Arap Alevileri Sünni Araplar lehine gelişecek bir dış müdahale durumunda uluslararası koruma elde etmeye yöneleceklerdir. Bu ise Türkiye Kürt ve Alevilerinin önünü açacaktır.

 

MÜZE, KİLİSE VE CAMİLER SORUNU!

 

Türkiye’de geri dönüş sürecinin belirgin yanlarından biride İstanbul ve Trabzon’da batılı kültür geleneklerini taşıyan Hagia Sofiai’ların Cami’ye çevrilme planlarıdır. Truva ve Hitit anıtlarına, Frigya ve Lidya uygarlıklarına da bahane bulun, Nemrut yöresindeki tarihi eserler de islam diniyle bağdaşmıyor! Ayasofya Klisesinin 100 metre doğusunda bir camii var zaten hatta o camiiden yaklaşık 200 metre doğuda bir camii daha mevcut.Vakit namazlarının hangisinde doldu bu iki camii de düştünüz 800 yıllık klisenin peşine.

Yüzyılların kültür barbarlığı bir türlü son bulmuyor. Resmi Tarih eğitiminde sürekli tekrarlanan ”Orta Asya’dan geldik” teorisinin devlet doktirininde ana tema olarak kalması ve bunun çocukluktan başlayarak yarattığı ağır şartlanmalarla büyüyen kitlelerin, ”biz nasılsa buralı değiliz, 7 göbekten beri burada doğmuş olsakta buralı değiliz” piskolojik saplantısına kapılmalarına yol açmıştır.

Müzelik kiliselere bile tahammülü olmayanlar!

Bu şekliyle yetiştirilen, eğitilen cahil kitle bu toprakların yerlilerinin ölülerine, sembollerine, anıtlarına, mezarlarına, kemiklerine düşmandır. Bu kitle şimdi, her türlü ilerleme ve gelişmenin önünde engeldir. Halk artık dindar ve dindar olmayan diye ikiye ayrılmıştır.Siyasilerin din üzerinden oy avcılığı yapması maalesef memleketimizi bu hale getirdi.Ben şahsen geleceğimizi hiç iyi görmüyorum. Müslümanlık artık tahammülsüzlük,kindarlık,inat,sevgisizlik,hoşgörüsüzlük,intikam,asma,kesme,tehdit etme sistemi olarak biliniyor!

Türklerin müzeleri camiye çevirme eylemleri barbarlığa tekabül ediyor..İstanbul ve Anadolu’da ibadet yapılabilecek büyüklüklerde binlerce cami varken neden kilise gibi bir yapının içinde ibadet yapılmaya çalışılıyor? Sonuçta orası cami motiflerine uygun tasarlanmamış bir yer. İçerisine minber ve vaaz kürsüsü konuldu diye cami mi oldu şimdi? Türkler müze kavramını neden anlayamıyor?

Dünyanın neresinde bu kadar ilkel bir şeye rsatlanabiliyor: Fransızlar Sinagogları Kilise yapmaya kalksalar dünyanın altı üstüne gelir. Yahudiler Ortdoks kiliselerini kendilerine ibadethane yapmaya kalkışıyorlar mı?

Bu kadar bağnaz ve hain bir millet olmanın neresi ile övünülüyor?

Alevilerin ibadethanelerine izin yok! Diğer inançlara sahip insanlaraın ibadet yerlerini de çalıyorsun, açık hırsızlıkla din iman sevdası nasıl bir arada yaşayabilir?

İstanbul ve Trabzon’a gelen turistlerin uğrayabileceği ve döviz bırakabileceği yegane eserlerden biri olan Ayasofya, çok komik görünecek bir şekilde yamalanarak perdelerle kaplandı. Kapatılması, o yapının kilise olduğu gerçeğini değiştirecek mi? Müslümanlık dini hoşgörü diniyse, başkalarının inançlarını ve eserlerini koruyamamak, saygı göstermemek ne derece doğrudur?

Görülüyor ki AKP rejimi kesinlikle Hilafet’e doğru yol almaktadır. AKP, Müzelik  kiliselere bile tahamül edemiyor, bırakın sanat, ilim ve bilimde yeni ilerlemeler sağlamayı…!

Bu kadar hoşgörüsüzlük olamaz! islam hoşgörü dinidir’i yalanlayan zihniyettir. senin olmayan, senin yapmadığın bir ibadethanede nasıl gönül rahatlığı ile namaz kılabilirsin ki? o nasıl bir vandallıktır ki, kilise içindeki tüm resimleri, freskleri, süslemeleri pervasızca yok eder. 

21 inci yüzyılda var olması evrensel bazlı çağdaş, insancıl, modern, ilerici anlayışa ters düşecek olup içinde yaşadığımız coğrafyanın geçmişten bugüne hoşgörüsüzlüğün boyunduruğuna girmesinin başlıca nedeni olup, ötekine saygı anlayışını içermeyen ve saplanıp kaldığı bataklığı güzellikler ile aydınlıkların üzerinde hakim kılmak adına sahip olduğu gücüde kullanmak suretiyle eşkıyalığın ötesine geçip işgalciliğe ve barbarlığa kapak atmak suretiyle geleceği ipotek altına alan zararlı ve bir o kadar da yayılmacı olup günümüzde de gücünü hissettirip varlık süren ama kati suret ile bertaraf edilmesi gereken AKP zihniyettidir.

Türklerdeki bu işgalcilik, bu saldırganlık, bu ötekini yok etme ve ötekine saygı göstermeme geni belli ki, Ayasofya yı gereksiz ve de stetik olmayan bir mimariye dönüştürenlerden miras kalmış. ayrıca ayasofya’dan daha iyisini de yapamamıştır koca osmanlı.

Fatih sultan mehmet in istanbul u işgal ettiğinde sözüm ona gerçek istanbul ahalisinin canına, malına ve namusuna hiçbir zeval gelmemiş. duyda gülme efenim bu masala. adamların, aslında sadece onların değil dünya ortodokslarının ve hatta hıristiyanlarının en büyük ibadet anıtlarından birisini sen kalk gasp et, aslını boz cami yap sonrada hoşgörüden bahset.

Bir kültür ile tanışmak, ondan bir şey alıp vermek, ona düşmanlık ederek olamaz. Müslümanlık üstün bir şey ise neden herhangi bir Müslüman devletine değilde, inatla, Müslümanlıkla alakası olmayan bir yere gidiyorsun?

Hem bir kültüre zıt olacaksın, onun değer ve yargılarına karşı mücadele geleneği yerleştireceksin,hemde onun birliğine üyelik için çırpınacaksın! Bu geleneklerle yetişen ve Avrupa’ya sürülen milyonlarca Türk, üzerinde yaşadıkları ülkelere düşman olup çıktıkları gibi, Türkiye’den desteklenen örgütler vasıtasıyla oturdukları ülkelerin kültürüne karşı cepheden bir mücadele başlatmışlardır. Hırvatistan, AB’ye hemen girdi, çünkü Avrupa ülkelerine 5.kol gibi cahil cuhul insanları sokup o ülkeleri içerden kışkırtma durumuna girmedi, keza Bulgaristan ve Romanya da bunu yapamamışlardı. Bulgarlar, Almanya’yı Müslüman Bulgar yapacağız diye, AB’ye girmeden önce oraya binlerce kişi sokup her tarafa kendi kilise veya camilerini kursalardı, belki onlar da Avrupa’ya alınmayacaktı! Bu proses Ortaçağda kaldı, din değiştirmeler, etnik problemler yaratmak çağdışıdır. Avrupa’ya gönüllü gidiyorsan, orayı beğeniyorsun, benimsiyorsun demektir.  Düşman olarak bildiğin bir yere gidip yerleşmen akla mantığa aykırıdır.

Bugün Batı’ya yığılan Müslüman göçmenler ile yerli halklar arasında bölücü sınırlar idaha da büyüyor, İşgal idolojisi ile beslene cahil Müslüman kitleler, misafir gittikleri yerlerin halklarına karşı aşırı bir düşmanlık içerisindedirler. Avrupam Halklarına karşı nefretle örgütlenen milyonlarca insan resmen Avrupa’yı içerden tehdit etmeye başladı…,

İçerde olanlar, Avrupa’ya gelip, tamamıyla yabancı kalan ve her zaman öyle kalmak isteyen milyonlarca Türk, üyelik konusunda belirleyici bir rol oynamaktadırlar. Bu insanlar, yaşadıkları ülkelere tamamıyla zıt hal ve hareketleri ile oranın halkını Türkler’e düşman yapmış durumdadırlar.

Ortaçağ kafalı kitlenin yarattığı imago feci şekilde negatif motivasyonlar taşıyor! Bu motive ile çoğalan uyumsuzlar sürüsü hiç bir topluma fayda vermez. İslamcı ırkçı örgütler önderliğinde kışkırttılan dejenere kitle, Avrupa halklarına şimdiden korku slmaktadır.

Günümüzde de bu zihniyet devam etmektedir. Türkiye’de hala kiliseler camiye çevrilmemektedir, bu zihniyet şu an için Aayasofya yı hala tutsak etmektedirler kendi dogmalarına. inatla cami müze olarak tutulması saygısızlıktır. ayasofya özgür bırakılmalı, yüzyıllar önceki özgünlüğüne kavuşturulmalıdır. ancak bu şekilde geçmişin günahlarından arındırılabilir…

 

AKP SAVAŞ BULUTLARINDAN YARARLANARAK ÇARK ETTİ.

Erdoğan’ın ”Süreç yok” fermanı, TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda kendisini göstermeye başladı. 
Erdoğan tayfası 180 derece çark etti…. Ak Parti taslağında, “Resmi Dil Türkçe’dir” ifadesine yer verilen maddenin tartışıldığı toplantıya katılan Ak Parti’li Ahmet İyimaya’nın CHP ve MHP ile birlikte aynı ifade üzerinde “Devletin dili Türkçe’dir” ifadesi üzerinde uzlaştı.
Ak Parti artık yalanlara, Kürtleri çikolota ile kandırmaya gerek görmeden cepheden tehdit etmeye başladı.
yeni karakolların kurulmasına hız verildi. Bunu bölgeye askeri yığınaklar takip ediyor. savaş bulutları arasında Erdoğan’ın nutkundan geri kalan palavra balonları Kürdistan dağlarına çarpıp yere düşüyor..

Putin, İslamcıların kimyasal silah kullandığını gösterir deliller olduğunu ima etti..
Obama “Savaşı finanse etmek zor” diyor ve bütün bunlar olurken AKP Hükümeti tam bir savaş çığırtkanına dönüşmüş görünüyor. Zordaki her diktatörlük gibi dikkatleri dışarıya çekmek için savaş her zaman en klasik çözüm olmuştur…
Erdoğan süreç falan yok deyip ortadan sıyrıldı, savaşa bel bağlamaya başladı. İki yüzlü başbakanın böylesine rastlanmadı. 
Kürtleri resmen kandırdığını söylese, biraz cesaretli diyeceğiz.
Yani ortalık iyice karışırsa gerçek kimliği ile ortaya çıkacak ve onları ezmeye çalışacaktır.

Ölmeye meraklı İslamcılara gaz verme girişimlerine benzer bir durum söz konusu, AKP nin…
AKP, bütün derdi Kürt ve Aleviler olduğu için kuru kuruya savaş kışkırtıcılığı yapmaya devam ediyor…
Dünyanın en acaip, izole edilmiş tutarsız hükümetine sahip Türklerin, ülkelerini savaşa sürüklemek için herşeyi yapmaya hazır AKP Hükümetinden/Rejiminden kurtulma vakitlerinin yaklaştığına dair kuvvetli örgütlenmeler geliştirilmelidir.
Kürt halkının kendi kendisini aldatması artık son bulmalı, AKP ye gereken cevap verilmelidir.

 

Talepler: 

– Ayasofya kilise olarak kalmalı, camiye çevrilmiş haline son verilmeli, tarih ve sanat katliamına son verilmelidir. islam diktatörlüğüne son verilip bütün dinlere özgürlükleri geri verilmelidir.

– Askerlik parası denilen haraç kalkmalıdır.

Zorunlu askerliği “vatan borcu”, “vatani görev” gibi hamasi saçmalıklarla kutsamak anlamsız bir akıl dışılıktır:  19. yüzyılın devlet, din, ırk politikasıdır bu. Günümüzde devletler şirketler gibidir. her fırsatta halktan haraç kesen devlet sınır falan da koruyamaz. Vatana hizmet, halka hizmet elde silah tutmakla olmaz, bunu artık o kalınlaşmış 19. yüzyıl artığı beyinlerden çıkarmak gerekir. Mısır örneğinde olduğu gibi, zorla askere götürülen gençler, acımasızca, kendi ana anne babalarına kurşun sıkmaktan da geri kalmazlar. Türk ordusu bu haliyle, haraç ve baskı ile hiç bir savunma yapamaz. Nihayetinde İslamcılığa teslim bayrağı çekmesi onun geldiği noktayı gösteriyor. Nice asker intihar etti, veya kaza-intihar diye  arakadan vuruldu. Yozlaşma, çürüme son noktaya varırken, bunu dağıtıp özel orduya geçmenin tam zamanıdır.

Son zamanlarda, Gezi eylemlerine yamanmaya çalışılan  “M. Kemal’in Askerleriyiz” sözü militarist bir anlayışı çağrıştırıyor. Asker ölme ve öldürme mevzisindedir. Bu sloganların sivilleşme ve modernleşme amacı güden böylesine demokratik bir eyleme bulaştırılması onu provoke anlamına geliyor.

Sistem karşıtı bir protesto esnasında onun bunun askeri olduğunu iddia etmek, hareketi bozmak demektir.  “mustafa kemal’in askerleriyiz” demek ne demektir?  Kemalist askerlerden oluşan TSK, Hilafetçi AKP elinde, onun  iktidarı için kullanılan şiddet aygıtlarından biridir. Yeteri kadar Kemalist asker var ve bunlar bu köhne rejimin bel kemiğidirler, daha fazlası ne yapacak?

AKP rejimi, gezi direnişini bastırrmak için, 12 Haziran’da Taksim’e Mustafa Kemal’in dev bir portresini astı ve orada bulunan insanlara bu portrenin altında olmadık işkence ve zulüm yaptı. Türkiye’de yapılan bütün darbelerden sonra olan da budur. İşkencelerin Atatürk’ün resmi altında yapılması bir gelenek haline gelmiştir!

Aynı anda hem Kemalist,hem de Abdülhamit’çi olma maharetine super karizma adını verdiler!

R.T.Erdoğan’ın her telden çalması, Kemalizm’in başlarına ayyaşlar deyip, arkasından da Atatürk’ün resmi altında konuşma yapması, Taksim’e ilk iş olarak büyük bir Atatürk resmini asması, hem AB üyeliğinden dem vurması, hem de ”ben AP diye bir şey tanımıyorum” demesi, hem gezi parkındakilere en aşağılık hakaretlerde bulunması, hem de ”bakın sizin ayağınıza geldim” demesi, Kaddafi’ye kardeş, en büyük dost deyip, arkadan vurması vs.. ”Hz. Ali’ye sahip çıkıyorsanız, en büyük alevi benim” deyip, arkasından Suriye’de Alevilerin en büyük düşmanı kesilmesi…Kürtlerle barış deyip, hemen akabinde her tarafa karakol kurup askeri yığınaklar yapması…  Bütün bunlar karizma değil, tutarsızlığın daniskalarıdır.

Erdoğan, karizma değil,  güvenilmez damgası yemiştir.

Gezi eylemine gelip, ”askeriz” diye slogan atanların  kastettikleri ‘Mustafa Kemal’, herhalde başka bir Kemal olsa gerek…! Rabıta işaretini yapan şimdiki başbakanı iktidara sürükleyenler, 1981 lerde Türkiye’yi dikta zoru ile Rabıta örgütüne peş keş çeken Kemalist askerlerdir.

Kemalist Türk ordusu’nu yöneten R.T Erdoğan’ın  göğsünü gere gere rabıta işaretini yapması, arkasında yürüyen apoletliler olmadan mümkün değildir…

Kemalist TSK, halka karşı kullanılan, tepeden tırnağa silahlı, iktidarın ve şiddetinin temel direğidir.

Gitgide daha militarist bir toplum olma yolunda ilerliyen AKP rejimi, askerliğe, islam din motifi de katarak kutsallaştırdı. Tüm komşu ülkelerin ve ülkedeki tüm azınlıkların düşman olduğu propagandası ile, “her türk asker ve Müslüman doğar” militarist ırkçı dinci propagandasının iyice  yaygınlaştırıldığı bir ortamda, ona karşı mücedeleyi ‘biz daha falzla Kemalist askerciyiz’ sloganları ile güdülemek, savaş ortamı ve kaosu zihinlerde daha fazla canlandırmaK anlamına gelmektedir…

 

– Okullara yerleştirilen polis ve jandarma geri çekilmelidir. Bu polis devleti olduğunun göstergesidir. Politik partilerce üniforma giydirilip polis ilan edilen sadist, kriminal unsurların bu köhne teşkilatı var oldukça hiç bir demokratikleşmeden bahsedilemez! Polislerin sahte diplomaları geçersiz kılınmalı, beyinlerindeki ırkçı kinci, halk düşmanı sadist tümorlar kökten sökülmeden görev verilmemelidir. Şimdiki Polis teşkilat tasfiye edilerek, yerine modern eğitimli bir güvenlik sistemi kurulmalıdır.

– Köyleri baskı ve zulüm altında tutan Köy koruyucuları, devletin kullandığı diğer paramiliter örgütlenmeler  dağıtılmalıdır. Bunlar var oldukça daha çok insan ölecektir. Köy katliamlarının çoğunun bunlar tarafından, PKK kılığı altında yapıldığına göre, bunların AKP tarafından kuvvetlendirilmesi daha çok kan döküleceğinin işaretini veriyor.

– Polis ve jandarmanın ata kültürü diye benimsedikleri İşkenceye son verilmelidir. Devlet kurumlarında ki İşkence, son Gezi eyleminde tutuklananlara karşı yapıldığı gibi devam etmektedir. Bütün işkenceci polis ve subaylar iş başındadır, kurumları aynen duruyor, destekleri artmış, kariyerleri yükseltilmiştir.

– Nüfus planlamasına geçilmelidir. Türkiye’de nüfus planlaması zorunludur. Aşırı bir hızla artan cahillik, eğitim öğretim yetersizliğinden kaynaklanan hal ve hareketler, toplumun içine düştüğü feci yozlaşma ve çürümeye son verip daha özgür bir toplumun kurulması için dengesiz büyümeye son verilmelidir. Eskiden avrupa kapılarna doğru itilen cahil kalabalıklara orada da fazla rağbet olmadığına göre, bunlar Türkiye’de kalacak ve büyük felaketlere yol açacaklardır. Mesela son haftalarda bayram kutluyoruz diye sağa sola koşusan kalabalıkların neden oldukları trafik kazaları, cinnet geçirmeler nedeniyle Türkiye’de 249 insan öldü ve 600 e yakın yaralı var! Bunun Mısırda ki katliamdan ne farkı var?
Aşırı şekilde anormal yollarla yapay şekilde çoğaltılan ot gibi kitlelerle tarihsel, sosyal ve bilimsel başarılar sağlanamaz. Çin, nüfus planlaması yaptıktan sonra, bilim, teknik ve ekonomik alanda başarıya giden yolu açabilmiştir.

Mısır örneğinde olduğu gibi ”her sene bir doğum” parolası ile çoğaltılan insanlar, Nil vahası ile sınırlı bir alana sıkıştırılırsa bu türden toplumsal felaketler kaçınılmazdır.

İstanbul ve çevresi de feci yığılmalar nedeniyle aynı toplumsal patlamalara gebedir.
İslamcılar, başta Tayip Erdoğan olmak üzere Mısır’ın Müslüman kardeşleri, politik çıkarlardan dolayı, bilimsel rasyonal metodları redettikleri için, oluşan bu türden toplumsal felaketlerin sormlusudurlar.

 

– Cami değil, Köy Enstitüleri kurulmalıdır. Arap’ça ezan alçak sesle ve semt başına en fazla  1  tek camiden okunmalıdır. Her taraf Arapça marşlar çalan camilerle dolup taşıyor. Köhnemiş düzenin birer sembolü olan cami minarelerinden, orada oturan halka ihtar anlamında okunan eğemenlik, hükmetme marşlarına son verilmelidir. Ezan Arap dilinde, anlaşılmaycak şekilde kamufüle edilip gizemli manalar verildiğinden dolayı bunu anlamayanların tepkileri kısmen bastırılmıştır. Hükmedenin, eğemen olanın ihtar marşıdır bu, onun orada devam ettiği sinyalini verir! Bunlar ortaçağı temsil eder. O dönemlerde kominikasyon araçları çok ilkel olduğu için, yüksek minareler yapılır ve oraya hükmedenlerin kudretlerini gösterme anlamında yüksek sesli propoganda ile kitlenin piskolojisi kontrol altında tutulurdu. Bu çağ kapandığına göre köy ve mahallelere zorla cami yapımından vageçilmelidir.

 

– Diyanet dağıtılmalıdır. Diyanet işleri başkanlığının ilke olarak ülke içindeki bütün inanışlara eşit mesafede olması, gerekirken, şimdi sadece Sünni İslam’ın temsilcisidir. Günümüzde ise, 9 milyar ytl ye yaklasan bütçesi, birçok bakanlığın önündedir. Başkanlık 100 binin üzerinde imam ataması yapmakta yine bir o kadar camiyi bünyesinde bulundurmaktadır. Din kurumu özelleşmeli diyaneti finanse etmek için devlet tarafından yapılan soygun bitmelidir..
 

– Zorunlu din dersleri ve nüfus kağıtlarındaki ”İslam” hanesi kaldırılmalıdır. Devlet okullarında din dersi okutulmamalı,kuran kursu vs resmi kurum olmamalı. Nüfus cüzdanlarından din hanesi kaldırılmalıdır. İnsanların inançlarına göre bu veya başka yöntemlerle fişlenmesinin önüne geçilmelidir.

 

Sevgi ve Saygılarla
 

Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

———————————————————————-
Esin Duran,
Selda Suner,
N. Gök,
Ferdi koçkar
Yeliz seren
S. Aktaş
Pelin Moda,
Bedri Engin,
Nazmi Dogan,
Sevda Suner
R. Adalı
Sezer Aşkın,
H. Datvan,
Salih Demir,
Nizamettin Duran
A. Demir
hasan kayısoğlu
Melahat Baykara,
ismail çekmez.
Aydin Nizam
Uğur Demir
Ismail B. Cenk,
Tekin Balkic
Selma Altuntaş,

Murat Koç
Filiz Serin,
Nedim Serin,
Vedat Koçak,
Salih Birdal,
Erdal Cömert
Ismail Bulak
Ahmet Meriç
Mustafa Gur,
Hasan Zafer
Bahar Ünsal
Osman B.
Ayse bahar
Metin Maslak
H. Maslak
Dilek Solak
zeynep içkaya
Sevda maslak
Sercan Gezmiş
Aynur Balkaya
İpek Doğan
Nazım Doğan
Murat Doğan
esin erkan
Beyhan erdem
n. erdem
İsmail Deniz
Ayten BARAK
Ugur Birdal
Ahmet Tan
İsmet Yelkenci
Yıldırım Kongar
Selma Kongar
Birol Aytekin
Hatice Gül
Ibrahim Erkin
Kemal erdem
Rıza Akdemir
Mehmet Coskun
Hüseyin demir
fethi killi
Yeliz Ender
Mustafa Ender
Ugur Basak
Kemal Dektaş
Ayten Ilkdal
Nuri Aktanır
Metin Koc
Sevgi Ender
Burhan Kulakçı
Oğuz Duran
Burcu Kanter
Aysel kanter
Erol kanter
Layla SOLGUN
M. Oktay
Kemal Aktas
Yelda tekinoglu
Orkun Keskin
T. Vural
Oğuz şen
Nur Şen
Ismail çaykara
Burhan Orkal
D. Kahan
Seher Yıldız
Esra akkaya
Mehmet Uzan
Yeliz IŞIK
Seyhan İlknur
Osman Çekiç
esma yıldız
Murat Çetindal
Ali OkyarMusa Tekin
Aslı Birdal
Nazmi Doğan
İnci Gür
L. Okar
Mustafa Karkaya
Omer Aytac
Mürsel Bozkır
Zeynep Şengül
Gülcan Iğsız
Murat Nidar
şemsi Kaya
Ayten Ekşi,
Eda leman
nermin ışıl
D. Polat
Kadir Erdem
Serdar OKTAY
Mehmet Özdemir
Mustafa Erkan
Nuri AKTAS
Emine AKTAS
O. Kadir Ergun
Metin Kurca
Sedat Isiklar
Filiz Bag
Kadir Baskale
Sevim Varlik
Hasan Mesut Akkaya
Necmi Guler
Erhan Isguz
Meral Okur
Bilge Okyaz.
Kemal Koç
L. Mirakoğlu
Oktay Kızılcık
Mehmet Yavuzgil
Erdal Polat
Hüsnü oktay
k. Sankay
Ahmet tekin.
Semra Kaya
Mustafa Çiçek
Kayhan Göçkaya
Erdal Solgun
Mehmet Solgun
Esra Solgun
N. Altik
Oguz Karakış
Leyla Mert
Işık mert
D. Öksüz
Erdem Yılmaz
Ayse Eltan
S. Guner
M. Deniz Ok
Mehmet İnce
Huseyin Cinar
Meltem Cinar
Berk Cinar
L. Demirkaya
Huseyin Çilek
Ayten Irmak
D. Okdere
Ali Uskan
Berdan Temiz.
H. Baskale
Murat Gülay
Esra Gülay
Mustafa Akyol
A. jale Kol
M. Kol
Tamer Oktay
Aslan Burukoglu
I. Demir
Nurettin Akdal
Uzan Kara
ismail Igdır

Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
Nuri Şen
Hasan.Y. Balci
Mehmet Yucel
İsmet C. Koray
salih Söğütlü
Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
Ali Dem. Sarahoğlu

Ayten Karaman, Mehmet Azal
L. Uzan, Harun Tabaklı

 Ertekin Sancak

Advertisements